AKP-MHP faşist bloğunun yeni arayışları

Forum Haberleri —

  • Türkiye’deki faşist iktidarda da yeni arayışlar başlamış durumdadır. Dış siyasette saldırgan, işgalci ve yayılmacı politikaların sonuçları kan ve katliam olmuştur. Ancak, sahada ve masada olma hikayesinin de sonuna gelinmiş oldu.

RAUF KARAKOÇAN

Dünya genelinde sağ popülist siyasetin etkisini yitirdiği bu süreçte, Türkiye’deki faşist iktidarda da yeni arayışlar başlamış durumdadır. Dış siyasette saldırgan, işgalci ve yayılmacı politikaların sonuçları kan ve katliam olmuştur. Askeri güç kullanarak kendisine yer açmaya çalışan Türk devleti “sahada ve masada var olma” yönteminden sonuç alamayacağını anlamış oldu. Haydut çete guruplarını sınırları dışında kullanarak, kirli bir savaş yürütmesine rağmen aradığını bulamadı. Sahada ve masada olma hikayesinin de sonuna gelinmiş oldu. Bunu Libya ve Karabağ savaşlarına bodoslama dalarak gerçekleştirmek istemişti. Gelinen aşamada, Libya masasında olmadığı gibi sahada kalışı da pek mümkün görünmemektedir. Benzer bir durumu Karabağ savaşında da yaşadı. Azerbaycan ve Ermenistan masası Moskova’da kuruldu,Türkiye masada görünmüyor, sahada da pek görünür değil. Doğu Akdeniz de gerilim yaratarak bir şeyler elde etme arayışları da suya düşmüş durumdadır. Rojava ve Güney Kürdistan işgali de uzun vade de Türkiye’nin başına bela olacaktır.

Dışarıda elde ettiği sonuç büyük bir yalnızlık olurken, içerde de büyük bir erimedir. Yarattığı korku iklimiyle, baskı uygulayarak, muhalefeti sindirerek ayakta durmaya çalışıyor. Faşizmi kurumsallaştıran AKP-MHP iktidarı, Türkiye’yi büyük bir yıkımın eşiğine getirip dayandırdı. Antidemokratik uygulamaları ve hukuksuzluğu son kerteye kadar kullanacaktır. Muhalefeti zayıflatmak için bütün argümanları devreye sokacaktır. Özellikle de HDP’ye dönük çok ciddi yönelimler içine gireceklerdir. Parti kapatma tartışmalarının yoğunlaştığı bu günlerde, her an beklenmedik hamlelere baş vurabilirler. Ama nafiledir. Hiçbir yöntem faşizmin çöküşünü durduramayacaktır.

Dış politikada ilişki ve diyalog arayışlarına yönelmek zorunda kaldılar. İkide bir “ey Amerika, ey Avrupa” diyerek dünyaya kükreyen, sağa sola çatan, caka satmayı ve efelik taslamayı siyaset sanan diktatörlük, şimdiden nabza göre şerbet dağıtmaya başladı. Yunanistan’la koşulsuz görüşme çağrıları yapar hale geldiler. AB ile yeniden yol almak istemlerini dillendirdiler. Takkiye siyaseti ile yeni arayışlara başvurmak zorunda kalmışlar. Dış destek bulmak için sözde hukuk reformundan bahseder oldular. AİHM’in Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarına ilişkin kararlarını dikkate almazken, AB ile yeniden müzakerelere hazır olduğunu söylüyorlar. Hiçbir inandırıcılığı kalmamış faşist bir iktidar ve tüm kredisini tüketmiş bir Türkiye profiliyle karşı karşıyayız. Baş vurduğu yeni arayışlar ise “denize düşen yılana sarılır” türünden arayışlardır. Demokratik kriterlerin kırıntısını dahi uygulamadan dış yardımlardan medet umması, AB ile müzakere çağrısı, yeni fasıllar açma istemi ham hayalden başka bir şey değildir.

Benzer arayışlarını iç siyasette de sürdürmektedir. Faşist Cumhur İttifak’ı dahil etmek için daha şimdiden bazı partilere göz kırpmaya başladılar. Sadet Partisi’yle temasa girmeleri ve bir şekliyle iyi partiye yapılan çağrılarla nabız yoklamaya başladılar. AKP-MHP faşist bloğu, yaşadığı sıkışmışlığı gidermek için gerektiğinde tükürdüğünü yalayacaklardır. Bunu daha öncede birçok hususta yaptılar. Yalan söylemek genlerinde vardır. Kürt sorunu ve çözümü konusu başta olmak üzere hemen her konuda verdiği vaatleri yerine getirmeyerek yalan söylemiş ve iç siyaset malzemesi olarak kullanmıştır. Şimdi de aynı taktiğe baş vurmakta ve bayatlamış sözlerle halkı ikna etmeye çalışıyorlar. Siyasi reform, ekonomik reformu, hukuk reformu birer safsatadan ibarettir. Her reformun altında diktatörlüğün daha fazla otoriter hale geldiği görülmüştür.

HDP belediyelerine atadığı kayyımlardan sonra derneklere, meslek odalarına ve diğer sivil toplum kuruluşlarına el attılar. Şimdi de sıra üniversitelere geldi. Boğaziçi Üniversitesine kayyım rektör atanması, diktatör Erdoğan’ın “fikri iktidar” dediği, topluma at gözlüğü takarak yönetmek istemesinin bir girişimi olarak değerlendirilmelidir. Çağdaş, bilimsel eğitimden uzak bir eğitim sistemiyle toplumda beyin körlüğü yaratarak, fikri iktidarını gerçekleştirmek istiyorlar. Fikri de zikride kötü bir rejim tesis edilmiştir. Diktatör Erdoğan yavrusunu yiyen timsah gibi AKP’nin eski kadrolarının tümünü nerdeyse harcayıp saf dışı bırakarak, totaliter yönetim anlayışını egemen kıldı. Türkiye’deki mevcut ucube yönetim sistemi nur topu gibi bir diktatörlük ortaya çıkardı. AKP kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırarak, bütün kurumlarda muazzam bir kadrolaşmaya giderek parti devletini inşa etti. Referandumla Türkiye’ye deli gömleği giydirildi, şimdi de çıkartılamıyor.

Türkiye’de yeni arayışlar faşist iktidardan değil muhalefet cephesinden beklenmelidir. Toplumun demokratik beklentilerini karşılayacak yeni arayışlar, yol ve yöntemlere ihtiyaç vardır. Muhalefet bloğu bu ihtiyacı karşılamaktan henüz uzaktır. Kararsız oyların artışı muhalefetin çapsızlığına bir işarettir. Toplumu karamsarlığa ve kararsızlığa sürükleyen siyaset anlayışı yerine demokratik siyaset anlayışıyla çözüm üretmek gerekir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.