Yeni rejimin aynası

Nevra AKDEMİR yazdı —

18 Eylül 2020 Cuma - 23:00

  • Kadın cinayetinde “ben has ülkücüyüm, çok koşturdum bu ülke için” diyerek kendilerini aklayanlar, şimdi pandeminin tüm yükünü üstlenen ve pek çok kayba rağmen işini yapmaya çalışan kişilerin üst örgütüne “sus” diyor.

Bir kadın daha öldürüldü, bu kadın cinayeti zanlısının annesi bu defa. Olay çok karmaşık. Zira Yetiştirme Yurdundan yaşı nedeniyle ayrılan genç kadınların seks işçiliğine zorlanmasından, “derin devlet” bağlantılarına kadar pek çok iddia dökülmüş. Palu ailesinin gizeminin haftalarca konuşulduğu ve uzun zamanda çözüldüğü programda, Rabia Naz cinayetini çözmekten kaçınan programda bir anda ortaya dökülen özgüveni yüksek konuşmaların üstünden kısa zaman geçmişken, programın konuklarından biri olan kadın intihar ediveriyor. Maskesi ve tek terliği, alışveriş poşetleri ile. İşin garibi, oğlu bir sürü sosyal medya paylaşımı yapıyor kısa süre sonra intihar cinayet mahallinden. Dahası dönemin en sihirli cümlelerini ardı ardına sıraladığı konuşma yapıyorlar babalı oğullu avukatlı, kameraların karşısında avukatı ile: “Sayın cumhurbaşkanım, sayın Soylu, sayın bakanım bakın ben has ülkücüyüm, sana oy verdim. Biz devletini, milletini seven insanlarız.”

Bu tuhaf olayların gündelik hayattaki görünürlüğünü, sosyal medya ile herkesin kendi hayatını teşhir etmesi ile sokakta yapılma ihtimali daralan politikanın sosyal medyada kendine imkan bulması ile ilişkisi olabilir. Zira bu konu epeydir akademik olarak konuşulan konular. Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir durum daha var: Bunca insan her zaman bu kadar kötücül müydü? Ucu bucağı belli olmayan bir saygısızlık ve hadsizlik ile bir başka insanın hayatına kolayca kastetmeleri mümkün müydü? Politik suçları kenarda tuttuğumuzda toplumsal yaşamın her döneminde/her coğrafyada cezalandırılan suçların bu derece cezasız kalması nasıl mümkün olabilir? Dahası insanlar bu güvensizlik içinde hayatlarına nasıl devam edebilir?

Hannah Arendt’in kendisinin de iki defa sürgün olmasına neden olan totaliter rejimlere dair önemli saptamaları vardır. Ona göre, totaliter rejimin başarısı, içinde yaşayan herkesi suçu gördüğü halde ses çıkarmadığı için veya ortak çıkarlar sözkonusu olduğu için suç ortağı olduğu bir toplumsal dokuyu kurmasına bağlıdır. Bugün önümüze dökülenler, kendi dar çevrelerimiz de dahil olmak üzere aynı güvensizlik çemberine bağlanmış halde. Eskiden gazetecilere veya politikacılara yönelik cinayetler “milliyetçilik” söylemi ile aklanmaya çalışılırdı, şimdi yeni rejimin gündelik hayata yansıması olsa gerek, kadın cinayetleri ve tecavüzler aynı gerekçe ile aklanıyor. Kadınlar üzerinde kurulan her türlü tahakkümden kadın cinayetlerine kadar her düzeydeki baskının nasıl da politik olduğunun en önemli göstergelerinden biri bu. Ayrıca kadınlık, etnisite, sınıf gibi durumlarım katman katman üzerine işlediği bir şiddet hali.

Türk Tabipleri Odası’na (TTB) yönelik saldırının ve kapatılma tehdidinin altında da benzeri bir durumu hızlıca görüyoruz. Pandeminin başından beri çok yoğun çalışan; sürekli kişilere uyarılarda bulunan; gecesi gündüzüne karışırken ailelerinden, sevdiklerinden uzakta kalan ve bunların karşısında ise düşürülen maaşları, emeklerinin değersizleştirilmesi, hasta yakını şiddeti ve ölümle karşılaşan sağlık çalışanlarına tehdit hükümet ortağı olan partinin genel başkanından geldi. Kadın cinayetinde “ben has ülkücüyüm, çok koşturdum bu ülke için” diyerek kendilerini aklayanlar, şimdi pandeminin tüm yükünü üstlenen ve pek çok kayba rağmen işini yapmaya çalışan kişilerin üst örgütüne “sus” diyor.

Tüm katil ve tecavüz zanlılarının en az bir fotoğrafı düşüyor sosyal medyaya devletin en üst görevlileri/bakanları ile. Devletin bunca lümpen katil ve tecavüzcüyü elinin altında tutulma nedeni, 18 Brumaire’de Marx tarafından devrimci durum karşısında yedeklenen bir güç olduğu ne güzel aktarılmıştır. Engels’in Almanya’da Köylü Savaşları eserinin önsözünde dediği gibi: "Lümpen-proletarya, bu karargahını büyük kentlerde kurmuş, bütün sınıflardan gelen en bozulmuş bireyler tortusu, olanaklı tüm bağlaşıklar içinde, en kötü olanıdır. Bu ayaktakımı, tamamen satılık ve küstahtır."

Bu kitlelerin yoksul halk çocuğu, işçi sınıfının en marjinal unsurları olduğundan emin değilim. Zira, iktidarın koruması altında ırkçı ve patriyarkal bir şiddetle mülk edinip, işini düzgün yapmaya çalışan ve entelektüel olana alaycı kahkaha veya satırla saldıranlar artık onlar. Türkiye’nin yeni rejiminin şimdiden kurumsallaşan biçimi daha fazla şiddet ve baskı üzerine kurulu.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.