- Mülteci Domlardan Cumartesi Anneleri’ne, Afgan göçmenlerden Hemşinlilere kadar farklı yaşam öykülerini bir araya getiren “Mezopotamya Hikâyeleri” sergisi, bir coğrafyanın insan hikayelerini 42 karede kayıt altına alıyor.
ARZELLA BEKTAŞ/AMED
Amed Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Daire Başkanlığı’nın desteğiyle 4Ro Photos Kolektif’in Çand Amed’de açılan “Mezopotamya Hikayeleri” belgesel fotoğraf sergisi, 7 fotoğrafçının 42 eserini bir araya getiriyor. Sergide göç, sınırlar, kayıplar, kimlik ve toplumsal hafıza gibi konular ele alınıyor. 6 Haziran’da açılan sergi 30 gün boyunca ziyaret edilebilecek.
Gözardı edilen insan hikayelerini merkeze alan sergi, belgesel fotoğrafçılığın tanıklık eden diliyle; insan hikayelerini, kayıpları ve mültecilik deneyimlerini görünür kılıyor. Sergi salonundaki panolarda sanatçıların biyografileri, fotoğrafların çekim koşulları ve ele aldıkları konulara ilişkin bilgiler yer alıyor. Sergide buluşan 7 farklı çalışma, Mezopotamya ve çevre coğrafyaların ortak hafıza haritasını oluşturuyor.
Mülteci Domlar
Red Fotoğraf Grubu bünyesinde çalışmalarını sürdüren sanatçı Paşa İmrek, sergide “Mülteci Domlar” başlıklı çalışmasıyla yer alıyor. Ziraat Fakültesi mezunu Paşa İmrek, uzun yıllardır analog makinesiyle sokak ve belgesel fotoğrafçılığı yapıyor.
İmrek’in 6 fotoğraftan oluşan serisi, Suriye’deki savaş ve çatışmalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan ancak burada da zorlu yaşam koşullarıyla karşı karşıya kalan Domların hikayesini konu alıyor. Fotoğraflarda Urfa ve çevresindeki çadır alanlarında yaşayan, temel ihtiyaçlara ve resmi kimlik belgelerine erişimde sorun yaşayan kadınlar ve çocuklar yer alıyor. Sanatçı, bu toplumsal grubun yaşam koşullarını ve karşılaştığı sorunları belgesel fotoğraf diliyle kayıt altına alıyor.
İran Günlükleri
4Ro Photos Kolektifi’nin kurucularından biri olan ve iki yıl önce yaşamını yitiren Fransız fotoğrafçı Matthieu Chazal’ın çalışmaları da sergide yer alıyor. Coğrafya, felsefe ve gazetecilik eğitimi alan Chazal, çalışmalarında kültürel kimlik, hafıza, göç ve sürgün temalarına odaklandı.
Türkiye'deki Romanlarla ilgili bir belgesel projesi ile 2009’dan itibaren Fransa ve Türkiye’de çok sayıda karma ve kişisel sergide yer alan Chazal, Doğu Akdeniz coğrafyasında yürüttüğü çalışmalarıyla tanındı. “Günlükler” serisiyle kültürel mücadeleler kadar mübadelelerin de kesiştiği geniş bir bölgenin ikilemlerini araştırdı. 2019’da Albert Kahn Museum Grant ödülünü alan sanatçı, aynı yıl Roger Pic Grant ve Felix Schoeller Fotoğraf Ödülleri’nde kısa listeye seçildi.
Sergide yer alan 6 siyah-beyaz fotoğraf, “İran Günlükleri-Bölünmüş Bir Kamusal Alan” başlığını taşıyor. Çalışma, İran’daki kamusal yaşamı, toplumsal ayrışmayı ve gündelik hayatı sokak mimarisi ile dini ritüeller üzerinden ele alıyor. Kerpiç duvarlar, dar sokaklar, dini kitlesel buluşmalar ve kentsel alanlar fotoğrafların temel unsurları arasında yer alıyor. Chazal'ın siyah-beyaz fotoğrafları, kurucusu olduğu kolektifin hafıza haritasına, İran sokaklarındaki toplumsal bölünmeyi abartısız ve güçlü birer belge olarak sunuyor.
Sasun İnsanları
Fatma Çelik, psikolojik danışmanlık eğitiminin yanı sıra çocuklar ve kadınlara yönelik sivil toplum çalışmalarında yer alıyor. Zin Kolektif ve Vatoz Platform üyesi olan Çelik, kısa belgesel filmler ve fotoğraf projeleri üretiyor. “Sasun İnsanları” başlıklı çalışmasında sanatçı, Adıyaman merkez ve çevre köylerde yaşayan Ermenilerin hikayelerine odaklanıyor. Asimilasyon, kimlik, aidiyet ve hafıza temalarını işleyen çalışma, geçmiş ile bugün arasındaki coğrafyanın hafıza haritasını çıkarıyor
Cumartesi Annesi
Gazi Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü mezunu olan Türkan Kılıç Pınar’ın çalışması, faili meçhul cinayetler ve kayıplar konusuna odaklanıyor. Türkiye'de Meclis araştırma raporlarına göre bin 901, İHD verilerine göre ise 4 bin 983 faili meçhul cinayetin yaşandığına ilişkin veriler de projede yer alıyor.
Çalışmanın öznesi Saliha Bayram’ın 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalı süreçte eşini kaybetti. Saliha Bayram’ın 1993’te Lice’nin Yolçatı köyünde yaşanan çatışmada amcası Hasan Bayram hayatını kaybeder. Cenazesini almak için gittiklerinde ateş açılır ve eşinin çığlıklarını duyar. Ve bir daha da eşinden haber alamaz. Dört çocuğuyla birlikte köyünü terk etmek zorunda kalan Saliha Bayram, Amed’de yaşıyor ve geçimini mevsimlik işçilik yaparak sağlıyor.
Türkan Kılıç Pınar, bir yıl boyunca Saliha Bayram’ın yaşamına tanıklık ederek onu 6 belgesel fotoğrafla kayıt altına aldı. Çalışma, yıllardır sürdürülen adalet arayışını konu alıyor. Her Cumartesi günü Koşuyolu Parkı’ndaki İHD Yaşam Anıtı önünde adalet arayan Bayram'ın aktarılan sözleri, adalet takibinin neden durmayacağını özetliyor: “Aradan onca zaman geçti eşimin öldüğüne hâlâ inanmıyorum. Bin yıl da geçse gözlerim hep yolda olacak. Toplu mezarlar bulundukça umudumu kaybediyorum ama kanım damarlarımda dolaştığı sürece, eşimi, çocuklarımın babasını bu devletten istemeye devam edeceğim.”
Yol-cu
Foto muhabiri Refik Tekin’in çalışması, Wan sınır hattından Türkiye’ye gelen Afgan göçmenlerin yaşadıklarına odaklanıyor. Radyo ve Televizyon mezunu olan Tekin, savaş, siyasi baskılar ve Taliban yönetimi nedeniyle ülkelerini terk eden insanların yolculuklarını belgeliyor. Altı fotoğraftan oluşan çalışmada, Wan otogarında ve kentte yaşam mücadelesi veren göçmenlerin gündelik yaşamlarından kesitler yer alıyor. Fotoğraflarda ayrıca Wan sınır hattında yaşamını yitiren göçmenlerin defnedildiği Kimsesizler Mezarlığı da bulunuyor. Çalışma, göç yolculuğunun sonuçlarına ve sınır hattında yaşanan kayıplara dikkat çekiyor.
Kürdistan’ın Gölgeleri
Sergi açılışına İtalya’dan katılan Murat Yazar, bir belgesel fotoğrafçı. W. Eugene Smith Grant 2024 ve RPBB Büyük Uzmanlar Ödülü dahil olmak üzere çok sayıda uluslararası ödüle layık görülen Yazar, sergide sınırlar ve toplumsal dönüşüm üzerine çalışmasıyla yer alıyor. “Kürdistan’ın Gölgeleri” adlı projede sanatçı, 1916 Sykes-Picot Antlaşması sonrasında Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de farklı devlet sınırları içinde kalan insanların yaşamını ele alıyor. Yazar, devletlerin çizdiği yapay sınırları, fotoğraf sanatı ve görsel hafıza vasıtasıyla ortadan kaldırıyor.
Hemşinland
Suriye doğumlu Ermeni bir ailenin çocuğu olan Berge Arabian, Toronto’da siyaset bilimi eğitimi aldı. Uzun yıllar Kanada’da foto muhabirliği yapan Arabian, çalışmalarını bugün İstanbul’da sürdürüyor. Sanatçı, “Hemşinland” adlı çalışmasında Karadeniz’in dağ köylerinde yaşayan Hemşinlilere odaklanıyor. 2011 ile 2019 yılları arasında Hopa ve çevresinde yürüttüğü çalışmalarda aidiyet, kökler ve gündelik yaşam ilişkisini ele alıyor. Fotoğraflarda düğün, köy yaşamı ve bölgenin doğal koşulları yer alıyor. Çalışma, Hemşinlilerin yaşam pratiklerine ve kültürel hafızalarına odaklanıyor.
***
Coğrafyayı dert edinenler
Sergi açılışında söz alan fotoğrafçılar ve temsilciler, projenin arka planına ve taşıdığı anlama dair önemli noktalara değindiler. 4Ro Photos kurucularından Refik Tekin kolektifin kuruluş amacını şöyle anlattı: “Kürt ve Kürdistan’daki fotoğrafçıların, özellikle Kürdistan’da ve Mezopotamya’da belgeledikleri belgesel fotoğraf çalışmalarını bir araya getirip kolektif bir yapı kurmayı amaçladık. Amacımız sadece mevcut kadromuzla sınırlı kalmak değil. Bu coğrafyada dert edinen tüm belgesel fotoğrafçılarını bir araya getirmek.”
Bu toprakların çocukları
Berge Arabian ise kolektifin ruhunu ve bu topraklarla olan bağını şu sözlerle dile getirdi: “Bizler bu toprakların çocuklarıyız. Atalarımızın, ninelerimizin bize anlattığı o hikayelerin köklerine görsel olarak geri dönmek çok sağlam bir şeydir. Biz çoğunlukla sessiz çalışan insanlarız, işimiz hazır olduğunda konuşuruz. İşte şimdi bizim zamanımız.”
Hafızayı canlı tutmak için
Amed Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Daire Başkanlığı temsilcisi Zeynep Yaş da konuşmasında hafızanın korunmasının önemine değinerek şunları söyledi: “Kürtçede dünyanın dört günlük olduğuna dair çok anlamlı bir söz vardır. Ancak söz konusu fotoğraflar olduğunda o an ölümsüzleşir ve dünya asla bitmez. Bu kolektif, sokak sokak, mahalle mahalle gezerek bu coğrafyanın acısını ve hikayelerini fotoğraflara taşıdı. Bizler için bu hafızayı canlı tutmak ve geleceğe aktarmak son derece önemlidir.”