Yeni bir çocuk adaleti perspektifi

Kadın Haberleri —

Suç ve çocuklar/foto: FREEPİK

Suç ve çocuklar/foto: FREEPİK

  • “Çocuğun suça sürüklenmesini önlemek, onu suç sonrası “kurtarmak” veya cezalandırarak caydırmakla değil, onu suça sürükleyen toplumsal koşulları ortadan kaldırmakla mümkün olacaktır.”

Öncelikle “Suça sürüklenen çocuk” kavramının hukuk terminolojisi açısından yanlış bir kavram olduğunu tespit etmek gerekir. Çünkü bir suç işlediği şüphesi ile hakkında işlem başlatılan çocuk için suça sürüklenmiş demek, masumiyet karinesini ihlal etmek demektir.

Öte yandan “suça sürüklenen çocuk” ifadesi, ilk bakışta cezalandırmadan çok korumayı önceleyen bir bakış açısını çağrıştırır. Ne var ki Türkiye’de ve dünyada çocukların “suç sayılan davranışları gerçekleştirme” olgusu, genellikle bireysel sapma, ahlaki zaaf ya da ebeveyn yetersizliği üzerinden açıklanmakta; bu olguyu üreten yapısal koşulların tartışılması sistematik biçimde ertelenmektedir. Böylelikle, çocukla devlet arasındaki ilişkinin siyasal niteliği görünmez kılınmaktadır.

Toplumun kolektif sorumluluğu

Çocuk adaletinin temel esaslarını belirleyen Pekin Kuralları ve BM ÇHK 24 No gibi ulusal üstü hukuk belgeleri, suç sayılan davranışı gerçekleştiren çocuğu cezalandırmayı değil, çocuğun suç işlemesini önleyecek toplumsal dönüşümü merkeze alır. Çocuğun suça sürüklenmesini bireysel sapma olarak değil, toplumsal eşitsizliklerin bir sonucu olarak kavrar. Burada her ne kadar çocuğun korunma ihtiyacının dikkate alınmasından söz ediliyorsa da, bu anlayışın dayandığı temel, çocuğu yalnızca korunması gereken bir birey olarak değil, toplumsal yaşamın aktif bir öznesi olarak gören bir bakış açısıdır.

Bu bakış açısı, çocuk adaletinin cezalandırıcı değil, toplumun kolektif sorumluluğuna dayalı bir alan olması gerektiğini gösterir. Bunun en önemli yansıması, çocuğun ilk riskli davranışını, en basit davranışını en ciddi ve özenli biçimde ele almaktır.

foto:Freepik

Cezalandırıcı yaklaşım işlevsel değil

Cezalandırıcı yaklaşım, çocuk hapis cezası gerektiren bir suç işleyinceye kadar konunun üzerinde ciddiyet ve özenle durmaz, genellikle bu durumları basit tepkiler ve yakınmalarla geçiştirir. Bu yaklaşım bir yandan çocuğu suça iten koşullarda korumasız bırakırken, diğer yandan da suç sayılan davranışlarda bulunmanın sonucunda, çocuk olduğu için hiçbir şey yapılmayacağı gibi yanlış öğrenmeye neden olmaktadır.

Çocuk suçluluğu önlenmek isteniyorsa cezalandırıcı yaklaşımın işlevsel olamayacağı görülmelidir. Çocukların suç sayılan davranışlarından bir kısmı, çocukluk çağının gereği olan hareketlerin yasalarca dikkate alınmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durumlar hiçbir biçimde adalet sisteminin içerisine dâhil edilmemelidirler.

Koşulların ortadan kaldırılması

Bir diğer kategori, huzuru bozmak gibi, uyuşturucu kullanmak gibi ergenlerin yaşlarının bir gereği olarak riskli hareket ettikleri hallerdir. Bu gibi durumlar da yargı dışı yollar ile ele alınmalı, davranışlarının sorumluluğunu almalarını sağlayacak programlara dahil edilmeleri mümkün olmalıdır.

Asıl olarak da hırsızlık, yaralama gibi suç sayılan eylemler bakımından da çocuğu bu davranışa iten nedenleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir strateji benimsenmelidir. Her halükârda, çocuğun ilk riskli davranışında konu bütün yönleri ile incelenmeli ve etkili tedbirler uygulanmalıdır.

Bugün Türkiye’de ve dünyada çocuk adalet sistemleri, neoliberal politikaların etkisi altında işlevlerini yitirmektedir. Bu eğilime karşı, çocukların suça itilmelerini önleyici politikalar kapsamında da kolektif bakım, kamusal eğitim ve eşit yaşam koşulları temelinde bir çocuk politikası önerilmelidir.

Çocuğun suça sürüklenmesini önlemek, onu suç sonrası “kurtarmak” veya cezalandırarak caydırmakla değil, onu suça sürükleyen toplumsal koşulları ortadan kaldırmakla mümkün olacaktır.

Toplumun inşasına bağlı

Suçların ağır cezalar ile önlenebileceği varsayımı, toplumsal eşitsizlikleri görünmez kılar; suçu bireyselleştirirken, suçu üreten yapısal nedenleri gizler.

Gerçek bir çocuk adalet sistemi, ceza hukukunun sınırları içinde değil, sosyal adalet perspektifinde kurulabilir. Çocuğun üstün yararını gözetmek, barınma, eğitim, sağlık ve bakım alanlarında eşit fırsatlar yaratmayı gerektirir.

Çocuğa özgü adalet sisteminin talepleri, yalnızca bir hukuk reformu talebi ile sınırlı olamaz, çocuğa özgü adalet sisteminin geliştirilmesine yönelik mücadele toplumsal eşitlik mücadelesinin bir parçasıdır. Gerçek anlamda çocuk dostu bir toplum, suçu bireyin değil, toplumsal düzenin sorunu olarak gören; cezalandırmayı değil, dayanışmayı esas alan bir toplumdur.

Kısacası, çocuk adaletinin geleceği, çocuğun suça sürüklenmesini önleyecek yasaların değil, çocuğun özgürce gelişebileceği bir toplumun inşasına bağlıdır.

* Bu makale Avukat Seda Alço tarafından Teori ve Eylem dergisinde yayımlanan ‘Suça Sürüklenen Çocuğun’ Politik Anatomisi ve Hukuk başlıklı makalesinden bir bölüm olarak alınmıştır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.