Niçin krizin nedenleri tartışılmıyor?

Ferda ÇETİN yazdı —

22 Aralık 2021 Çarşamba - 23:30

  • Bu krizin doğrudan muhatabı ve mağduru konumundaki milyonlarca insan, rutin hale gelen ev baskınları, gözaltılar, tutuklamalar, cezaevlerindeki devlet cinayetleri, işkence, zulüm ve insanlık dışı uygulamaların, yaşanan krizle bağını kuramıyor. Toplumun çoğunluğu ekonomik sorunu iktidar-muhalefet çekişmesinden kaynaklanan geçici bir sorun gibi görüyor. 

Türkiye’deki üniversiteler, muhalefet partileri, siyasi hareketler, memur ve işçi sendikaları, “Kürtlerle savaşın Türkiye’ye maliyeti” sorununu, “binlerce sorun içinde herhangi bir sorun” gibi ele alıyor. Bu konuyu mümkün olduğunca gündemleştirmeme tutumunu sürdürüyor.

Konuyu, “Krizden nasıl çıkılır?” sorusuyla, Yeni Özgür Politika’daki yazısında Veysi Sarısözen anlatıyor: “Millet İttifakı da, Deva ve Gelecek Partisi de krizin nedenini krizin sonuçlarının yığıldığı çöplükte arıyor. Halka krizin gerçek sebebini söylemek yerine, onu krizin yarattığı sonuçlarla oyalıyorlar... Bu partiler Kürdistan’a karşı yürütülen savaşa son vermeyi ve Kürt sorununu Kürt halkının iradesi doğrultusunda çözmeyi akıllarının ucundan geçirmiyorlar. O nedenle krize yol açan savaş bütçesine ve silahlanma masraflarına itiraz etmiyorlar.”

Gazeteci Cahit Mervan aynı sorunun toplumsal boyutuna vurgu yapıyor, “Açlık ve safalet içinde olan kitlelerin sorgulaması gereken şu olmalı: Bu rejim Kürtlere karşı savaşta yıllık veya aylık değil, günlük olarak kaç milyar dolar harcıyor? İş, ekmek için önce savaşa karşı çıkmak gerekmez mi?” diye soruyor.

2007 yılında TBMM Başkanı Köksal Toptan, “Silahlı çatışmaların Türkiye’ye maliyeti 250 milyar dolardır” demiş; hükümet sözcüsü Cemil Çiçek ise 2008 yılında,“PKK’nin Türkiye’ye verdiği zarar 300 milyar doların üzerindedir” açıklaması yapmıştı. Dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik, bu miktarı 400 milyar dolar düzeyinde ifade etmişti.

Bugün, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizi, “dış güçlerin oyunu” diye tanımlayan Tayyip Erdoğan, 2013 yılında, “Çözüm sürecinin önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik neticeler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır” diyerek, Kürtlerle savaşın ekonomiye yaptığı etkiyi itiraf etmişti.

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2020 yılı raporuna göre; Türkiye’nin askeri harcamaları 2015’ten itibaren keskin bir şekilde artış gösterdi. 2015 yılında 15.9 milyar dolar olan askeri harcamalar her yıl artış göstererek 2018’de 19 milyar dolara, 2019’da 20.4 milyar dolara ulaştı.

Ekonomi Uzmanı Prof.Ufuk Tutan’ın, 2016 yılı verilerini esas alarak çıkardığı sonuçlar, SIPRI 2020 yılı raporundan daha fazla olduğunu gösteriyor. Prof. Ufuk Tan, 40 yıldır devam eden silahlı çatışmaların yıllık ortalama maliyetinin yaklaşık 40 milyar dolar olduğunu belirtmekte. Tan, savaşa yapılan açık harcamalar yanında, turizm gibi savaştan doğrudan etkilenen sektörel kayıpların yapılan hesaplara dahil edilmediğini de belirtiyor. 

Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ünsal Ban, 2013 yılında yaptığı açıklamada, “Dolaylı maliyetlerin hesaplanmasındaki farklılıklar, ‘Başbakanlık Örtülü Ödeneği’ ile ‘Milli İstihbarat Teşkilatı Harcamalar’ının maliyet hesaplarına dahil edilmemesinden kaynaklanmaktadır” diyerek savaş bütçesinin, açıklanandan daha fazla olduğunu itiraf etmişti.

Türkiye’de ekonomik kriz had safhada. Türk lirası, dolar ve diğer para birimleri karşısında hızla değer kaybediyor. Liranın değeri düştükçe alım gücü de düşüyor. 

Semt pazarlarında artıkları karıştıranların sayısı artarken, ucuz ekmek kuyrukları uzuyor. 

Sadece muhalefet partileri değil; muhalif basın, sendikalar, dernekler, üniversiteler, sosyalistler ve devrimciler bu konuyu gerektiği ve hak ettiği düzeyde tartışmıyor.

Muhalif Müslümanlar, Anti-Kapitalist Müslümanlar ve Fethullah Gülen hareketi ile basını da krizin esas nedeninin Kürt halkına karşı yürütülen savaş olduğunu tartışmıyor. 

Peki ekonomik kriz kendiliğinden mi çıktı?

Türk lirası durup dururken mi değer kaybediyor?

Bulgaristan ve Gürcistan hükümetleri hangi ekonomik gelişmeyi yarattı da, Bulgar levası ve Gürcistan larisi, Türk lirası karşısında değer kazandı?

Bu krizin doğrudan muhatabı ve mağduru konumundaki milyonlarca insan, rutin hale gelen ev baskınları, gözaltılar, tutuklamalar, cezaevlerindeki devlet cinayetleri, işkence, zulüm ve insanlık dışı uygulamaların, yaşanan krizle bağını kuramıyor. Toplumun çoğunluğu ekonomik sorunu iktidar-muhalefet çekişmesinden kaynaklanan geçici bir sorun gibi görüyor. 

Sanki Kürtlere karşı yürütülen savaş zorunlu, kaçınılmaz ve sürdürülmesi gereken bir savaşmış, yaşanan kriz bu savaştan kaynaklanmıyormuş algısı, Erdoğan ve AKP için halâ can suyu değerinde. 

Hakikatin bilincinde ve gerçeğin farkında olmayanlar, yaşadıkları sorunların çözümünü de yaratamazlar. 

Hem Kürtlere karşı imha ve soykırım saldırıları gerçekleşsin; hem Rojava, Güney Kürdistan işgali olduğu gibi devam etsin, Mexmûr ve Şengal günaşırı bombalansın hem de ekonomik refah olsun!

Hem Efrîn’de, Serêkaniyê’de, Girê Spî’de DAİŞ çeteleri için karargahlar, karakollar kurulsun, hem evler, işyerleri talan edilsin, zeytinlikler imha edilsin hem Türk toplumu iyi, şeffaf, dürüst ve adil bir iktidar tarafından yönetilsin!

Hem Türkiye illerine çalışmaya gelen Kürt aileler jandarma, polis nezaretinde dövülerek kovulsun, hem telefonda Kürtçe konuştuğu için insanlar linç edilsin hem de bu olanları film seyreder gibi seyredenler refah ve mutluluk içinde yaşasın!

Hem yüzlerce cezaevine yenileri eklenerek Kürtler, sistem ve iktidar muhalifi insanlarla tıka basa doldurulsun, hem ‘dışarıda’ olduğunu zanneden milyonlar güle oynaya bir hayat yaşasın!

Valla böyle bir dünya yok.

Yaşadıklarından bihaber, duyarsız, itirazsız ve isyansız bu insanların başına gökten taş yağmadı henüz, ona şükredilsin!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.