Ama’dan sonrasının babasına lanet!

Ferda ÇETİN yazdı —

31 Mart 2021 Çarşamba - 22:22

  • Almanya Dışişleri Bakanlığı, HDP’ye yönelik kapatma girişimleri üzerine Türkiye’deki hukuksuzlukları ve siyasi baskıları eleştirdikten sonra, "...ama HDP'den de AB'nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK ile arasına belirgin bir sınır koymasını bekliyoruz" açıklaması yapmıştı.

HDP önceki gün yaptığı açıklama ile Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın bu hileli desteğini sahiplerine iade etti.

Sonuna kadar haklı bir reddiye.

Çünkü bu açıklama HDP’ye destek açıklaması değil, Tayyip Erdoğan ve görevlendirdiği savcının elini güçlendiren, Türkiye’nin kapatma girişimlerine destek açıklamasıydı.

Ali Şeriati bu tür “ama”lar için çok uygun bir deyim bulmuştu;

“Ama’dan sonrasının babasına lanet!”

Kamuoyu, ABD, AB, İngiltere ve Almanya’nın çok uzun bir zamandır sürdürdüğü “ama”lı bu politikayı biliyor. Son zamanlarda İsveç ve Fransa da bu politikanın hevesli ortakları haline geldi.

ABD ve AB Büyükelçileri, bakanları sık sık HDP ile görüşüyor, HDP heyetlerini kabul ediyor; HDP’nin çok etnisiteli, çok inançlı, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü programını, eşbaşkanlık sistemini ve çoğulcu demokrasi pratiğini taktir ve övgüyle karşıladıklarını belirtiyorlar.

ABD ve Avrupa bu projenin mimarının Kürt Halk Önderi Öcalan olduğunu gayet iyi biliyor. HDP’ye oy veren 6 milyon seçmenin (ki aileleri ile birlikte 25 milyon insanın temsili demek) Türkiye’nin en bilinçli seçmeni olduğunu da biliyor. Bu seçmenin, ABD ve Avrupa’nın uydurdukları “terör listesi” ve kriminilizasyon politikalarını kabul etmediklerini de biliyorlar.

Ama...

“Kürtler ayrı, Öcalan ayrı, PKK ayrı”, “HDP, PKK ile arasına mesafe koymalı” nakaratını tekrarlamaktan bıkmıyorlar.

Rojava’da El Kaide, El Nusra, DAİŞ, ÖSO çetelerine karşı savaşan Kürt kadınlarından, Kürt savaşçılarından gıpta ile söz ediyor, moda dergilerinin kapaklarına taşıyor, filmler yapıyor, uzunca makaleler ile methiyeler diziyorlar.

Ama bu halka, bu savaşçılara, bu kadınlara özgürlük, örgütlenme ve mücadele bilincini verenleri “terörist” ilan ediyorlar.

2014 yılında DAİŞ saldırıları gerçekleştiğinde Şengal’i koruyan Irak askerleri ve KDP güçleri tek bir mermi sıkmadan kaçar ve onbinlerce insanı DAİŞ katillerinin ellerine bırakırken, direnen ve canları pahasına saldırıları püskürten PKK gerillalarına “terörist”, kaçkınlara da “muteber güvenlik gücü” muamelesi yapıyorlar.

Bir daha böyle büyük bir soykırım yaşamamak için kendi meclislerini kuran, kendi savunma güçlerini oluşturan Şengal halkının özerklik statüsünü elbirliği ile gaspetmek istiyorlar.

Ortadoğu gibi etnisite, din ve mezhep savaşlarının bitip tükenmek bilmediği bir coğrafyada, Rojava’yı çok etnisiteli, çok inançlı demokratik bir “vaha”ya çeviren düşüncenin sahibi Öcalan’ı ve bu sistemin emektarları olan PKK’lileri ise “terörist” ilan ediyor; başlarına para ödülü koyuyor, Suriye’den, Irak’tan, Rojava’dan çıkarılmaları için açık-gizli faaliyet yürütüyorlar.

Türk ordusuna, El Kaide ve DAİŞ çetelerine alan açarak, insanlık düşmanı bu güçleri Suriye’de kalıcı bir güç haline getirmek isteyen çok ortaklı korporasyonlar kuruyorlar.

ABD, İkiz Kuleler’e saldırının 19. yıldönümünde, 11 Eylül 2020 tarihinde, Doha’da El Kaide ile görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler devam ediyor.

Taliban ve ABD destekli Afgan hükümeti, Türkiye’de görüşmek üzere hazırlıklar yapıyor. Trump döneminde başlayan görüşmelerin şimdiki sponsoru yeni ABD yönetimidir.

Dahası var: Türkiye tarafından desteklenen El Kaide çeteleri Irak ve Suriye’de yeterince teşhir olup “terör listesine” alınınca, peş peşe isim ve kostüm değiştirerek bugüne geldiler. El Nusra, Heyeti Tahriri Şam, DAİŞ, ÖSO, MSO gibi isimler altında ve en sonunda Türk ordusunun bir parçası haline getirildiler.

BM, ABD, Rusya, Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsveç elbirliği ile bu katiller ordusunu aklama faaliyeti yürütüyor. Suriye’de, Libya’da, Karabağ’da Türk ordusunun içinde, TSK silah ve üniformaları ile savaşan bu tecavüzcü katillere yeni bir isim buldular.

Bu çetelere, “Türkiye’ye bağlı askeri güçler” diyorlar. Böylece, dünyanın değişik ülkelerinden ve Türkiye’nin VİP hizmetleri ile Irak ve Suriye’ye taşınan 60-80 bin arasındaki katil sürüsü “legal” hale getirildi. Uluslararası hukuk ve sözleşmelerde devletlere bağlı ordulardan çokça söz ediliyor, ama “devlete bağlı askeri güçler” diye bir şey yok. Bu uydurulmuş, sahte ve hukuk dışı yeni bir oluşumdur.

Bütün bunlar olurken, ABD, AB, Avrupa Konseyi ve CPT’nin gözleri önünde, Kürt Halk Önderi Öcalan üzerinde acımasız bir tecrit politikası uygulanıyor. İnsanlık düşmanı canilere karşı savaşan özgürlük savaşçıları ve PKK’liler de “terörist” ilan edilerek başlarına para ödülü konuluyor.

Sadece PKK’liler değil; Kürt halkı, Kürt partileri, Kürt kurumları, siyasetçiler, aydın, yazar ve sanatçılar bu evrensel adiliğe “dur” demeli.

PKK’yi “terör” ve “terörizm” ile itham edenlere, Kürt halkına ve kurumlarına, “PKK ile aranıza mesafe koyun” demagojisi yapanlara cesurca ve açıkça, “siz Türk faşizmi ile El Kaide, El Nusra, DAİŞ çeteleri ile aranıza mesafe koyun” diyebilmelidir.

Çünkü PKK, Kürt halkının, ezilen halkların, kadınların, yoksulların, azınlıkların ve hakları gaspedilenlerin özgürlüğü için mücadele eden, son yüz yılın en büyük özgürlük hareketidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.