- Kıbrıs-Fransa Savunma Anlaşması’nın imzalanacağı zirve öncesinde Yunanistan, Hollanda ve Fransa savunma bakanlarının uçağı, Türk tarafınca taciz edildi. Kıbrıs, konuyu AB ve AK'ye iletti.
- Fransa ve Kıbrıs, Pazartesi günü “Askeri Güçlerin Statüsü Anlaşması”nı (Status of Forces Agreement – SOFA) imzaladı. Bu anlaşma, Paris’in adada asker bulundurmasına imkan tanıyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Savunma Bakanı, Hollanda Savunma Bakanı ve Fransa Savunma Bakanı’nın dün akşam (Pazar) Kıbrıs’a gitmek üzere yaptıkları uçuşlar sırasında yaşadıkları taciz olayını doğruladı.
Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlığı Basın Ofisi Direktörü Viktoras Papadopulos, Pazartesi günü KYPE’ye yaptığı açıklamada, söz konusu olayın, bakanların Avrupa Birliği Savunma Bakanları gayriresmi toplantısına katılmak üzere Kıbrıs’a gelişleri sırasında meydana geldiğini belirtti. Olayla ilgili soruları yanıtlayan Papadopulos, “Yunanistan Savunma Bakanı, Hollanda Savunma Bakanı ve Fransa Savunma Bakanı’ndan bilgi aldığımızı doğruluyoruz. Bakanlar, Kıbrıs’a, Savunma konularını ele alan Dışişleri Konseyi toplantısına katılmak üzere gelirken, bindikleri uçaklar, yasa dışı Tymbou (Ercan) Havalimanı’ndan kaynaklanan müdahalelere maruz kaldı” ifadelerini kullandı.
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın uçağı söz konusu olduğunda, Türk savaş uçaklarının da bölgede varlık gösterdiğini ekledi. “Yunanistan Savunma Bakanı’nın durumunda, Türk savaş uçaklarının mesafeden Dendias’ın uçağıyla paralel şekilde uçtuğu anlaşılıyor” dedi. Papadopulos, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası düzeyde gerekli adımları atacağını da belirterek, “Bütün bu olaylar, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yetkili mercilere, gereken yerlere bildirilecektir. Savunma Bakanı bugün Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Sayın Kallas’ı bilgilendirecek, ayrıca Avrupa Konseyi’nin çalışmalarında da konuyu iletecektir” diye konuştu.
Olayın, Kıbrıs-Fransa Savunma Anlaşması’nın imzalanacağı zirve öncesinde Türkiye’nin daha geniş kapsamlı eylemlerinin bir parçası olup olmadığı yönündeki sorusuna ise Papadopulos şu yanıtı verdi: “Bu, uluslararası hukuka aykırı, yasa dışı bir eylemdir ve kınanması gereken bir davranıştır.”
Kıbrıs'a Fransız askerleri
Fransa ve Kıbrıs, Pazartesi günü “Askeri Güçlerin Statüsü Anlaşması”nı (Status of Forces Agreement – SOFA) imzaladı. Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Catherine Vautrin ve Kıbrıs Savunma Bakanı Vassilis Palmas, Lefkoşa’daki imzanın ardından Avrupa Birliği Dışişleri Konseyi’nin savunma konularına ilişkin gayriresmi toplantısına katıldı. Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı Nikos Christodoulides’e göre; anlaşma, Kıbrıs topraklarında Fransız güçlerinin varlığını, yalnızca insani amaçlarla ve Fransa hükümeti ile sürdürdükleri güçlendirilmiş iş birliği çerçevesinde öngörüyor. Anlaşma, Fransız güçlerinin Kıbrıs’ta konuşlanma, eğitim ve operasyon yapma koşullarını, ulusal egemenliğe tam saygı çerçevesinde belirleyecek. Metin, askeri koordinasyon, savunma teknolojisi ve sanayi iş birliği, ortak askeri tatbikatlar, eğitim faaliyetleri ve personel değişimlerini de kapsıyor.
Türk tarafı rahatsız
Anlaşma, 1974’ten beri Kıbrıs adasının kuzey yarısını işgal eden Türkiye’den sert tepki çekti. Bölgede yaklaşık 50 bin Türk askeri konuşlu bulunuyor. Türk tarafı, anlaşmayı “geçersiz ve hukuki bağlayıcılığı olmayan” bir metin olarak nitelendirdi. Türk tarafı, bu anlaşmanın adadaki güç dengesini değiştirebileceğinden, Kıbrıslı Türklerin haklarını göz ardı edeceğinden ve gerilim yaratabileceğinden endişe duyduğunu belirtti. Türk tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm Kıbrıs adına böyle bir anlaşmayı imzalama yetkisine sahip olmadığını ileri sürdü.
Bu anlaşmanın öncesi
Askeri anlaşma, Nisan sonunda Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından duyurulmuştu. O dönemde Fransa, İtalya ve Yunanistan ile birlikte, adadaki bir İngiliz üssüne İran insansız hava aracıyla düzenlenen saldırının ardından Kıbrıs’ın korunmasına yardımcı olmak için fırkateynler konuşlandırmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise “Fransa, savunma alanında hem operasyonel olarak hem de teçhizat ve silah tedariki konusunda Kıbrıs’ın ayrıcalıklı ortaklarından biri olmaktan gurur duyuyor" demişti. Türkiye Savunma Bakanlığı yetkilisi ise Macron’un Nisan sonundaki Kıbrıs ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, “Böyle adımlar, adadaki mevcut hassas dengeyi bozma ve gerilimleri artırma riski taşımaktadır” diye açıklama yapmıştı.
Lübnan kıyılarına yalnızca 200 km mesafede bulunan Kıbrıs adası, Avrupa Birliği topraklarının güneydoğu ucunda stratejik bir konumda yer alıyor. Birleşik Krallık da Kıbrıs’taki egemen üslerinde yaklaşık 4 bin asker bulundurmaya devam ediyor.
Türkiye'nin hazırlığı
Bilindiği gibi Türkiye, Doğu Akdeniz ve Ege’de sondaj, madencilik ve balıkçılık hakları üzerindeki rekabeti yeniden alevlendirebilecek bir yasa tasarısı hazırlıyor. Yasa tasarısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Türkiye kıyılarından itibaren 200 deniz miline kadar uzanan bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etme yetkisi verecek. Tasarı kabul edilirse Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs arasında deniz yetki alanlarındaki çakışmalar nedeniyle gerilimlerin artması bekleniyor. Tasarı, Mısır ile ilişkilerde yeni gerilimlere yol açıp açmayacağı ve son iki yılda ticaret ile yatırımların hız kazandığı Ankara-Kahire yakınlaşmasını zedeleyip zedelemeyeceği sorularını da gündeme getiriyor.
10 yılı aşkın süredir Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynakları için rekabet yoğunlaştı. Bölgede yaklaşık 286,2 trilyon kübik feet keşfedilmemiş konvansiyonel doğal gaz ve 879 milyon varil konvansiyonel petrol rezervi bulunduğu tahmin ediliyor. Bu tahmini zenginlik, Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasında bir dizi deniz sınırlandırma anlaşmasını tetikledi. Türkiye bu anlaşmalara karşı çıktı ve onları tanımadığını açıkladı.
Anlaşmalara Türk tepkisi
Türk Savunma Bakanlığına göre yeni yasa tasarısı, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını düzenlemeyi, Türk sularındaki sorumlulukları tanımlamayı, iç mevzuattaki boşlukları gidermeyi ve Ankara’nın deniz haklarını ve çıkarlarını koruma kararlılığını vurgulamayı amaçlıyor. Tasarı, aynı zamanda Doğu Akdeniz ülkelerinin son yıllarda imzaladığı deniz sınırlandırma anlaşmalarına karşı bir Türk tepkisi olarak da görülebilir. Tasarı, bölgede büyük doğalgaz anlaşmaları yapılırken Türkiye’nin eli boş bırakılmayacağı, bölgesel enerji anlaşmazlıklarında marjinalleştirilmeyeceği ve Akdeniz suları üzerindeki kararlardan dışlanmayacağı mesajını vermeyi hedefliyor.
Suriye ile de planlıyor
Ankara itirazını uzun süredir dile getiriyordu. Önce deniz sınırlandırma anlaşmalarını Türk haklarını göz ardı ettiği gerekçesiyle reddetti. Ardından 2019’da Libya’nın batı merkezli hükümetiyle imzaladığı deniz yetki alanı mutabakat zaptıyla kendi etki alanını tesis etmeye çalıştı. Bu anlaşma Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs tarafından tanınmadı. Türkiye, Suriye ile de benzer bir anlaşma imzalamayı planlıyor. Böylece bölgedeki sondaj, madencilik ve balıkçılık haklarını koruma arzusunu ortaya koyuyor.
Taraf olmadığı sözleşme
Kıyıdan 200 deniz miline kadar MEB ilan ederek Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’yle (UNCLOS) uyumlu hareket etmiş olacak. Kahire merkezli gazeteci Amr Emam, şu ironiyi hatırlattı: "Türkiye bu sözleşmeyi onaylamamış. Bu durum, Ankara’nın tarafı olmadığı bir sözleşmeye dayanarak MEB ilan etmeye çalışmasıdır."
Washington da taraf değildir, ancak ardışık ABD yönetimleri sözleşmeye uyup saygı gösteriyor, çünkü sözleşme genel kabul görmüş deniz hukuku ilkelerine dayanıyor. Türkiye ise Türk ana karasına yakın Yunan adalarının, özellikle Türkiye’nin güney kıyısına sadece birkaç mil uzaklıktaki Meis (Kastellorizo) Adası gibi adaların tam deniz yetki alanlarına sahip olmaması gerektiğini savunuyor. Yunanistan ve Kıbrıs ise uluslararası hukuka göre adaların tam deniz haklarına sahip olduğunu savunuyor.
'Mavi Vatan' uydurması
Tasarı, bazı eski amiralların uydurduğu “Mavi Vatan” doktrinini Türk hukukuna yerleştirerek, Yunanistan ve Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgeleri ile çakışan geniş kapsamlı talepleri resmileştirecek. “Mavi Vatan”, Türkiye’nin deniz sınırlarına ilişkin abartılı bir yorum ortaya koyuyor ve Doğu Akdeniz’deki yerleşik deniz sınırlarıyla çelişiyor. Bu doktrin, Türkiye’yi Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan geniş deniz alanlarında nüfuz projeksiyonu yapma hakkına sahip baskın bir bölgesel güç olarak görüyor. Televizyon kanallarından yazılı basına, sosyal medyaya kadar geniş bir yelpazede üst düzey askeri yetkililerden hükümet elitlerine ve yorumculara kadar birçok kişi “Mavi Vatan” haritalarını yayınlıyor. Bu durum, birçok Türk vatandaşının bu revizyonist deniz sınırı yorumunun gerçek ve kabul görmüş olduğu algısına yol açıyor.
Ankara’nın yeni yasal girişimi ilk bakışta teknik veya bürokratik görünebilse de FDD Türkiye Programı Direktörü ve kıdemli araştırmacı Sinan Ciddi'ye göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kasıtlı ve hesaplanmış bir tırmandırma adımıdır. Bu hamle, Doğu Akdeniz’deki bölgesel düzene meydan okumayı, komşu devletler üzerinde baskı kurmayı ve Türkiye’yi Avrupa ile Ortadoğu arasında baskın deniz gücü konumuna yerleştirmeyi amaçlıyor. Ankara, uluslararası hukuk normlarına aykırı geniş deniz iddialarını yasalaştırmaya çalışarak, uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çok daha tehlikeli bir çatışmaya dönüştürme riski yaratıyor.
Türkiye rahat durmuyor
Türkiye, iddialarını daha çok agresif söylem ve Yunanistan ile Kıbrıs’a yönelik açık askeri tehditlerle ilerletiyor. Son yıllarda Türkiye, deniz unsurlarını konuşlandırma, sismik araştırma gemileri gönderme ve askeri koruma sağlama yoluyla Yunan ve Kıbrıs iddialarına karşı çıktı. Tartışmalı sularda faaliyet gösteren Türk araştırma gemileri sıklıkla Atina ve Lefkoşa ile krizlere yol açtı. 2020’de Oruç Reis araştırma gemisinin tartışmalı sulara gönderilmesi, her ikisi de NATO müttefiki olan Yunanistan ve Türkiye’yi askeri çatışmanın eşiğine getirdi. Türkiye, deniz iddialarını başka bağlamlarda da askeri zorlamayla birleştirdi. Ankara, Doğu Akdeniz’de İHA’lar, deniz unsurları ve füze sistemleri konuşlandırırken Yunanistan ve Kıbrıs’a karşı milliyetçi söylemini yoğunlaştırdı. Erdoğan, Yunanistan’a “bir gece ansızın gelebiliriz” tehdidinde bulundu. Bir çarpışma, yanlış hesaplama veya siyasi motivasyonlu tırmanma hızla NATO ve Avrupa Birliği’ni de içine alan daha büyük bir krize dönüşebilir.
Patlamaya hazır paratoner
Ciddi'ye göre; Kıbrıs ise patlamaya hazır bir paratonerdir. Türkiye, Kıbrıs'ın kuzeyinde kurduğu yönetimi tanıyan tek devlettir ve 1974 işgalinden bu yana adada on binlerce asker bulunduruyor. Ankara, deniz anlaşmazlıklarını Kıbrıs’ın enerji arama faaliyetleriyle giderek daha fazla ilişkilendirip uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti ile iş birliği yapan şirket ve devletlere tehditler savuruyor.
Türkiye’nin eylemleri, büyük jeopolitik belirsizlik döneminde Avrupa’nın enerji güvenliğine katkı sağlayabilecek enerji iş birliği projelerini baltalıyor. Bu eylemlerin yatırımları caydırdığını, diplomatik koordinasyonu zayıflattığını ve Batı dayanışmasının zaten baskı altında olduğu bir dönemde NATO müttefikleri arasındaki güvensizliği artırdığını savunan Ciddi'ye göre; Ankara’nın bu tutumu, “Orta Koridor” ve “Irak Kalkınma Yolu” gibi projelerle kendisini yeni bir ticaret ve enerji koridoru olarak konumlandırma çabalarını da muhtemelen zedeleyecektir.
Önümüzdeki seçimler
Risk şudur ki; Erdoğan hükümeti, iç siyasette milliyetçi duyguları harekete geçirmek ve uluslararası alanda taviz koparmak için çatışmayı Türkiye’nin çıkarına hizmet eder görebilir. Erdoğan dördüncü başkanlık dönemi için yeniden seçilmek istiyor, ancak ülke ekonomisini yönetmesinden memnun olmayan Türk seçmenleri ikna etmek için yaratıcı olmak zorunda. Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandırmak, denenmiş ve test edilmiş, kararsız bazı seçmenleri kazanma yöntemidir. HABER MERKEZİ