Yeni Sykes-Picot, Irak ve Êzîdîler
Merwan ZERDEŞT yazdı —
- Irak gibi çok kimlikli ve parçalanmış bir ülkede, sistemin nasıl merkezileşeceği merak konusu. Uluslararası sistemin tanımladığı şeyin, halklar ve inançlar açısından soykırım olduğu açıktır.
MERWAN ZERDEŞT
ABD Başkanı Trump, 13 Ekim 2025’te Gazze için hazırlanan 'barış planı'nın imza töreni için Mısır’da, Şarm el-Şeyh’te tanrılar çağının başladığını ilan etmişti. Trump’ın bu sözlerinin Ortadoğu için ne anlama geldiğini yakın tarihte gördük, görüyoruz. ABD’nin Lübnan, Suriye ve en son Irak dosyasından da sorumlu temsilcisi Tom Barrack da ağzını her açtığında kraliyet, monarşi ve merkezi yönetimlerden bahsediyor. Kuzey-Doğu Suriye’de devreye konulan soykırım planı ve yeni savaş stratejisi, hem Trump’ın hem de Barrack’ın söylemlerinin sahadaki somut programı oluyor. Her ne kadar ABD ve İsrail savaş sahasında aktif görünse de arka planda işi çevirenin Britanya olması, yine Fransa’nın sahadaki aktivasyonu bize yeni bir Sykes-Picot planının devrede olduğunu gösteriyor. Zaten basına yansıdığı kadarıyla Tom Barrack’ın Özerk Yönetim'e “Sykes-Picot’un bozulmasına izin vermeyeceğiz” bilgisi de var.
Şimdi ise gözler, Barrack’ın yeni görev alanı olan Irak’ta. Irak gibi çok kimlikli ve parçalanmış bir ülkede, sistemin nasıl merkezileşeceği merak konusu. Uluslararası sistemin merkezileşme biçiminde tanımladığı şeyin, halklar ve inançlar açısından bir soykırımı ifade ettiği ise oldukça açık. Yakın dönem tarihi Enfal ve Êzîdî soykırımı ile mühürlenmiş Irak’ın bu politikaya nasıl cevap vereceği, başta Êzîdîler olmak üzere farklı halk ve inanç gruplarına dönük nasıl bir siyaset izleyeceği, yakından takip etmemiz gereken bir konudur. 2005'te kabul edilen Irak Anayasası, federatif ve ülkedeki azınlık gruplara mahalli idari hakkı tanıyor. Geçen 20 yıllık süreçte görece demokratik Irak Anayasası'nın işleyip işlemediğin anlamak için Şengal ve Êzîdî toplumuna yaklaşımını değerlendirmek, gerçek durumu ortaya koyacaktır.
Irak, anayasasına uymuyor
Irak Anayasası'nın 125. Maddesi, ülkedeki azınlık haklarını koruma altına almayı amaçlayan "Yerel Yönetimler" bölümü altında yer alan kritik bir maddedir. Madde, Irak'ın çok kültürlü yapısını hukuki olarak tanıyor ve azınlıkların sadece bireysel değil, kurumsal (idari birimler kurma gibi) haklara da sahip olmasının yolunu açıyor. Geçen yirmi yıl boyunca 125. Madde, başta Êzîdî toplumu olmak üzere Irak’taki tüm inanç ve kültür toplulukları açısından "uygulanamayan bir anayasal vaat" olarak kaldı. Bu konuda en somut talebin ve mücadelenin sahibi olan Êzîdîler, özellikle 2014 fermanı sonrasında öz yönetim modellerini oluşturdu, demokratik kurumlaşmalarını geliştirdi; bu modeli Irak’ın demokratikleşmesi temelinde ele aldı ve heyetler düzeyinde defalarca Bağdat ile buna dair görüşmelerde bulundi. Bağdat, bu talebi başlangıçta duyarsızlıktan, sonrasında ise Şengal’e yönelik kuşatma ve saldırılara evrilen bir karşı duruşla cevapladı.
14O. Madde ve ikili kıskaç
Êzîdîler, Irak Anayasası'nın kendilerine tanıdığı öz yönetim hakkını talep ettikçe, Irak hükümetleri bu talebe demokratik anayasa yerine, düşman hukuku ile cevap veriyor. Zaten Êzîdîler, anayasanın giriş kısmında ismen zikredilmedikleri gibi siyasi olarak da 140. Madde'nin (tartışmalı bölgeler) yarattığı ikili bir kıskaç (Bağdat ve Hewlêr) arasındadır. 125. Madde'nin uygulanmaması ile 140. Madde'nin yarattığı boşluklar, 2014'te Êzîdîlere ferman olarak döndü.
Esasında 125. Madde; ulusal azınlıkların idari, siyasi ve kültürel haklarını garanti altına alıyor. Bu, etnik veya dini özelliklere sahip bölgesel yönetimlerin kurulmasına kapı açıyor. Pratikte ise durum tam tersidir. Hem Bağdat’taki merkezi otorite hem de Hewlêr, kendilerini her açıdan Şengal’e ve Êzîdîlere dayatıyor. Aynı zamanda, merkezi hükümet ile Hewlêr arasındaki güç paylaşımı, herhangi bir yeni idari sistemin uygulanmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Özellikle Ninova Ovası ve Batı Dicle de dahil olmak üzere 140. Madde kapsamındaki bölgelerde durum böyledir.
Şengal yönetiminin engellenmesi
Eğer anayasal hükümler yazıldığı gibi uygulansaydı, Şengal ve Êzîdî toplumunun güvenliğini garanti altına alan kimliğini koruyan ve birlikte yaşamı ve çeşitliliği teşvik eden bir yerel yönetim modeli Şengal’de gelişebilirdi. Türk devleti, Irak devleti ve KDP’nin saldırıları Şengal’i ferman sonrasında tam bir savaş alanına dönüştürdü. Êzîdîlerin taleplerine veya Şengal’in geleceğine yönelik gerçek bir çözüm, anayasal metinlerin ötesine geçerek, cesur bir siyasi iradeye ve güçlü bir demokratik haklar mücadelesine bağlıdır. Irak Anayasası'nda güvence altına alınan birçok hak, pratikte askıdadır.
Êzîdîlerin varlıklarını korumak ve sürekliliğini sağlamak için hayati önem taşıdığını düşündükleri Şengal Özerk Yönetimi, yasa dışı olduğu veya topluluğun ihtiyaçlarını karşılamadığı için değil, egemen güçlerin merkezi otoritelerine boyun eğmeyen herhangi bir siyasi modelden korkmaları nedeniyle reddedilme veya engellerle karşılaşmaya devam ediyor.
Teslim alma yasası uygulanıyor
Irak Anayasası'nın ve Irak devletinin, 20 yıllık süreç içerisinde Êzîdîleri koruyamadığı açıktır, 2014 fermanı aslında bu gerçekliğin adıdır. Yine Êzîdîlerin öz yönetim taleplerine karşı bir cevap olarak 2020'de imzalanan 9 Ekim Anlaşması, Irak’ın Şengal’e ve Êzîdîlere uyguladığı gerçek anayasadır. Şu an Êzîdîlere uygulanan, Irak Anayasası’nın 125. Maddesi değildir, 9 Ekim Anlaşması'nın teslim alma yasasıdır. Êzîdîler önümüzdeki 20 yılı da yeni fermanlar bekleyerek geçiremez. Ortadoğu ve Irak yeniden şekillenirken Êzîdîleri, Bağdat ve Hewlêr’i aşacak, öz yönetimlerini ve statülerini kesinleştirecek yeni bir mücadele dönemi bekliyor.
