Benzerlikleri bağlamında; Filistin ve Kürt direnişi

Sara AKTAŞ yazdı —

20 Mayıs 2021 Perşembe - 22:46

  • Gazze’ye yapılan saldırılar sonrasında ortaya çıkan sıcak gündem içerisinde Filistin sorunu tekrar tartışılmaya başlarken Ortadoğu’nun iki kanayan yarası Kürt sorunu ve Filistin sorunu yüzyıldır çözümsüzlük içinde tutulmaya devam ediliyor.

 Elbetteki her iki sorun değerlendirilirken ortaya çıkış nedenleri, tarihsel seyri, sosyo-ekonomik temelleri, toplumsal yapı, siyasal ve ideolojik yaklaşımlar, bölgesel ve global emperyalist güçler ve mücadele seyirleri bağlamında hem farkılılıkları hem benzerlikleri açısından ele alınması gerekmektedir. Ancak bu yazıda daha çok; Kürt sorunu ile Filistin sorunu arasında benzerlikler var mı? İsrail ile Türkiye’nin uyguladığı politikalar nasıl kesişmekte ve ayrılmaktadır? Sorularına yanıt aramaya çalışacağım. Ancak yer yer karşılaştığımız gibi Filistin ile Kürt sorunu arasında kıyas yapmak ve acıları yarıştırmak kesinlikle doğru bir tutum değildir. Önemli olan her iki halkın yaşadığı acıların nasıl bir mücadele ve dayanışma içinde çözüme kavuşturulacağıdır.

Birincisi; eğer Ortadoğu coğrafyasında bir Filistin ya da Siyonist İsrail sorununun varlığı kadar bir Kürt varlık sorunu varsa, bunun gerisinde kesinlikle Ortadoğu üzerinde yüzyıldır stratejik hesaplar yapan, kendi güçleri arasında paylaşan ve yine çıkarları gereği çözümsüz bırakan emperyalist güçler ve bölge gerici iktidarları vardır. Bilindiği gibi 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması ile Kürt coğrafyası dörde bölünmüş ve bu anlaşmanın devamı olan Balfour Deklarasyonu ile Filistin’in Yahudi yurdu yapılması kararı alınmıştı. Bu anlaşmaların başını çeken İngiliz ve Fransız emperyalistleri daha sonraki yıllarda bölgedeki egemen güçler olma pozisyonlarını kaybetmiş olsalar da yeni egemen güç ABD ve bölgesel işbirlikçilerinin eliyle bu iki sorun varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

İkinci olarak; ortada yaşadıkları topraklardan zorla sürgün edilen iki halk ile işgalci ve yayılmacı, emperyalizmin bölgedeki çıkarlarını koruyan iki katil devlet var. Hem Kürt halkı hem de Filistin halkı bir asra yakındır zulmün ve işkencenin içinde direnmekte, varlık haklarını savunmaktadır. Bu direnişin bir merkezinde, dört ulus devletin sömürüsü altında kimliği ve varlığı bile inkâr edilen, zorla göçe zorlanan, dilleri, kültürleri, gelenekleri reddedilen, asimilasyona tabi tutulan ve hala varlık hakları için mücadele eden Kürtler var. Ve diğer bir merkezinde ise Filistin’de, kendi topraklarında mülteci konumuna düşürülen, zorla toprakları ellerinden alınan, öldürülen, katliama tabi tutulan, sürgün edilen, belli bölgelerde yaşamaya zorlanan ve intifadalarla süregelen bir direniş var.

Üçüncü olarak; her iki halkda sömürgeci güçlerin benzer yöntemler kullanarak zulüm uyguladığını belirtebiliriz. Kürtler bağlamında değerlendirdiğimizde Kürt sorununu, dört ulus devletin, ulus kimlik, ulus devlet, ırk, milliyetçilik gibi olgularının çeşitli oranlarda birleşerek yok saydığı ve sınırsız bir sömürüye tabi kıldığı, bunun için asimilasyon ve katliam dahil her yöntemi uyguladığı, bir halkın varlık sorunu olarak özetleyebiliriz. Filistin sorunu ise hem din ve inanç bağlamında hem de bölgedeki ekonomik ve siyasi çıkarlar temelinde İsrail devletinin ve siyonizmin yaratılması ve desteklenmesi ve bu uğurda yine halka uygulanan zulüm ve katliam sorunu olarak özetleyebiliriz. Her iki sorun bağlamında da emperyalist güçler yarattıkları jandarma konumundaki ulus devletler ve iktidarlar eliyle halklar arasında kin ve nefret tohumları ekmekte, ırkçılık ve milliyetçiliği beslemektedir. Bu ülke halklarından alınan paralarla kirli savaşlar devam ettirilmekte silahlanma ve savaş sürdürülmektedir.

Dördüncü olarak; özellikle Türkiye ve İsrail’in yani iki ABD jandarması katil devletin uyguladığı zulüm ve dayandıkları güç ortak olsa da konumları arasında temel bir farklılığın olduğunun altını çizmek gerekiyor. İsrail, ekonomik, mali, teknolojik gücünü ve kapasitesini kullanan, Arap ülkelerine ve giderek Orta Asya’ya bu yolla girmek isteyen, ABD’nin en temel stratejik müttefiki konumundadır. Türkiye ise bırakalım bölgeye hakim ve yayılan ekonomik bir güç olmayı, hem Kürdistan’daki hem de Türkiye’deki ekonomik imkanlarını bile tüketen hem Ortadoğu hem de Orta Asya’da İsrail sermayesine tabela şirketçiliği yapmanın ötesine geçmeyen bir konumdadır. Hala çeşitli güçlerin lojistik desteğiyle ve onların çıkarları için savaşmakta yani efendisi ABD’nin yanı sıra bir de altta efendisi İsrail’ hizmet etmektedir. İsrail açık bir biçimde dini ve inanç bağlamında Siyonizmin temsilcisiyken, Türkiye Müslüman olduğunu belirtmekte ancak buna uygun bir tutarlı hat izlememektedir.

Sonuç olarak; Filistin ve Kürdistan sorununun varlığı, tarihsel arka planları ile birlikte günümüzde de Ortadoğu’nun yeniden paylaşım ve dizayn edilmesi mücadelesinden bağımsız değildir. Yani Filistin ve Kürdistan sorunu, yüz yıl sonra günümüzde de yeniden paylaşım mücadelesinin iki önemli konusu ve alanı olarak karşımıza çıkıyor. Bu bakımdan ortak acıları yaşamış iki halkın emperyalizmin böl parçala ve yönet politikalarındaki tuzaklara düşmeden dünya halkları ile birlikte daha büyük bir direnişin halkaları ve dayanışmasının örneği olması ezilenlerin mücadele tarihi açısından hayatidir diyebiliriz. Nihayetinde Filistin ve Kürt direnişi birbirinin turnusolü olan, emperyalist ve gerici güçlerin ikiyüzlü politikalarını teşhir eden, halklar bağlamında mücadele alanı olmaya devam ediyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.