Fransa’nın yüksek menfaatleri ve Paris Davası

Ferda ÇETİN yazdı —

12 Ocak 2022 Çarşamba - 23:30

  • Paris dava dosyası sürerken, üç Kürt kadının katledilmesi dışında iki ayrı suç daha oluşmuştur. Biri, kamu görevlilerinin kasıtlı olarak gerçekleştirdikleri kamu görevinin kötüye kullanılması suçudur. Diğeri ise Ömer Güney’in firar teşebbüsü suçudur. Davanın savcıları ve mahkeme bu kritik suçları görmezden gelerek basit bir olay gibi geçiştirmek istemektedir.

Geçen hafta Paris katliamının yıldönümünü nedeniyle Fransa’da ve dünyanın dört bir yanında eylemler yapıldı. Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez fotoğrafları taşıyan yüzbinlerce insan aynı talepte bulunuyordu: Üzeri örtülmesin, Paris Cinayeti aydınlatılsın!

Paris Katliamı dosyasının Avukatı Jean-Louis Malterre, katliamın yıldönümünde çok önemli açıklamalar yaptı; "Fransa Hükümeti ekonomik, ticari ilişkilerinden dolayı Türk Hükümeti’ni rahatsız etmek istemiyor, bu nedenle dosyadaki gizlilik kararı kaldırılmıyor ve soruşturmada ilerleme kaydedilmiyor. Fransa istihbaratı, Türk otoritesi ve gizli servisiyle yıllarca çok yakın işbirliği içinde oldu. Fransa Hükümeti’nin bu üçlü cinayette sorumluluğu var."

Gelinen aşama itibarı ile bu davada bilinenler ve dosyaya giren belgeler, bilinmeyenlerden çok daha fazladır ve davanın sonuçlandırılması için yeterlidir. Savcılar Jeanne Duye, Christophe Teissier ve Laurence Le Vert’in hazırladıkları iddianamede, açıkça görülen ama hala tartışma konusu haline getirilemeyen çok önemli bilgiler de var.

4 Ocak 2014 günü Almanya’daki eski iş arkadaşı Ruhi Semen ve oğlu Ümit Semen Paris’e gelerek, Cezaevinde Ömer Güney’i ziyaret ediyor. Görüş için önceden başvuru yapıldığı için Fransız istihbaratı ve polis detaylı bir hazırlık yapıyor. İddianamede açıkça yazıldığı üzere, görüşme odası ses dinleme cihazlarıyla donatılıyor, kameralar yerleştiriliyor. İstihbarat uzmanları görüşmeyi izliyor.

Görüşme esnasında, Ömer Güney, ziyaret odasında Ruhi Semen’e bir kağıt veriyor. Görüşmeyi denetleyen görevliler, Güney’in, Ruhi Semen’e kağıt vermesine engel olmadıkları gibi, görüşme bittikten sonra Ruhi Semen alıkonarak aranacak yerde çekip gitmesine müsaade ediliyor. Daha sonrasını iddianame anlatıyor: "Soruşturma elemanlarının bunun üzerine Ruhi Semen’i dinleme ve Güney’den aldığı bu kağıda el koyma çabaları başarısız olmuştu. Ruhi Semen, telefonu üzerinden yapılan aramaya cevap vermesine ve ertesi gün (Pazar) LEVALLOIS-PERRET’deki Anti-Terörizm Dairesi (SDAT) binasına geleceğine dair söz vermesine rağmen kaçmayı tercih etmiş ve hızlıca Almanya’ya doğru yola çıkmıştı."

Daha sonra olanlar mı?

Fransız istihbaratı Alman polisinden yardım istedi. Ruhi Semen’in Ömer Güney’le görüşürken önemli bir belge aldığını, bu belgeyle birlikte Almanya’ya kaçtığını, Ruhi Semen’in ifadesi alınarak bu belgenin bulunmasını talep etti.

Fransız Polisi, muhtemelen Alman polisinin bu tuhaf talebi dikkate almayacağını, zaten bu süreçte Ruhi Semen’in belgeyi elinden çıkarmış olacağını düşündü. Ama öyle olmadı. Alman polisi ciddi bir araştırma ile Ruhi Semen’in evinde arama yaptı, detaylı ifadelerini aldı. Kullanmadığı telefonunda, silinmiş resimleri buldu ve inceledi. Bu resimler arasında Ömer Güney’in Ruhi Semen’e verdiği not da bulundu. Ömer Güney Ruhi Semen’e hem Ankara’da MİT ile görüşme yapmasını hem de hastaneye kaldırıldığında kaçırılmasının planını vermişti. Ruhi semen bunları Alman polisine itiraf etti. İtiraflar olduğu gibi iddianameye girdi.

Bu davada Fransız kamu görevlileri, açık bir biçimde ve kasten görevlerinin gereklerini yerine getirmeyerek suçlunun korunmasına yardımcı olmuş; firar teşebbüsü için yardımcı olmuşlardır.

Fransa iç ve dış istihbaratı ve polisi bakımından en üstten en alt merciye kadar istifa ile sonuçlanması gereken bu skandal hiç yaşanmamış gibi yapılıyor. Böyle bir olayın değil olağanüstü tedbirlerin alındığı bir cezaevinde, sıradan ve basit güvenlik tedbirleri düşünülen hiçbir yerde gerçekleşmeyeceğini her insan bilir.

Paris dava dosyası sürerken, üç Kürt kadının katledilmesi dışında iki ayrı suç daha oluşmuştur. Biri, kamu görevlilerinin kasıtlı olarak gerçekleştirdikleri kamu görevinin kötüye kullanılması suçudur. Diğeri ise Ömer Güney’in firar teşebbüsü suçudur. Davanın savcıları ve mahkeme bu kritik suçları görmezden gelerek basit bir olay gibi geçiştirmek istemektedir.

Fransa istihbaratı ve polisi elindeki bilgi ve belgeleri savcı ve mahkeme ile paylaşmadığı gibi, elde edilmesi kolay ve mümkün olan bilgileri bilinçli olarak toplamamıştır. Bu durum da gayet açık nettir.

Ömer Güney Fransa’da iken değişik birçok telefon kullanmıştır. Fakat bunlardan 90 538 247 58 49, 33 669 64 75 91 ve 31 623 48 42 69 nolu telefonların ‘özel’ oldukları anlaşılmıştır. Fransa polisi bu telefonların kullanıldığı günleri ve irtibata geçilen numaraları da tek tek tespit etmiş, bu bilgiler iddianameye de geçmiştir.

Ancak bu noktada Fransa İç Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSI), Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSE) ve kriminal polis bir gizleme/perdeleme oyunu oynamakta; Ömer Güney’in Türkiye’de konuştuğu kişileri ve yaptığı konuşmaların içeriğini Türk mahkeme ve istihbaratından istemektedir. Türk makamları bugüne kadar bu taleplere hiçbir yanıt vermemiştir.

Fransa istihbaratı ve yargısı böylece, "topu Türk tarafına atarak" hem sorumluluktan "kurtulmuş" oluyor hem de, Avukat Malterre’nin belirttiği "Fransa-Türkiye ticari ilişkileri" korunmuş oluyor.

Fakat üst düzeyde ve istihbaratlar arası oynanan oyalama oyunu o kadar açık ve nettir ki DGSI, MİT ve DGSE ortaklığı bile bu pespayeliği sürdüremez.

Sokaktan geçen herhangi bir insana sorulsa, Fransa’da yapılan telefon konuşmalarının Fransa’daki baz istasyonları, telefon şebeke ve uyduları üzerinden Türkiye’ye ulaştırıldığını bilir. O halde Fransa istihbaratı ve polisi kendisinin çözebileceği görüşmeleri hangi mantık ve amaçla Türkiye’den istiyor?

Ömer Güney, Türkiye’den en çok aradığı 90 538 275 63 02 nolu telefonu, kendisine ait Hollanda kartı (31 623 48 42 69) ile aramış ve konuşmuş.

Kürt derneklerini, siyasetçileri, esnafı 24 saat dinleyen ve dosyalar dolusu telefon konuşmasını mahkemelere sunan Fransa ve Hollanda polisi Ömer Güney’in telefon kayıtlarını çıkaramıyor mu? Fransa istihbaratı ve polisi bu konuşmanın içeriğini Hollanda makamlarından isteme gereği duymamış. İddianamede de böyle bir talep görünmüyor. Neden?

Ömer Güney’in irtibat içinde olduğu 905331637955 ve 90 2127090343 numaralı telefon sahiplerinin, 30 Ağustos 2012 - 20 Ocak 2013 tarihleri arasında Fransa toprakları içinde oldukları tespit edilmiştir. Bu iki telefonun, Ömer Güney’le  görüşen ve ona talimat veren iki MİT elemanına ait olduğundan kuşku yoktur. Bunların isimleri de bellidir. Katliamdan sonra, MİT içinde Daire başkanlıklarına terfi ettirildiklerini PKK’nin elindeki iki MİT görevlisi  itiraf etmiştir.

Bütün bunlar Fransa iç ve dış istihbarat sorumluları ile Fransız polisinin kamu görevlisi sıfatı ile suç işlediklerinin kanıtıdır. Üstelik bu suç, "Görevi İhmal" suçu değil, bilerek ve kasten işlendiği için "Görevi kötüye kullanma" suçudur.

Dolayısıyla Paris Katliamı davası sürerken, görevlerini kötüye kullanan, ulaşabilecekleri bilgi ve belgeleri mahkemeye sunmayan Fransız kamu görevlilerinin tutumları ve yaklaşımları gündemleştirilmez ve davanın önemli bir konusu haline getirilmezse, bu tarihi davanın hakkaniyetle sonuçlanması da söz konusu olmayacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.