Şırnak'ta (Şirnex) evlerine konuk oldum; aile üyeleri o hafızamızı sürükleyen görüntünün ardındaki gülen yüzlü genci, Hacı Lokman Birlik'i anlattı: 

  • Hacı Lokman, hepimizin hafızasında bir yara. O sürüklenme anı sonsuza kadar onun imgesinin bir parçası olacak. İsmini her duyduğumuzda hafızamız hep biraz sürüklenecek. Ancak Hacı Lokman'ın imgesi o andan ibaret olmamalı. Bunun için onun hikayesine bir yolculuk yapmamız gerekir.
  • Anne Nazire Birlik, "Bayram sabahı doğdu" derken, baba, "Şerefamin. Bir gün beni üzmedi. Hiç ona kızmışlığım yoktur" diyor. Ağabeyi Hüseyin Birlik, "Kemal Pir gibi davranıyordu. Gerçekten benziyordu da. Çözüm gücü yüksekti" diye ekliyor. Ağabeyi Mehmet Birlik: "Bazen giderim sevdiği stranları dinlerim. Sonra yüzünde asılı kalan gülüşüne dalarım..."

 

GÜLCAN DERELİ

Derd ü kule me giran e

Welate me bin destan e

Heta azadiye em nebinin

Li xwe nakin kince bük zavan e

Hacı Lokman, hepimizin hafızasında bir yara. O sürüklenme anı, sonsuza kadar onun imgesinin bir parçası olacak. İsmini her duyduğumuzda, hafızamız hep biraz sürüklenecek. Ancak Hacı Lokman'ın imgesi o andan ibaret olmamalı. Onu çok katmanlı bir imgeyle hatırlayabilmek için hikayesine bir yolculuk yapmamız gerekir. Böylece onu hapsedildiği o trajik andan çekip çıkarabilir; bu tez canlı, neşeli, yetenekli, cesur, sanatçı ruhlu, Kemal Pir hayranı hassas genç olarak, alternatif bir hafızanın parçası yapabiliriz. Onu kameraya böyle buğulu bakan, Kemal Pir'e özenen, Deniz'in parkasını giyen, şalını hep yanında taşıyan, bahçesine bakan, meyveler veren, kalbi hep dağlarda olan biri olarak hatırlamak, bizi onun hakikatine daha çok yaklaştıracak. Elbette bu, o anı unutma tavsiyesi değil. Aksine Hacı Lokman'ın hapsedildiği o andan daha fazlası olduğunu hatırlatma çabasıdır. İşte bu yüzden Şırnak'a (Şirnex) gittim, evlerine konuk oldum. 

Kemal Pir ve Hozan Serhat'ın yolunda

İlk öğrendiğim şeylerden biri, Kemal Pir ve Hozan Serhat hayranı olduğuydu. İdolü Kemal Pir'miş. Onun hayat ezgisini de Hozan Serhat yazmış. Yukarıdaki sözler, Hacı Lokman Birlik'in en sevdiği bölümmüş. Uçarı çocuklar gibi şarkının bu bölümlerini yüksek sesle söyler, dilinden düşürmezmiş. Hepimizde vardır, bazı şarkıların sözleri dilimize pelesenk olur, kendi kendimize söyler dururuz. İşte öyleymiş. Hacı Lokman da bu nakaratı söyler dururmuş. Ağabeyi Hüseyin Birlik, şöyle anlatıyor: "Hacı müzik dinlemeyi çok severdi. Hozan Serhat’ın 'Ser Banika' şarkısını çok severdi. Orada 'Heta azadiye em nebinin' sözlerini hep bağırarak söylerdi. Bir de Mehmet Atlı'yı severdi, 'Karanfil eker misin'i çok dinlerdi."

Nasıl Hacı Lokman oldu?

Baba Hacı Hasan, güler yüzüyle karşılıyor bizi. Hacı Lokman'ın adı geçtiği anda baba Hacı Hasan'ın gururlu tebessümü yüzüne yansıyor, gözleri ışıl ışıl oluyor. Hacı Lokman Birlik'in isminin de bir acı hikayesi var. Ağabey Lokman doğuştan kalp hastasıdır. 1983 yılında 8 yaşındayken Lokman kalbine yenik düşer. Lokman'ın vefatından 3 yıl sonra Hacı Lokman doğar, baba Hacı Hasan şöyle anlatıyor: "Hacı, 1986 yılında Kurban Bayramı sabahı ikiz doğdu. 5. sınıfta vefat eden çocuğumun adı Lokman’dı. Kıyamadım onun adını sadece Lokman koymaya. Hacı Lokman olsun dedim." Böylece Hacı Lokman, bir kurban bayramı sabahı, kalbine yenik düşen ağabeyinin adını alır...

Bir bayram sabahı doğdu

Fotoğraflardan tanıdığım Hacı Lokman'ı anne Nazire'ye benzettim. Gözleri ve bakışları neredeyse aynı gibi... Anne Nazire Birlik'in kalp rahatsızlığı ilerlediği için evladıyla ilgili soru soramadım. Sadece sohbet ettik. Sohbet ilerledikçe anne Nazire, evladının doğum anını heyecanla anlattı: "Ben hamileyken karnımda iki bebek var diyordum. Kimse inanmıyordu. Bir bayram sabahı sancım tuttu. Misafir çok, gelen giden var, tabi kimse de yok bana yardım etsin. Sen dinlen diyen de yoktu. Mecbur ayakta sancımı çektim. Çok sonra ebe geldi. 'Doğum tehlikeli...' dedi. Önce Fatma doğdu. Çok küçüktü. 2 saat sonra Hacı doğdu. Hacı, Fatma'ya sen benden iki saat büyüksün o yüzden ablasın diyordu. Bayramda doğdu, bayramda şehit oldu."

Artık Kürtçe biliyorlar

Evladıyla gurur duyan Nazire anne, biraz insani özelliklerinden bahsediyor: "Hacı hiçbir şey seçmezdi. Ne olsa yerdi. Her şeyden razıydı. Sokakta yaşlı bir kadın gördüğünde anne ver çantanı taşıyayım, nereye gidiyorsun ben seni bırakayım derdi. Çocuklara berxê min derdi. İkizi Fatma’nın çocuklarını parka götürürdü, akşam getirince de 'bir daha onları parka götürmeyeceğim, Kürtçe bilmiyorlar, ben utanıyorum' diyordu. Artık Kürtçe konuşuyorlar. Fatma hamileyken oğlu olursa adını Botan koyun diyordu."

Her şeyden keyif alır

Hacı Lokman, el attığı şeyi dönüştüren, izini bırakan o ender insanlardan biridir. Yaptığı her ne ise kendini ona adayarak yapanlardan. Baba Hacı Hasan, cesur, güler yüzlü, çok sevecen, hayırlı bir evlat olduğunu vurguluyor: "Şerefamin. Bir gün beni üzmedi. Hiç ona kızmışlığım yoktur. Uyumlu bir çocuktu. Anne baba sözü dinleyen bir çocuktu. Gönülden, kalpten işlerini yapardı. Bahçenin işlerini o yapıyordu. Çalışırken hiç yorulmazdı. Biz dinlen derdik, o dinlenmezdi. Yaptığı her şeyden keyif alırdı. Ben ne dersem anında yapardı. Bir dediğimi ikiletmezdi."

Baba Hacı Hasan, evladının mücadele aşkına da hiç engel olmaz, aksine teşvik eder. Şöyle diyor baba Hacı Hasan Birlik, "Tam da kendi dünyasına gitti. O mücadele için doğmuştu."

Çölü yeşertti

Hacı Lokman, toprakla, ağaçla, bitki ile arkadaştı. Doğayı sever, bastığı yerin değerini bilirdi. O doğaya bakarsa doğa da ona bakardı. Öyle oldu; o bahçesine baktı, bahçesi de ona. Şimdi Hacı Lokman'ın ağaçları meyve veriyor, bahçesi hayat fışkırıyor. Baba Hacı Hasan, şöyle anlatıyor: "Bahçe çok güzel, ağaç fidan ektiler, hala bahçeden bir şeyler yiyebiliyorsak hepsi Hacı Lokman’ın emeğidir. Bahçe onun emeğiyle bahçe oldu. Çöl bir yerdi, şimdi bağ var, kiraz, ceviz çok zengin bir bahçe oldu Hacı'nın sayesinde."

Tez canlı, heyecanlıydı...

Hacı Lokman, tez canlı, heyecanlı, sanat yönü olan, insanları çok çabuk kendi etrafında toplayabilen, ışık saçan o insanlardan biridir. Hacı Lokman'ı biraz da ağabeyi Hüseyin Birlik'ten dinliyoruz: "Çok zeki bir çocuktu, gerçekten daha okul çağından itibaren çok başarılı bir çocuktu. Çok duygusal, hisleri güçlü olan, yardım sever, herkesin derdiyle hemhal olan, anı yaşayan, anda kendisini görebilen bir arkadaştı. Sanatsal boyutu da öyle. Arkadaş çevresinde sanatla ilgilenenler vardı. En yakın arkadaşı da sinema okuyordu. Profili de karizma olunca seni başrolde oynatacağız diyerek iki kısa film çekiyorlar. Öyle özel bir de yeteneği vardı. Sanatsal yönü de, toplumsal yönü de çok güçlüydü."

Kemal Pir'den etkileniyordu

Kürt Özgürlük Hareketi'nin öncü kadrolarından Kemal Pir'den çok etkilenen Hacı Lokman, onun gibi olmak ister. Ama bu öyle sadece bir özenti değil, bir yaşam felsefesidir onun için. Hüseyin Birlik, şöyle devam ediyor: "Kemal Pir’in girdiği her ortamda etkilemediği kimsenin olmadığını benimsemiş, o da öyle davranıyordu. Gerçekten benziyordu da, çevresi de çok severdi. Çünkü iyi yürekli, iyi kalpli biriydi, umutsuz biri değildi. Komşusu, arkadaşı, yoldaşı kim olursa olsun, onların derdiyle hemhal olabilen, çocukla çocuk olabilen, yetişkinle olgun bir sohbet yapabilen biriydi. Mücadeleci yönü çok güçlüydü. Yaptığı her şeyde kendisini sorumlu hissederdi, bir sorun varsa o sorunun bir parçası olduğunu ve çözmesi gerektiğini düşünürdü, öyle hareket ederdi. Çözüm gücü yüksekti. Onun için nerde ne varsa içine girerdi. Hatta şehadeti de öyle gelişiyor. Sonra arkadaşlarından duyduklarımız, onların aktardıklarına göre; mahalleye bir yönelim oluyor. İşte, kendisi diyor ‘siz gelmeyin ben gideyim’, o tez canlıkla yapıyor. O yönü güçlü biriydi. "

O bir devrimciydi

Parti çalışmalarında, gençlik çalışmalarında ve sendika çalışmalarında yer alır. Gençlik ve kültür çalışmalarını bir yere kadar taşır. Bunlar Hacı Lokman'a yetmez. Tüm varlığıyla devrimci olmak ister. Öyle olur. Hacı Lokman artık bir devrimcidir. Söz ağabeyi Hüseyin Birlik'te: "Devrimci duyguları pekiştikten sonra kendisinde bir kimlik oluştu. Giyiminden kuşamından, oturuş kalkışından, tarzından, saçından, tıraşından, bıyığından, giydiği parkesinden, kullandığı puşisinden her şeyi oturmuştu. Bir devrimci olmak istiyordu. Kendisini geliştirdikçe, tamamladıkça son nokta olarak artık katılması gerektiğini, bu mücadelenin bir parçası olması gerektiğini kendi kararıyla vermişti. Bizimle paylaşmıştı. Babam da çok desteklemişti."

Tanıdığı herkeste iz bıraktı

Hacı Lokman için ağabeyi Birlik, şöyle diyor: "En küçük kardeşimiz olmasına rağmen bize öğreticiydi, yol gösteren biriydi. Hem yoldaşlık, hem arkadaşlık yapıyorduk, hem de abi kardeştik. Hepimizle öyleydi, babamla da, annemle de, Mehmet abimle de öyleydi. Hepimizle de gerçekten çok iyi geçinen bir gençti. Milletin çok sahiplenmesinin o yönünden dolayı ağır bastığını söyleyebiliriz. Herkes tanıyordu, herkesle mutlaka bir teması olmuştur ve iz bırakmıştır. Çok nadir insanlardan biridir. Arkadaş, kardeş, yoldaş hepsiydik. Hepsinin de ölçüsünü tutturabilen biriydi. Muazzam bir gözlem yeteneği vardı."

Bunun bedeli olmalıydı

Tüm bireyleri devletin hedefinde olan Birlik ailesine yönelik baskılar Hacı Lokman'ı daha da hırslandırır. Kendisi ve ağabeyi Mehmet Birlik, Midyat Cezaevi'nde birlikte tutsak olur. Mehmet Birlik Amed'e, Hacı Lokman ise Tekirdağ'a sürgün edilir. Ağabeyi Hüseyin Birlik ve yengesi Leyla Birlik hakkında tutuklama kararı vardır. Bütün aile devletin baskısıyla karşı karşıyadır. Hüseyin Birlik, "Ben firardım, ağabeyim cezaevindeydi, yengem firardı, kendisi cezaevindeydi, çıktı, tüm bunlar onu etkiledi. Bunlara sessiz kalınmaması gerektiğini düşünüyordu" diyor.

Abim heval gelmiş

Midyat M Tipi Cezaevi'nin B-14 koğuşundaki karşılaşmalarını ağabeyi Mehmet Birlik'ten dinliyorum: "Dayanamadın hasretime kendini yakalattın değil mi' diye karşıladı beni. 'Dışarda o kadar iş var tabi içerisi rahattır diye geldin he. Hele sen bir iki gün dinlen bak nasıl tırşığını çıkaracağız' diye takılmıştı. Hiçbir koşulda neşesini kaybetmeyen bir yapısı vardı. Sonra gidip, 'abim heval gelmiş çay içmeyi sever' diyerek çay getirdi. 5 ay kadar birlikte aynı koğuşta kalmıştık, sonra ben yine Amed zindanına sürgün edildim... Cezaevinden çıkalı 15 gün geçmişti ama hala ziyarete gelenler vardı. Bir akşam geldi 'Hadi bakalım artık yeter evde kaldığın, bir sürü iş var, bu kadar kendini yere attığın yeter' dedi. DAİŞ'in Şengal'e saldırısından sonra Roboskî üzerinden Şırnak’a gelen Êzîdî halkımızı ilk karşılayanlardan biriydi. Ben gerçekten daha kendimi hazır hissetmiyordum o kadar acıyla yüzleşmeye ama yine beni ayağa kaldıran o olmuştu. Yokluğunda daha çok fark ettim aslında benim kahramanım hep o olmuş. Hala vedalaşmış değilim. Gerçekten inancı, sadeliği, samimiyeti, içtenliği, dostluğu, yoldaşlığı, kardeşliği bambaşkaydı, en büyük dayanağımdı. Bazen giderim sevdiği ve seveceğini bildiğim stranlar dinleriz birlikte. Bir iki sigara içeriz onun sevdiğinden. Sonra görüşmek üzere der son gördüğümde yüzünde asılı kalan gülüşüne dalarım..."

Yaşamımız direnmektir

Kürdistan'da her an ev baskıları yaşandığı için insanlar bazen elbiseleriyle yatar. Çünkü olur da baskın olursa hazırlıklı olalım diyedir. Öyle bir günü dinliyoruz. Ağabeyi Hüseyin Birlik, Hacı Lokman'a dair bir anısını şöyle paylaşıyor: "Gece bir civarıydı, evdeydik, o uyuyordu. Pencereden, bizim sokağa doğru bir polis aracının geldiğini gördüm. Uyandırdım, tedbir amaçlı evden çık dedim. Hangimizi alacaklarını da bilmiyorum. O da üstünü giyindi çıktı. (Bende alışkanlık haline gelmiş. Hâlâ yatağa girmeden üzerimi değiştirmiyorum.) Kapıyı açtım, Hacı Lokman’ı sordular. Evde yok dedim. O da caddeye doğru gidip kendini güvenli bir yerde saklayacak. Meğer biz konuşurken evin etrafını sarmışlar, o da caddeye çıkınca yakalıyorlar. Tam polisler gidecek derken baktık Hacı’yı getirdiler. Orada o kadar sakin, özgüvenli duruyordu ki, zaten çok cesur biriydi, onların da zoruna bu gidiyordu. Orada Hacı, 'Ya bir şey olmaz girer çıkarız bizim yaşamımız bu, direnmektir' dedi. Polis o sırada ‘oo Deniz Gezmiş’e de benziyor’ dedi. Hacı’nın da üzerinde parka vardı. O geceyi hiç unutamıyorum..."

İnfaz edildi

Hacı Lokman Birlik önce ayağına isabet eden kurşunla yaralanır. Ayağına tampon yapar. Yaralı gözaltına alınabilecekken infaz edilir. Uzaktan 2, yakın mesafeden 26 kurşun sıkılır. Ardından boynuna bağlanan iple zırhlı aracın arkasında sürüklenir. O zamanlar Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) muhabirlik yapan ağabeyi Hüseyin Birlik, o günleri şu sözlerle anlatıyor: "Çatışmalı bir süreçti. Nerdeyse her akşam insanlar katlediliyordu. Yeşilyurt Mahallesi'nde yine çatışmalar vardı. Oraya yönelik saldırı üç gün sürdü. Ben de o mahallede haber takibi yapıyordum. Üçüncü gündü çok yorulmuştuk, uyumamıştık. Ortak arkadaşımıza ‘ben eve geçeyim ihtiyaçlarımızı giderelim. Ben sabah gelirim sen gidersin’ dedim. Ben eve geldim, duş falan aldım. Biraz uyuyayım dedim o sırada telefon geldi. ‘Hacı, Dicle Mahallesi’nde yaralandı’ dediler. Sonra arkadaşlarla iletişime geçtik, şehit düştüğünü söylediler."

Herkes görmeliydi

Hüseyin Birlik, o görüntüyü anlatıyor: "Zor bir süreçti. Acımız zaten çok büyüktü ama ailemiz de, yoldaşları da zulmün ne kadar büyük olduğunu herkesin görmesi gerektiğini düşünüyordu. O güzergâhta yol üzerindeki kamera görüntülerine kendimiz ulaştık. Topladık. İnsanlık dışı bir durumdu. Tabii ilk değildi Kürdistan'da, daha önce de bu tür durumlar yaşanmıştı. Nasıl bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu, halka nasıl davrandıklarını, savaşın kirli yüzünün görülmesi gerekiyordu. Tabii çok yaralayıcı ama o görüntülerin ortaya çıkması birçok şeyi değiştirdi. Devlet geri çekilmedi ancak kamuoyu baskısı arttı."

 

***

Dava süreci...

Şırnak'ın Dicle Mahallesi'nde, 3 Ekim 2015 tarihinde sağ yakalanıp infaz edilen ve bedeni zırhlı araca bağlanıp sürüklenen Hacı Lokman Birlik’e ilişkin yaklaşık 11 yıldır devam eden yargı süreci, "etkisiz soruşturma" ve "cezasızlık" eleştirilerinin odağında yer aldı. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru sonucunda 3 maddeden ihlal kararı verildi.

Anayasa Mahkemesi kararı şöyle:

“1- Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine,

2- Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının boyutunun ihlal edildiğine,

3- Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine.”