"Bize teslim olmayı dayatıyorlar"

Ferda ÇETİN yazdı —

29 Aralık 2021 Çarşamba - 23:30

  • ABD de Rusya gibi, Türkiye’nin yeni işgal girişimlerini bir tehdit ve şantaj aracına dönüştürmüş, Türkiye’nin Rojava’yı işgalini normalleştiren bir politika sürdürmektedir. ABD’nin, "Rojava ve Kuzey Suriye’deki PKK’liler çıkarılmalı, ENKS ile ortak bir yönetim oluşturulmalıdır" politikası da esasında Demokratik Özerkliği ve 10 yıllık kurumlaşmayı tasfiye planlamasıdır.

Türkiye zindanlarında eşi görülmemiş bir işkence ve zulüm uygulaması başlatıldı.

Şengal’deki Êzîdî Kürtlere yönelik saldırılar kesintisiz bir biçimde devam ediyor.

Türk uçakları tarafından defalarca bombalanan Mexmur Kampı, bir yandan KDP ambargosu, diğer yandan da Irak hükümetinin baskısı altında. Dört gün önce, Irak güçleri, kampın etrafını tel örgülerle çevirme girişiminde bulundu.

Kobanê’de, Türk SİHA’larının saldırısı sonucunda dört Kürt genci katledildi.

Efrîn’de Türk devletinin bilgisi dahilinde, istisnasız bir biçimde her gün birkaç insan katlediliyor, bir kaç kadın kaçırılıyor.

Rojava, Şengal ve Mexmur’a yönelik eşzamanlı saldırılar, Türkiye ve KDP’nin de aktif olarak içinde yer aldıkları uluslararası bir planın parçalarıdır. Birbirleriyle doğrudan ilintilidir.

PYD Eş Başkanlık Komitesi Üyesi Salih Müslim Türkiye’nin saldırılarını değerlendirirken, "Avrupalı devletlerin uçakları ve silahlarıyla saldırıyorlar. Sözde garantör devletler müdahale etmiyor. Bize teslim olmayı dayatıyorlar" diyor.

Rojava Özerk Yönetimi’ne yönelik teslimiyet dayatmaları yeni değil.

BM, ABD, NATO ve Rusya eşgüdüm ve ortak bir plan içinde ve savaş sonrasında Kürtleri, Suriye’de etkisiz, güçsüz ve söz sahibi olmayan bir duruma getirme politikası sürdürüyor.

Bu ortaklığı, Türkiye’nin, Rojava’ya yönelik günübirlik saldırıları karşısındaki suskunluktan da; Kürtleri, "Yeni Suriye Anayasası" çalışmalarına ve Cenevre görüşmelerine katmayan ısrardan da anlayabiliriz.

Rusya, Türkiye ile ilişkilerini, Rojava Özerk Yönetimi’ne karşı bir şantaj politikasına dönüştürmüş; Kuzey Suriye’deki Özerk yönetimin siyasi, askeri ve ekonomik yapılanmasını tamamen lağvederek Suriye rejimine bağlanmasını istemektedir.

Efrîn, Serêkaniyê ve Grê Spî’nin Türkiye/DAİŞ güçleri tarafından işgal edilmesinden ciddi bir rahatsızlık duymayan Rusya, kendi kontrolü altındaki "Fırat’ın Batısı"nda, Türk çetelerinin Kürtlere yönelik işkence, kaçırma ve cinayetlere ses çıkarmamaktadır. Fakat Kürt savunma güçlerinin ve halk milislerinin Türk askerleri ile DAİŞ çetelerine karşı meşru savunma yapmasından rahatsızlık duymakta, bu eylemlerin sonlandırılmasını istemektedir.

"Fırat’ın Batısı"nda da ABD benzer bir politika sürdürmektedir. ABD, Türkiye ile NATO ortaklığını ve stratejik ilişkilerini gerekçe göstererek, Rojava’ya yönelik TC/DAİŞ saldırılarını görmezden gelmekte, bu saldırılar karşısında çaresiz olduğu algısı yaratmaktadır.

Türk/DAİŞ çeteleri havadan ve karadan Kürt köylerine saldırırken "çaresiz kalan" ABD, Kürt savunma güçleri ile halk milislerinin bu çetelere karşı savunma yapmasından rahatsızlık duymakta; işgalci Türk askerleri ile DAİŞ çetelerine yönelik saldırılar sürerse Türkiye’nin başka yerleri de işgal edeceği şantajı yapmaktadır.

ABD de Rusya gibi, Türkiye’nin yeni işgal girişimlerini bir tehdit ve şantaj aracına dönüştürmüş, Türkiye’nin Rojava’yı işgalini normalleştiren bir politika sürdürmektedir. ABD’nin, "Rojava ve Kuzey Suriye’deki PKK’liler çıkarılmalı, ENKS ile ortak bir yönetim oluşturulmalıdır" politikası da esasında Demokratik Özerkliği ve 10 yıllık kurumlaşmayı tasfiye planlamasıdır.

Suriye’de de KDP yönetimi gibi aileci, aşiretçi, para ve servet düşkünü bir uydu yönetim, ABD’nin "Büyük Ortadoğu Projesi" için daha uygun görülmektedir.

Türkiye tehditi ve şantajı sürekli canlı tutularak, Rojava ve Kuzey Suriye’deki Demokratik Özerk sistem dağıtılmak isteniyor. ABD, NATO ve Rusya bu konuda ortaklaşmıştır

"Türkiye’nin hassasiyetleri ve ‘teröre’ karşı kendi güvenliğini sağlama hakkı vardır. PKK de terör listesinde olduğu için Türkiye’ye karşı yapabileceğimiz bir şey yoktur" diyen ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya işlerine geldiği yerde ve anda Türkiye’nin burnunu da sürtmekte, anında geri adım attırmaktadır.

Hatırlanırsa Türkiye, 27 Kasım 2019 tarihinde, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile, iki ülkenin uluslararası hukuktan doğan haklarının muhafazası(!) amacıyla "Türkiye-Libya Deniz Antlaşması" imzalamıştı. Antlaşma Birleşmiş Milletler tarafından da tescil edilmişti. Türk donanması Akdeniz’de, Ege adalarında ve Kıbrıs çevresinde gövde gösterisine çıkmıştı.

ABD, Almanya ve Fransa’nın doğrudan ve açık bir tutum alarak müdahale etmeleri sonucunda "Türkiye-Libya Antlaşması" patlak balona, Erdoğan ve şurekasının büyük bir sevinçle taktim ettikleri "Mavi Vatan" hayalleri de bir ay içinde kabusa dönüştü.

Türk savaş uçaklarının, İHA ve SİHA’ların Suriye hava sahasını kullanarak Kürt savaşçıları ve Kürt sivilleri katletmesine izin ve onay veren Rusya, Türkiye’nin İdlib ve Halep gibi yerler üzerinde uçuşuna izin vermemektedir.

Türkiye, siyasi demeç düzeyinde dahi, Ukrayna ve Kırım’a müdahale girişiminde bulunduğu an Rusya, Türkiye’yi tehdit ederek hizaya çekmektedir.

Demek ki ABD ve Rusya’nın Türkiye karşısındaki "çaresizlikleri" sahte ve yalandan ibarettir. Her iki güç, Türk devletinin Kürtlere yönelik saldırılarını, Kürtlerin özerklik ve statü arayışlarına karşı bir tehdit ve şantaj aracına dönüştürmüş ve bunu istediği gibi kullanmaktadır.

"Terör", "terörizmle mücadele", "Türkiye’nin kendi güvenliğini koruma hassasiyeti" yalanları tekrar ettiği müddetçe başka bir gerçeğin tekrarı da gerekli ve zorunlu hale gelmektedir:

Türkiye’nin kendi siyasi, askeri ve ekonomik gücü ile Irak ve Suriye’nin egemenlik haklarını çiğneyerek, Kürtlere karşı hava ve kara sahasını kullanması mümkün değildir.

Türkiye’nin Efrîn, Kobanê, Şengal ve Mexmur’a yönelik sistematik saldırıları BM, ABD, NATO ve Rusya’nın bilgisi, onayı ve desteği ile gerçekleşmektedir. Ve bu saldırıların birbiri ile doğrudan ilişkisi vardır.

Hakikatın ve gerçeğin bilincinde olmak kazanmanın yarısıdır.

Realpolitik durum ve kimi haklı gerekçeler, Kürtlerin varlık ve özgürlük stratejisi haline getirilmediği sürece Kürt halkının mücadelesi başarı ile sonuçlanacaktır.

Sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle Yeni Özgür Politika okurlarının yeni yılı kutlu olsun!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.