Uzun ve çirkin kriz

Nevra AKDEMİR yazdı —

22 Eylül 2022 Perşembe - 09:00

  • Ekonomistler gelecek yıl için tahminlerini savaşa, ekolojik yıkıma rağmen enerji yatırımlarına ve büyüyen işsizlik ve eşitsizliğe endekslemiş durumda. Şimdiden bunların fiyatlarını ölçüyorlar ve sermayenin nasıl kurtulacağını tartışıyorlar.

Dünyanın saygı duyduğu bir ekonomist ilan etmiş: Uzun ve çirkin bir resesyon bekliyorum. Dünya tarihinin tuhaf dönemlerinden birinde yaşıyoruz. Bu derece saldırgan ve toplumsal konumunun gerektirdiği politik ve etik sorumluluklardan yoksun “elitlerin” devletlerin yönetiminde olduğu daha önce de görülmüş; ancak o dönem Dünya üzerinde büyük coğrafi bloklarla temsil edilen güçlü antikapitalist alternatif, gerçeklik sınırlarını belirlemiş olmalı. Gerçekliklerin hatta bilimin, iktidarın gereklilikleri üzerine inşa ediliyor olması elbette tarihteki süreklilik gösteren durumu. Yaşadığımız dönemde ise irrasyonel durumların tekerrürü, neoliberalizmin gündelik hayatın her aşamasına tesir eden biçimleri ile insanların karakterlerinin aşınmasına kadar varan varlığını, cinsiyetlere, ırklara, inançlara ve fikirlere muafiyet imkanı tanımadan sürdürüyor. 

Öyle bir dönem ki kavramların, söylemlerin, siyasi pozisyon alışların ve politikaların hatta gündelik hayatın içindeki duruşun böyle düz-yalan değil, yamultulmuş, çürütülmüş, padalya haline getirilmiş durumda. Öyle bir dönem ki her söz, marş, fikir, idol tarihsel gerçekliğinden ve varlık nedeninden arındırılıp, egemenler tarafından içinin boşaltılıp, satılabilir, yeniden karşıt fikri güçlendiren bir şekilde dizayn edildiğini görüyoruz. Frida Kahlo figürü kendisinin itiraz ettiği/bugün yaşasa itiraz etmesi muhtemel her şeyin üzerinde yer almış; hatta satış fiyatını yükseltme işlevine sahip. Bugün emperyalistler Che figürleri ve sözleri ile içini kendileri doldurmak üzere barışmış görünüyor; Che’yi katleden kendileri değilmiş gibi. Bugün bir feminizm pratiği ve queer varoluş, şirketlerin başarılı insan kaynakları ve satış politikaları ile yeniden keşfedilmiş durumda. Sivil Toplum Kuruluşları tarafından satıcısı yüksek ama apolitik bir tema haline gelmiş halde.

Kitle iletişim teknolojilerindeki değişim, neoliberal uygulamaların mesafeleri, mekanları yok edip zamanı tek değer kılması gibi argümanlar dönemi açıklamaya çalışıyor. Mesafeleri yok etme iddiasını bir de mültecilere sormak lazım. Ulusötesi milliyetlerin sınırları yok kabul eden, çoklu kimliklerin üstünü otantik boya kalemleriyle işaretlendiği bu dünyayı bir de pasaportları iptal edildiği için sosyal ölü kabul edildikleri ülkeden çıkamayanlara veya işvereni tarafından pasaportuna el konulan göçmen işçilere sormak lazım. Türkiye’de her 4 çalışma arzusunda ve yeteneğinde olan genç insanın 1’inin işsiz olması, 7 milyon kişinin aktif iş arıyor durumunda olması; genç kadınların işsizliğinin de yüksek seviyelerde  olmasını başka türlü nasıl örtebilir egemenler? Son bir yılda enerji ve gıda fiyatlarının enflasyonuna rağmen maaşların artmamasını, işsizliğin çaresizliğini  de ancak bu göçmen düşmanı ve ırkçı çıkışlar çıkışlarla susturulabilirdi zaten. Ancak enflasyon hesaplamaları bile ihanet konumunda bugün.Zamları gündem yapmamak için trol hesaplardan medet umuyor medya. Sanayi üretimindeki düşüş ise sürece dair olumlu senaryolar çıkarmıyor.

Demokrasi ve adalete dair güçlü taleplerin, bu ortamda öne çıkmasının iktidarı bu kadar endişelendirmesi çok da garip olmasa gerek.

Ekonomistler gelecek yıl için tahminlerini savaşa, ekolojik yıkıma rağmen enerji yatırımlarına ve büyüyen işsizlik ve eşitsizliğe endekslemiş durumda. Şimdiden bunların fiyatlarını ölçüyorlar ve sermayenin nasıl kurtulacağını tartışıyorlar. Gündelik hayat dertlerine çözümler öneren lokal politikalar ise bugün gerçeküstü siyaset olarak eleştiriliyor, falcılık yapan ağır ekonomistler yerine ne saçma! Dünyanın baktığı ve bakmadığı savaşlarda insanlar ölürken, nükleer başlıklar savaşlarda kullanılabilecek birer piyona dönüşürken, Kraliçenin ölümünün gündemi medyanın en büyük konusu oluyorken, gerçeküstü ilan edilen bizlerin derdiymiş. Halbuki İranlı kadınların saçları bugün sokakların en onurlu direnişi iken yaşadığımız en büyük saçmalık, hala kendilerinden başkasını duymaya tenezzül bile etmeyenlerin sesini bu yok olma mücadelesi altında bile  kısamamak olmalı!

Nevra Akdemir, PhD.
(She/Sie)

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.