Öcalan ile üç saat

Dosya Haberleri —

9 Ekim 2020 Cuma - 09:35

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’nun gerçekleştiği günlerde İtalya Parlamentosunda milletvekili olan ve dayanışma çalışmalarında yer alan Angela Bellei, Öcalan’la karşılaşmalarını ve Kürt Özgürlük Hareketine neden destek verdiğini anlattı:
  • Öcalan, evrensel bir vizyona sahip bir entelektüel. Roma'da Apo’nun yüzünde gördüğüm ve beni etkileyen o gülümsemenin yeniden yüzüne dönmesini istiyorum. Özgür biri olarak halkıyla buluşmasını diliyorum. Kalıcı barış mücadelesine devam ederek bize güç vermeye devam etmeli.

REWŞAN DENİZ

İtalyan siyasetçi Angela Bellei, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Uluslararası Komplo sürecinde İtalya’ya gittiğinde Roma’da kaldığı evde onunla görüşen az sayıdaki isimden biriydi. 90’lardan itibaren Yeniden Yapılanma Komünist Partisi (PRC) içerisinde bir dizi görevde yer alan Bellei, Roma’da Kürt halkıyla dayanışma için kurulan ilk dernek olan “Azad - Kürt Halkına Özgürlük Derneği”nin başkanlığını yaptı. Öcalan ile görüştüğünde İtalyan Parlamentosu PRC Milletvekili olan Bellei ile Roma günlerindeki tanıklığını konuştuk. 

Baştan başlarsak: Kürtlerle dostluğunuz nereye uzanıyor?
Her zaman sol karakterli siyasi ve toplumsal örgütlerin yanında yer aldım. Parlamento dışındaki bu çabamı PRC listesinden seçildikten sonra da sürdürmeye çalıştım. Her şeyden önce de barış, haklar ve halkların özgürlüğünü esas aldım. Kürt sorunuyla yakından ilişkilenmem ise 1994 yılının sonunda Ankara'da Leyla Zana’nın davasına tek kadın İtalyan olarak katılmamla başladı. Kürt milletvekili, terörizm suçlamasıyla mahkum edildi. Bu deneyim beni Kürt halkıyla güçlü bir bağ kurmaya itti, Kürdistan'da olup bitenleri dünya siyasi arenasına taşıma, dayanışma, daha yakından tanınmaları ve bilinmeleri için kendimi adama ihtiyacı ortaya çıkardı.
Ülkemin kuzeyinden güneyine, sosyal merkezlerde, okullarda, üniversitelerde, siyasi arenada, kısacası her ortamda deneyimlerimi dile getirmek ve Kürt sorununa dair tanıklıklarımı aktarmak için yoğun bir çaba içine girdim. Şimdi de elimden geldiğince devam etmeye çalışıyorum. 

Siz aynı zamanda İtalya’da Kürtlerle dayanışma amacıyla kurulan ilk dernek olan Azad’ın da kurucususunuz… 
Evet, uzun bir hastalıktan sonra maalesef farklı dönemlerde kaybettiğimiz, şu an aramızda olmayan iki değerli arkadaşım Kürt dostları Anna Marconi ve Dino Frisullo ile birlikte “Azad , Kurt Halkına Özgürlük Derneği”ne hayat verdik. Newroz vesilesiyle Kürdistan'ın birçok kentine, köyüne gidecek onlarca heyeti bir araya getirerek Kürt halkının direniş kültürünü tanıtma ve onlarla İtalyan halkı arasında dayanışma köprüsü oluşturmaya çalıştık. Halkın yaşadığı baskı, şiddet, hakların reddine tanıklık edenlerin döndüklerinde tüm bunları kendi halkına anlatması, bu direnişin gerekçelerini anlamak için önemliydi. 
Sonra Anna ve Dino ile birlikte, belki de o zaman bir Kürt’ün veya Kürt yanlısı bir kadının dileyebileceği en arzu edilen ve heyecan verici anı yaşadım: Roma'da Abdullah Öcalan ile görüştüm. Kasım 1998 sonlarıydı. 

Bu görüşme nasıl gerçekleşti?
Apo'nun Celio'ya gelişini Avrupa'nın her yerinden gelen binlerce Kürt kadını ve erkeği ile birlikte yoğun bir şekilde yaşayanlardan biriyim. Türk devletinin baskılarına karşı bir halkın özgürlüğü için kendini adamış olan Öcalan, Rusya'dan benim de üyesi olduğum PRC’nin milletvekili Ramon Mantovani ve Walter De Cesaris tarafından getirildi. Türklerin tüm baskılarına rağmen Roma’daydı. İtalya’da parmakla sayılacak kadar az olan Kürtler, haberi alır almaz adeta Roma’yı doldurmuşlardı. On binlerce Kürt, yalnız yüreklerini alarak akın etmişti. 
O dönem beraber çalıştığımız bir Kürt telefonla arayarak "Seni görmek istiyor" dedi. Çok farklı bir sorumluluktur elbette, çok stresli bir süreçti herkes için. Heyecanlandım.  
Roma'nın İnfernetto bölgesindeki Kürtlerin bulduğu bir evde kalıyordu. Ev, İtalyan ordusu ve güvenlik güçleri tarafından kontrol ediliyordu. Anna ve Dino ile beraber gitmiştik. Görüşme gece saat 02:00 civarında, geç saatlerde gerçekleşti, üç saat sürdü. 
Bizim hakkımızda her şeyi biliyordu. Bizi çok samimi bir gülümseme ve güçlü sıcak bir el sıkışması ile karşıladı.  
Sohbetimiz bir fincan çay ve tatlı eşliğinde başladı. Hemen yan tarafında oturuyordum ve inanın kişiliğinin tüm gücünü iliklerime kadar hissettim.

Neler konuştunuz, nasıl bir izlenimle oradan ayrıldınız?
Kürdistan'daki durum, kadının Kürt toplumundaki rolü ve durumu, siyasi sığınma talebi üzerine geniş bir sohbetimiz oldu. Beni en çok etkileyen şey, kadınlarla ilgili görüşlerinde Freud’dan alıntılar yapması olmuştu. Çok iyi hatırlıyorum, bize "Bir ülkenin gerçekten özgürlüğü ancak tüm kadınların ataerkil sisteme karşı isyan edip toplumdaki rollerini yeniden sağlamasıyla gerçekleşir" demişti. 
Yine Kürtler ve Türkler arasında kalıcı, uzun süreli bir barış süreci inşa etmek için hem kendisinin hem de tüm PKK’lilerin irade gösterdiğini ısrarla anlatmaya çalışıyordu. Orada şuna çok iyi ikna oldum ki Öcalan savaşı sevmiyor. Silahlı mücadeleyi Türk ordusunun saldırılarına, katliamlarına, işkencelerine, cinayetlerine, tutuklamalarına karşı bir savunma biçimi olarak görüyordu. Biz ise İtalya'da kalma konusunda onu ikna etmeye çalışıyorduk. Israrlı isteğimiz karşısında o gülümsemesinin söndüğünü fark ettim. 

Neden?
Abdullah Öcalan, Kürt halkı ile Türkiye arasındaki savaşı siyasi yollarla çözmek amacıyla İtalya’ya gelirken de, Avrupa topluluklarına barış önerisi getirirken de karşılaşacağı zorlukların farkındaydı. Roma’da geçirdiği süreçte işte bu yolun kapandığını ve barışçıl siyasal çözüm çabasının engelleneceğini anlamış olmalıydı. 
Biz de konuşmamızı yuvarlamak zorunda kaldık ama duygu, heyecan ve özellikle de bende umutsuzluk olsa da görüşme sonunda hepimiz şunu anladık ki, Öcalan barış arayışına devam edecek ve amacına ulaşmak için başka bir yeri denemekten çekinmeyecek ve gidecekti. "Politik olarak hareket alanımı sınırlandıran bir ülkede kalmam" diyerek gideceğini söyledi. İtalya hükümeti önerisini geri çevirmişti. Öcalan’ın önerisi bir barış masası kurulması, Kürt sorununda politik bir çözüm için tartışmaların başlamasıydı. Öcalan bir halk lideri, bir parti lideri ve silahlı bir örgütün lideri olarak siyasal, barışçıl bir çözüm için gelmişti. Bu çabası desteklenmeli ve güçlendirilmeliydi.
Liderlerinin Roma’da olmasının anlamını Kürtlere sorduğunuzda size şunu söylerler: "Uzun bir kış süreci sonrası baharın başladığı sabahın ilk güneşi." Ama aynı soruyu ikinci defa sorarsanız size Öcalan’ın ızdırap dolu bir cehennem içinde olduğunu söylerler.
Görüşme bitmişti, ben onu kalmaya ikna edememenin pişmanlığı içinde ayrılmıştım.
Öcalan zorla İtalya'dan çıkarıldı ve 7 ay sonra İtalyan yargısı ona ülkemizde sığınma hakkı tanıdı. 

Siz İmralı’daki yargı sürecini de takip ettiniz aynı zamanda…
Kenya'da yakalanma, Türkiye'ye iadesi, mahkeme süreci ve idam kararı… O korkunç günlerde ben de İmralı'daydım. Anlayamıyordum; şu anda Kürdistan'ın bölünmüş olduğu dört parçada yaşayan halkın en büyük saygısını, sevgisini kazanmış bir siyasi liderin nasıl yargılanacağını anlamakta zorlanıyordum. Büyük bir öfke, adaletsizlik duygusu ve çaresizlik hissettim. Ve elbette dile getirilen son cümlenin gerçekten uygulanacağı korkusu.
Hukukçu derneklerinin uluslararası seferberliği, sivil toplum örgütlerinin aktif çalışmaları, çok sayıda yerel İtalyan kurumunun aldığı kararlar, sonrasında da İtalyan belediyeleri tarafından kendisine tanınan onursal vatandaşlıklar, ödüller, Türk anayasasında değişiklik yapılmasına, idam cezasını ömür boyu hapis cezasına dönüştürmeye götürebildi. 

Tecrit, Öcalan’ın etkisini kırabildi mi sizce?
Öcalan 21 yıldır çok ağır bir tecride rağmen İmralı adasında hala mücadelesine devam ediyor, halkına hizmet ediyor. Nadiren avukatlarla ve aile üyeleriyle görüştü, tehlikeli sağlık koşulları içinde olmasına rağmen kaybetmedi, halkının durumunu asla göz ardı etmedi. Çok sayıda kitap yazdı, tümünün herkes tarafından okunması çok önemli. 
Öcalan, ağır işkence sistemi olan tecrit koşullarındaki tutukluluk sürecinde paylaşmaya çalıştığı düşünceleriyle sadece siyasi bir Kürt lider değildir. Evrensel bir vizyona sahip bir entelektüel, bir filozof olduğunu da gösterdi. Krizlerdeki sistemlere karşı çözüm önerilerini dört duvar arasında da olsa detaylandırarak paylaşarak aslında ne kadar özgür bir insan olduğunu, gerçek bir lider olduğunu da ortaya koydu. 
Kürtlerin direnişi, mücadelesi, enternasyonalist bir mücadeledir; Ortadoğu ve ötesinde kadın kimliğinin tanındığı, merkeziyetçiliğe karşı öz yönetimlerin esas alındığı, adil bir ekolojik toplum, eğitim, sağlık ve temel hakların esas alındığı politik bir toplum modeli önerisiyle tüm dünya halklarına öncülük edebilecek evrensel bir mücadeledir.
Roma'da Apo’nun yüzünde gördüğüm ve beni etkileyen o gülümsemenin tekrardan yüzüne geri dönmesini istiyorum. Özgür biri olarak halkıyla buluşmasını diliyorum. Özgür bir ortamda kalıcı barış mücadelesine devam ederek bize güç vermeye devam edebilmeli. Bize gücünü aktarmaya devam etmesini diliyorum. 
"Mücadelem sadece Kürt halkı için değil, insanlık için" diye yazdı. Biz de Öcalan’ın özgürlüğü için çok zaman geçti, hemen şimdi deyip yola koyulalım…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.