Qamişlo’daki saldırının ortakları

Ferda ÇETİN yazdı —

10 Kasım 2021 Çarşamba - 23:30

  • ABD de, Rusya da başından itibaren yaptıkları anlaşmalara ve Kuzey Suriye’de yaşayan halklara verdikleri taahhütleri yerine getirmediler. Aksine, Türkiye’nin, Kuzey Suriye topraklarına yönelik kara ve hava saldırılarına göz yumdular.

Önceki gün, Qamişlo’ya bağlı Hilêliyê Mahallesi’nde, silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile bir otomobile yapılan saldırıda Gulo Ailesi’nden üç kişi katledildi.

Olayın ardından Rojava İç Güvenlik Güçleri, “Türk devleti uluslararası anlaşmaları ihlal ediyor  ve suç işliyor. Bölgelerimizin güvenliğini sağlamaktan sorumlu olan uluslararası güçleri görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz” açıklaması yaptı.

Bu saldırı hiç şüphesiz, NATO’nun siyasi ve askeri desteğini arkasına alan Türkiye tarafından yapıldı.

İç Güvenlik Güçleri’nin, “güvenliği sağlamaktan sorumlu uluslararası güçler” dediği, Fırat’ın doğusunda ABD, batısında ise Rusya’dır.

Çünkü ABD ve Rusya, Türkiye ve Rojava Özerk yönetimleri ile yaptığı anlaşmalar sonucunda böyle bir taahhütün sorumluluğunu taşımaktadır.

İç Güvenlik Güçleri’nin yaptığı çağrının siyasi, hukuki gerekçeleri ve bir geçmişi de var.

ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, 22 Temmuz 2019 tarihinde Ankara'ya gitmiş, Türk yetkililerle “Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge” konusunda görüşmeler gerçekleştirmişti. Jeffrey, bu konuya ilişkin olarak Suriye’deki Kürtlerle de paralel görüşmeler yapmıştı.

Bu çerçevede, taraflar arasında “güvenli bölge” ve “ortak güvenlik mekanizması” geliştirildi.

Türkiye sınırında, Rojava askeri güçlerine ait mevzi, kanal, barikat, tünel gibi savunma mekanizmalarının yıkılması ve oradaki güçlerin ağır silahlarını kaldırarak, sınırdan 5 kilometre geriye çekmeleri konusunda anlaşmalar yapıldı. Daha sonra bu mesafe 30 kilometreye çıkarıldı.

Sahada bunlar olurken, Ankara’da, 16 Ekim 2019 günü ABD ile Türkiye arasında, 13 maddelik yazılı bir “ateşkes anlaşması” yapıldı.

Ateşkes anlaşması dünya tarihinde ilk olma özelliği taşıyordu. Aynı kampta müttefik ve NATO ortağı olan, birbiri ile savaşmayan iki devlet “ateşkes anlaşması” yapmıştı.

Bu anlaşma ile güya, Türkiye’nin Rojava topraklarını işgal etmesi engelleniyor, burada yaşayan insanlara yönelik saldırılar gerçekleştirilmemesi garanti ediliyordu.

Bu anlaşmanın benzeri, Rusya ile Türkiye arasında, 22 Ekim 2019’da Soçi’de yapıldı. 10 Maddeden oluşan “Soçi Mutabakatı”da, ABD ile yapılan “Ateşkes Anlaşması” gibi, Kürtlerin sınırdan 30 kilometre geriye çekilmesini kararlaştırıyordu.

ABD-Türkiye arasında yapılan “Ateşkes Antlaşması” ile, Rusya-Türkiye arasında yapılan “Soçi Mutabakatı”, Rojava Özerk Yönetimi’ni fedakarlık yapmaya ve taviz vermeye zorluyor, “Türkiye’nin sınır güvenliği ve hassasiyetleri” gerekçesi ile Kürtleri sınırın 30 kilometre gerisine itiyordu.

Bütün bunlara karşılık her iki “Antlaşma”, Kürtlere tek bir güvence veriyordu. Türk devleti kara ve hava sahasını kullanarak Rojava ve Kuzey Suriye’ye saldırmayacak, burada yaşayan halkların can ve mal güvenliğine hiç bir biçimde saldırı ve tehdit gerçekleştirmeyecekti.

O günden bugüne saldırılar da, cinayet ve katliamlar da durmadı. Türk ordusu, yanına aldığı El Kaide, El Nusra, DAİŞ, ÖSO çeteleriyle birlikte Rojava topraklarını işgal ediyor; Kürtlerin mallarını gasp ediyor, Kürtlerin genç, kadın ve yaşlılarını kaçırarak fidye topluyor.

Bunları yapamadığı alanlarda ise SİHA ve savaş uçaklarıyla saldırılar düzenliyor, Kürtleri katlediyor.

ABD de, Rusya da başından itibaren yaptıkları anlaşmalara ve Kuzey Suriye’de yaşayan halklara verdikleri taahhütleri yerine getirmediler. Aksine, Türkiye’nin, Kuzey Suriye topraklarına yönelik kara ve hava saldırılarına göz yumdular.

Qamışlo’da, Türkiye’ye ait SİHA saldırısıyla Gulo Ailesi’nin katledilmesinde BM, ABD ve Rusya’nın en az Türk devleti ve Tayyip Erdoğan kadar sorumluluğu vardır.

Çatışmalarda bir Türk askeri öldüğünde kıyamet koparan; bu saldırıları kınayan, Türkiye’ye destek mesajları yayımlayan BM, ABD, Rusya ve AB’nin, Qamışlo’da, üç sivil Kürt’ün katledilmesi karşısındaki utanç verici suskunluğu sadece yapılan yazılı antlaşmaların ihlali değil, Türkiye’nin ve Erdoğan iktidarının katliamlarına doğrudan destek anlamına gelmektedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.