Tarihselleşen direnişin anlamı

Sara AKTAŞ yazdı —

15 Temmuz 2022 Cuma - 09:00

  • 14 Temmuz direnişinin yarattığı ruh ve ahlak hala en görkemli haliyle içerde, dışarda, dağlarda yaşatılmaktadır. Kürt halkı “Çöktürme Eylem Planı”na karşı bu ruhla direnmekte ve zamanının en muhteşem mücadelelerinden birini vererek tüm ezilenlerin kutup yıldızı haline gelmektedir.

Faşizm, dünyanın neresinde olursa olsun halka duyduğu nefreti en çok hapishanelerde ve özellikle de devrimcilere karşı göstermiş, bunu bir ilke haline getirmiştir. Bu bakımdan faşizmin hapishane pratiği, tarih boyunca, devrimci, yurtsever ve muhalif tutsakların iradelerini kırma ve ehlileştirme politikası olmuştur. “Beden, işkencecilerin, cellatların ve egemenlerin gücünü pratik ettikleri yerdir” derken Foucault tamda bu gerçeğe işaret etmektedir. Yada Louis Althusser’in diliyle söylersek; hapishane, devletin yalnızca baskı aygıtı olarak değil, ideolojik aygıtı olarak da iş görmektedir. Yani hapishaneler, siyasi tutsakların resmi ideoloji doğrultusunda her türlü vahşet aracılığıyla yeniden şekillendirilmek istendiği mekanlardır. Bu bakımdan dünyada bir kaç büyük vahşet mekanı sayarsak; örneğin Auschwitz gibi, Güney Afrikada Apartheid rejimine karşı mücadele eden tutsakların tutulduğu Johannesburg hapishanesi gibi, Arjantinde binlerce insanın kaybettirildiği, katledildiği, işkence gördüğü Esma ismiyle ünlü sorgu merkezi gibi hiç tereddütsüz Amed hapishanesini ve orada yapılanlarıda eklememiz gerekiyor. 

Öyleki faşizmin hapishane geleneğini devr alan ve bunu üzerine temellerini attığı katliam politikalarıyla birleştiren faşist Türk devleti de aynı stratejiyi geçmişten bugüne sistematik olarak sürdürmüştür. Devrimci, yurtsever ve muhalif politik tutsaklar ise bu politikaları alt etmek, mücadeleyi en zorlu koşullarda sürdürerek, halk düşmanlarına karşı direnmiş, aynı vahşeti aşan düzeyde bir mücadele vermişlerdir. İşte günlerdir çeşitli etkinliklerle anılan Amed hapishanesindeki 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişi ve fedaileri bu direnişlerin en parlak örneklerinden biri olarak tarihselleşmiş, tarih yaratmıştır. Kuşkusuz tarih yaratmasının dönemin koşullarıyla ve yarattığı sonuçlarla çok yakından bir bağı var.

Birincisi; 12 Eylül faşist darbe rejimi en yoğunlaşmış şiddetini cezaevlerinde göstermiştir. Kürdistan’da yeniden dirilen özgürlük mücadelesini Amed zindanındaki öncü kadrolar şahsında bitirmek temel bir politika olarak şekillenirken her türlü işkence yöntemini kullanarak sadece onların iradelerini kırmak değil aynı zamanda dışarda halkta yeniden dirilen özgürlük umudunuda tamamen söküp almak hedeflenmiştir. İkincisi; Amed zindanı Türk faşizminin, “Kürt devrimcileri Türk olarak yeniden doğurtmak istediği rahim” görevi görmüştür. Bu anlamda Türk devletinin ne olduğunu anlamak istiyorsak onun Amed zindanında yaptılarına bakmak yeterli olacaktır. Zira orada tüm insani ölçüler, insanı insan yapan bütün toplumsal, kültürel, maddi, manevi değerler sıfırlanıyor; her şeyin başı-sonu Türk devleti ve Türklük yapılmak isteniyor. Örneğin insanla hayvan arasındaki farkı ortadan kaldıran işkenceler uygulanarak -dört ayak üzerinde yürümek, köpek gibi yedirmek, dışkı yedirmek, fare yedirmek gibi-insanlık onurları ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Örneğin “Türkçe konuş çok konuş” sloganında ve ezberletilen marşlarda olduğu gibi devrimciler devletin diline mahkum edilerek, kimliğini inkar ettiği oranda yaşam hakkı tanınıyor. 

Her şeyin teslimiyete, ihanete ve kendini inkara dönüştürüldüğü bir atmosferde yapılan 14 Temmuz ölüm orucu devletin tüm katliamcı politikalarını çökerten bir etki yaratıyor, yeni isyanların, binlerin, on binlerin devrimcileşmesinin başlangıcı oluyor. Fanon’un “Onurlu açlık, kölelikte yenilen ekmekten yeğdir” cümlesinde olduğu gibi onursuz ve kimliksiz yaşamayı, direnmeye ve onurlu bir ölüme tercih eden devrimciler faşizmin azgınca saldırılarına canları kanlarıyla direnerek; zindanlarda insanlık onurunu ve siyasi kimliklerini korumuşlardır. Koşullar ne olursa olsun zulmü reddederek, “direnmek yaşamaktır, yaşamak direnmektir” diyalektiğini şekillendirmiş, bununla sınırlı kalmayarak günümüze kadar süren bir direniş geleneği ve ahlakı yaratmışlardır. 

Hiç kuşkusuz bugün hapishanelerdeki faşist tecrit ve işkence rejimi, zulüm sistematiği, halkların özgürlük umudunu bir kez daha yok etmek istemektedir. Ancak 14 Temmuz direnişinin yarattığı ruh ve ahlak hala en görkemli haliyle içerde, dışarda, dağlarda yaşatılmaktadır. Kürt halkı “Çöktürme Eylem Planı”na karşı bu ruhla direnmekte ve zamanının en muhteşem mücadelelerinden birini vererek tüm ezilenlerin kutup yıldızı haline gelmektedir. Efrin ve Serêkaniyê’de, Cizre ve Sur direnişlerinde, Zap’da, Avaşîn’de, Metîna’da aynı ruhla direnmektedir. Çünkü Kemallerin, Hayrilerin, Sakinelerin ardılları hala yaşamı uğrunda ölecek kadar çok seviyor! Hala tüm faşist diktatörlüklerin karabasanı olmaya devam ediyor! Onları unutmuyor, unutturmuyorlar! Bu vesileyle bir kez daha 14 Temmuz Şehitleri şahsında tüm devrim şehitlerini saygıyla minnetle anıyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.