Hizbullah babayı katletti, iki kızı ve bir oğlu dağlara yürüdü, Silvan Barajı evlerini yuttu; Kulp'tan dağlara açılan bir pencere... 

  • Kürdistan'da ailenin değişim dönüşüm hikayesi, Kürt mücadelesinin seyrini değiştiren kilometre taşlarından biridir. Aile kabuğunu kırdıkça içinden bir halkın özgürlük idealinin taşıyıcıları, sesleri çıkar... Abdullah Ay ve ailesi onlardan biridir...
  • Kulp Belediye Eşbaşkanı Fatma Ay: "Babam gittikten sonra hiç güzel bir hayatımız olmadı. Çok zor hayatımız oldu. Birden büyüdük. Ne çocukluğumuzu yaşadık, ne gençliğimizi. Hepimiz onun yolunu seçtik. Abim, iki kız kardeşim..."
  • Sidar, sesi güzel kadın, kendi emeğiyle okuma yazmayı, saz çalmayı öğrendi; sonra da kardeşleri ile birlikte dağlara sevdalandı... Anne Hidayet, "Bana Ayşe Şan'ın şarkılarını söylerdi. Artık onu geriye kalan videolarından dinliyorum" diyor.

GÜLCAN DERELİ

Kürdistan'da ailenin değişim dönüşüm hikayesi, Kürt mücadelesinin seyrini değiştiren kilometre taşlarından biridir. Aile kabuğunu kırdıkça içinden bir halkın özgürlük idealinin taşıyıcıları, sesleri çıkar... Hem hazin hem de hazine... Abdullah Ay ve ailesi onlardan biridir; bedeli ağır ama onuru daha büyük olur... Abdullah 9 çocuk babasıdır. Kulp'un Yayık Köyü'nde muhtardır. Yurtseverdir, herkesin derdine koşar, çok çalışır hatta evine çok az uğrar. Çocuklarına çok düşkündür ancak kız çocuklarına ayrı düşkündür. Sadece kendi çocuklarını değil köydeki tüm çocukları çok sever. Çevresinde çokça sevilen sayılan bir isimdir Abdullah. Halkı için mücadeleyi seçer. Bu devletin ve onun kontra güçlerinin hoşuna gitmez. Bir kere kadraja girer. Abdullah Ay, 31 Mayıs 1992 tarihinde Silvan'da Hizbullah tarafından katledilir. Dokuz çocuk, babasız kalır. Yük annenin omuzlarına kalır. Ancak babasına hasret büyüyen çocuklar, babalarının izinde yürür ve bir bir Kürt Özgürlük Mücadelesi'nde yerini alır. Onlardan biri Nihal, (Sidar Amed) diğeri Hatice (Adar Amed), bir diğeri de Ayettullah'tır...

'Çocukluğumuz bitti'

Amed'de evine misafir olduğum Fatma Ay'dan babasının, kardeşlerinin yani ailesinin hikayesini dinledik. Kulp Belediye Eşbaşkanı Fatma Ay, babasının yolundan yürüyor. Kayıpların ağırlığı her kelimede hissediliyor. Konuşmak kolay olmuyor. Sohbet ettiğimiz odada duvarda asılı olan babasının fotoğrafına bakıyor ve şöyle diyor Fatma Ay: "Babamızı kaybettiğimizde hepimiz çocuktuk. Babamın katledilmesi bizim tüm hayatımızı değiştirdi. Ondan sonra neredeyse çocukluğumuzu yaşayamadık. Çünkü biz babasına bağlı olan çocuklardık. En çok babamızı severdik. Kaybımızla beraber tüm hayatımız tepetaklak oldu. Çocukluğumuz bitti."

'Birden büyüdük'

Abdullah Ay'ın yaşamını yitirmesinden sonra Yayık Köyü'nde olağanüstü hal uygulanır. O süreçte yaşananları Fatma Ay, şöyle anlatıyor: "Babamın şahadetinden hemen sonra köyler boşaltıldı, okullar kapatıldı. Bir yıl okullar açılmadı, öğretmenler de gelmedi. Babamın tek dileği çocukların okumasıydı. Ama çoğumuz okuyamadık. Maalesef eril zihniyetin baskısına da uğradık. O sevgi dolu, babamıza bağlı olan çocukluğumuz bir anda değişti. Sanki birden büyüdük. Yetişkin olduk. Biz çok kalabalık bir aileydik. Gelen gideni çok olan bir aileydik. Neredeyse her akşam misafirimiz vardı. Babamın gitmesiyle sanki birden büyüdük, her şeyin sorumlusu olduk, omuzlarımıza yük bindi. Artık hasrettik tabi çocuk olmaya."

Çocukları çok severdi

Babalarına hep hasret kaldıklarını anlatan Fatma Ay, şöyle devam ediyor: "Çok eve gelmezdi, köyde de kalmazdı. Hepimiz eve gelmesini beklerdik, hepimizin ona farklı bir sevgisi vardı. Sadece kendi çocuklarını değil etrafta olan tüm çocukları severdi. Gençlere ayrı bir sevgi gösterirdi. Onun için kız, erkek fark etmezdi. Hatta kızları daha çok severdi. Bir kere tek sinirlendiğini gördüm. Amcama çok sinirlendik. Daha önce sinirlendiğini hiç görmemiştim. Amcam, çocuğuna kızdı. Babam da ona kızdı. Aydın bir kişiliği vardı, bilgiliydi. Aydın dedim ya, köye o yüzden sığmazdı. Şimdi anlıyorum. Büyüyünce tabii anladım. Köy ona yetersiz kalıyordu. Ama küçükken anlamıyordum, niye bu kadar hasretiz, niye bu kadar gidiyor diyordum. Gerçekten farklı bir kişiliği vardı. Kendi yaşadığımız ortamda birini örnek veremiyorum mesela, yoktur."

Kürtçe müzik aşkı

Ana dilde müzik de bir direniş biçimidir. Çünkü Kürtçe müzik dinlemek "suç" olarak görülmektedir. Ancak bu Kürtçe müziği engellemez, Abdullah Ay da çocuklarını Kürtçe müzikle buluşturur. Onun Kürtçe'ye olan aşkını çocuğu Fatma Ay, şöyle anlatıyor: "Babam bizi müzikle büyüttü. Babam Aram Tigran'ın tüm kasetlerini eve getirirdi. Onu çok seviyordu. Eve geldiğinde ilk işi müzik açmaktı. Ama eve gelince böyle çok kalmazdı. Ya Kulp'a ya da Silvan'a giderdi. Her akşam Erivan Radyosu'nu dinlerdik. Meryem Xan, Ayşe Şan, babamın o radyoda sevdiği programı vardı, hiç kaçırmazdı. Bize de öğretmişti. Biraz onlarla büyüdük."

Sidar sanatıyla direndi

Babasının Hizbullah tarafından katledilmesi ailede büyük bir direniş geleneğinin başlangıcı olur. Abdullah Ay yurtseverliği, mücadeleyi ve Kürtçe müzik aşkını çocuklarına da işlemiştir. İşte tam da bu müzik aşkı Sidar Amed'de (Nihal) filizlenir.

Sidar Amed sanatıyla mücadelede yerini alır. Çok çabalar. Okuma yazması yoktur. Önce okuma yazmayı öğreniyor. Sonra ne olur ne olmaz lazım olur diye liseye kadar açık öğretimi tamamlar. Sonra 2005 yılında Dicle-Fırat Kültür Merkezi'nin yolunu tutar. Burada önce saz, sonra gitar çalmayı öğrenir. Ablası Fatma Ay, "Nihal hiç okula gitmedi. Okuma yazmayı kendisi öğrendi. Dicle Fırat Kültür Merkezi'ne gitti, saz çalmaya başladı. O zamanı tam hatırlamıyorum ama başımızın etini yediğini biliyorum. Öğrenmek için bıkmadan çalardı, çalardı..." diyor.

En büyük hayali...

Sidar Amed 1986 yılında Amed'in Kulp ilçesine bağlı Yayık Köyü'nde dünyaya gelir. 2025 yılında Rojava’da da kültür ve sanat alanında çalışmalar yürüttüğü sırada yaşamını yitirir. Şahadet haberini Hîlala Zêrîn Koordinasyonu duyurdu ve “Kadın Kültür ve Sanat Hareketi Hîlala Zêrîn olarak, heval Sidar’ın bıraktığı kültürel ve düşünsel mirası yaşatma ve her alanda mücadeleyi büyütme sözümüzü yineliyoruz” denildi. Beste yapma yeteneği olan Sidar Amed, yaşanmışlıklar üzerine kısa sürede besteler yazabiliyordur. En büyük hayali de büyük bir Kürt sanatçısı olmaktır.

'En güzelimizdi'

Kardeşini anlatırken gözyaşlarına hakim olamayan Fatma Ay, "Kız kardeşlerden en güzeliydi. En güzelimiz, en farklımızdı. Her şeyiyle bizden farklıydı. Küçükken kıvırcık saçlarını çok sevmezdi, farklıydı diye. Sonra büyüyünce sevmeye başladı. Çok birbirimize bağlıydık. Bir kere, birkaç ay uzak kalmıştık. Öyle hasret giderirdik, ilk gördüğümde hatırlıyorum o kadar güzel kucaklaştık ki. Hala aklımda unutamıyorum" diyor.

En çok dengbêji söylerdi

Sidar'ın çocukken de şarkı söylemeyi sevdiğini ve sesinin çok güzel olduğunu söyleyen ablası Fatma Ay, şöyle devam ediyor: "O müzik aşkı köydeyken vardı. Babamdan geliyor, onu hatırlıyorum. Her akşam halay çekiyorlardı. Şarkı söyleyen böyle çok neşeli bir çocuktu. Bir de müzik sevgisi o zamandan beri vardı, sürekli şarkı söylerdi. Her türlü söylerdi ama dengbêjiyi çok severdi. En çok dengbêji söylerdi. Ne duysa hemen ezberlerdi. Seslendirdiği her şey kulağa hoş geliyordu. Sonra gitar çalıyordu, saz çalıyordu, onları kendi çabasıyla öğrendi. Kürdistan kentlerinde sahnelere çıkıyordu. Bir korodaydılar, sonra bazı yerlerde de sahnelere çıkıyor. Antep'te seçimde çıkıyor, bir de Van'da da seçimde çıkıyor. Van'daki söylediği bir şarkıdan dolayı sahne yasağı getiriyorlar. En son gördüğümde, 'Ben birkaç ay kalacağım, geleceğim' dedi, bir daha gelmedi. Sonra onu bir daha görmedim. Nihal'le birbirimize hasret kaldık..."

Xece de dağlara yürüdü

Sadece yurtsever olarak çalışmak Adar'a yetmez, dağlarda mücadelesini sürdürmek ister. Babası katledildiğinde 5 yaşında olan Adar, lise yıllarında yönünü dağlara çevirir. Fatma Ay, kardeşini şu sözlerle anımsıyor: "Adı Hatice, biz Xêce diyoruz. Benim en küçük kardeşim. 1989 doğumluydu. Xêce liseye gidiyordu. O günü hiçbir zaman unutmuyorum, 22 Mayıs 2008 yılında katıldı. Nihal ile aralarındaki bağ çok güçlüydü. Hepimizin öyle. 2022'de Nihal oradayken Xêce şehit düştü. 20 Eylül 2022 tarihinde burada, Dicle'de üç arkadaşıyla beraber şehit düştü."

Birlikte halay çekerlerdi

Sidar'la Adar'ın aralarında üç yaş vardır. İkisi de kodunun sonuna Amed'i alır. Toprağa olan aşkı simgelese gerek. Hem kardeş, hem arkadaş, hem de yoldaşlardır. Ablaları Fatma Ay, şöyle anlatıyor: "İkisi de çok küçüktü. Nihal, Xêce'yi eline alırdı. Böyle halay çekerler, şarkılar söylerlerdi. Babam eve geldi mi, radyo saatinde radyo dinlerdi, sonra dengbêjleri dinlerdi. İkisini de çok severdi. Karapetê Xaço, Egîdê Cimo, Sûsika Simo ve Şeroê Biro. Mesela biz şimdi dengbêj sanatçıların hepsini tanıyoruz. Nihal belki babamın bu sevgisinden çok esinlendi."

'Hepimiz onun yolunu seçtik'

Fatma Ay, babası katledildikten sonra ailenin hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor: "Babam gittikten sonra hiç güzel bir hayatımız olmadı. Çok zor hayatımız oldu. Birden büyüdük. Ne çocukluğumuzu yaşadık, ne gençliğimizi. Onun yokluğunu hiç hazmedemedik. Bu yaşa kadar da hepimizde öyledir. Hepimiz onun yolunu seçtik. Ağabeyim, iki kız kardeşim. Ağabeyim Ayetullah 1999'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yapılan Uluslararası Komplo'dan dolayı katılım yaptı. 2002'de İstanbul'da yakalandı. 18 yıl cezaevinde kaldı."

Herkes onu tanır

Babasının ismini onurla yaşatmaya çalıştıklarını anlatan Fatma Ay, "Mesela şimdi de hala onu bilen tanıyan insanların saygısı, sevgisi farklı oluyor. Aşiretçilik ve bölgecilik var buralarda. Onun yaşındakiler, herkes tanıyor. Seçimde dolaşırdık. Mesela çok etkisi oldu seçimde. Her bölge onu tanıyordu. Gündüz, akşam hep çalışmalara katılırdık. Gittiğimiz evlerde, 'Nerelisin, Yayık Köyü'ndenim. Kimin kızısın, Abdullah'ın kızıyım' derdim. Tanıyanlar hemen ağlamaklı oluyordu. Hâlâ seviliyor, sayılıyor. Köyler arasına bir sıkıntı vardı, gittik. Arazi sıkıntısıydı. Babamı tanıyan biriydi, sözü açılınca yine ağlamaklı oldu. Hep, 'Seni tanımıyoruz ama babanı tanıyoruz' diyorlar. Bu çok güzel bir duygu. Dedem araziyi miras olarak bıraktı. Babam da ismini bize miras olarak bıraktı. Bu çok farklı bir duygu, bize onur veriyor. Aynı zamanda şimdi yaptığım görevde hem güç hem de büyük bir ağırlık veriyor" diye vurguluyor.

***

Barajlar o evi yuttu

Kürdistan'da yapılan "güvenlik" barajları, bölgedeki doğaya ve kültürel belleğe geri dönüşü olmayan zararlar veriyor. Bu barajlardan biri de Silvan Barajı'dır. Gerilla güçlerinin geri çekilmesiyle hızla tamamlanan baraj, hem eşsiz bir doğayı hem de köyleri yuttu. Abdullah'ın, kızları Sidar'ın ve Xêce'nin sesinin yankılandığı o köy çoktandır yok... Fatma Ay, anlatıyor: "Köye baskın yapıldı. 1993 yılında köy yakmaları olunca bizim eve de yakma emri gelmişti. Birçok şeyi kapının önünde yaktılar. O zaman askerler bizim evimizi yakmadılar. Sadece bizim ev için yakma emri geldiği söylediler. Yakmadılar ama köyleri boşalttılar. Bizim köy de boşaltıldı, biz çıkmadık. Bizimle 5-6- ev kaldı. 1993-94'te neredeyse köyün yarısı göç etmek zorunda kaldı. Evimizi 1999 yılına kadar da terk etmedik. Ancak 1999 yılında Silvan Barajı, Malabadi Barajı'yla köy sular altında kaldı. Bu barajlar yüzünden köyümüzü boşalttık. Amed'e yerleştik."

***

 Onu videolardan dinliyorum

Anne Hidayet Ay, eşinin kaybından sonra çok çalışmak zorunda kalır. Tarlalarda çalışır. En çok da tütün tarlalarında çalışır. Hayvanlara bakar. Çok genç yaşta evlenen ve yine genç yaşta eşini kaybeden Hidayet anne, "Köy yerinde işler davarlara bakmak, tütüne gitmekti. Başka iş yoktu" diyor. 76 yaşındaki Hidayet anne, yaşlılıktan dolayı zaman zaman hafıza sorunları yaşasa da çocuklarına dair sevgisi hafızasından diri duruyor. Çocuklarının hepsinin yerinin ayrı olduğunu söyleyen Hidayet anne, yine de en çok Sidar'ı sevdiğini vurguluyor. Sidar'ı 8 yıl hiç görmediğini dile getiren Hidayet anne, "Keşke bir kere görseydim" diyerek yaşadığı özlemi dile getiriyor. Sidar'ın Amed'deyken kendisine şarkılar söylediğini anlatan Hidayet anne, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Bana hep Ayşe Şan'ın şarkılarını söylerdi. Artık onu geriye kalan videolarından dinliyorum."