Zaxo katliamı üzerine birkaç hatırlatma

Sara AKTAŞ yazdı —

29 Temmuz 2022 Cuma - 08:40

  • Önemli bir boyut ise faşist Türk devletinin uzun süredir bölgede bir kaos planı devreye koyduğudur. Irak’taki Suni ve Şii mezhep çatışmasını körüklemekte, Irak’taki iç çelişkileri ve hükümetin güçsüzlüğünü de fırsat bilerek Türkmenler üzerinden sadece Güney Kürdistan’da değil, Irak genelinde yeni bir güç inşasına gitmektedir.

Peşinen söylemek gerekiyor ki Zaxo’da yaşanan katliamdan sadece faşist Türk devleti değil, Türk devletine bu imkanı veren tüm uluslararası ve bölgesel güçler sorumludur. Zira Türk devleti kesintisiz bir biçimde Kürt halkına karşı katliamlar gerçekleştirirken bu güçlerin tümü sessiz kalarak ya da onaylayarak yeni katliamların yolunu döşemişlerdir. Kürt halkına yönelik onlarca yıldır devam eden sistematik katliam politikaları aynı güçlerin gözü önünde ve onların dolaylı veya direk desteği ile yapılmıştır. Dolayısıyla gerçek olan şu ki; nedeni ne olursa olsun bu politikaların sonucunda esas fatura her zaman yoksullara, ezilenlere, halklara çıkarılmıştır. Bununla birlikte yaşanan bu son katliam ilk defa toplumun her kesimi tarafından şiddetle tepki görmüş ve faşist Türk devletinin ordusunun Irak topraklarında işgalci bir güç olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Bu bakımdan bu saldırıya ilişkin bir kaç hatırlatma yapmakta yarar var.

Öncelikle bu katliamın Kürdistana yönelik işgal girişimlerinin pazarlık konusu yapıldığı İran zirvesinden hemen sonra yapılmış olduğunu ve Ortadoğuda ki güç mücadelelerindeki tırmanışla bağlantısını unutmamak gerekiyor. Bilindiği gibi ABD Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı üzerinden NATO’yu tekrar organize etmiş ve ‘beyin ölümü gerçekleşen’ bir NATO’dan, Rusya’ya karşı Ukrayna üzerinden savaşan bir NATO yaratmıştı. Üstelik Çin’e karşı ise ingiltereyi de içinde katarak ‘Pasifik İttifakı’nı yaratma çabası içine girmiştir. Ardından ise Ortadoğuya yönelmiş ve burada kuracağı güç ilişkilerinin ayakçısı olarak da faşist Türk devletini ve yerel işbirlikçileri belirlemiş ve Türk devletinin bölgede yürüttüğü işgal saldırılarına göz yummuştur. Bu bakımdan katliamın sorumlularının Faşist Türk devletinin kesintisiz bir biçimde Kürt bölgelerine gerçekleştirdiği insanlık suçlarına sessiz kalan dünya emperyalist güçleri ve bölgedeki gerici sistemler olduğunun altını çizmek gerekiyor. 

İkincisi; katliam yapmak faşist Türk devleti açısından yapısal bir özellik, bir devlet politikası haline gelmiştir. Nitekim sadece Güney Kürdistan somutundan baktığımızda bile sayısız kez benzer katliamlar yapıldığı gibi neredeyse günlük olarak savaş suçları işlenmektedir. Örneğin 1995 yılında Zaxo kent merkezinde JİTEM eliyle bombalı bir araç patlatılmış ve 76 kişi katledilmişti. Aynı yıl içerisinde Çelik operasyonu sırasında 11 köy bombalanmış 9 çoban kurşuna dizilmişti. 2000 yılında Kendekol’de yüz koçer çadırı bombalanmış 30 kişi yaşamını yitirmişti. 2011’de Kortek’de Bole köyü vurulmuş, dördü çocuk yedi kişi katledilmişti. 2015’de Zergele vurulmuş ve sekiz kişi katledilmişti. 2015’den 2021’e kadarki verilere göre ise toplam 168 sivil benzer saldırılarda katledilmiştir. Dolayısıyla Zaxo katliamı bir ilk değildir tüm bu katliam politikasının bir halkası niteliğindedir. Ancak bu kez bir farklılık olarak, Arap halkından insanların katledilmesinin sonucunda halkın haklı tepkisi gelişince uluslararası bir gündem oluşmuştur.   

Üçüncüsü; Türk devleti belkide tarihinde hiç bu kadar güç kaybı yaşamamış ve tarihi bir yol ayrımına gelmiş durumdadır. 20 yıllık iktidarını kanla yöneten AKP, ömrünü bu kanın kesintisiz akmasına bağlamıştır. Bu açıdan iç siyasette yaşadığı tıkanıklık ve krizleri her zaman işgal ve katliam politikaları üzerinden aşmaya alışık biçimde, yaklaşmakta olan seçimleride hesaba katarak saldırılarına hız kazandırmıştır. Ancak Kürt halkının ve öz savunma güçlerinin yarattığı direniş ve mücadele tüm bu hesapları alt üst eden ve çökerten bir etki yaratmıştır. Bu bakımdan katliama, Türk devletinin geleneksel olarak büyük kayıplar verdiği bu savaştan imajını koruyarak çıkma kaygılarının da yol açmış olabileceği yorumlarını da gözardı etmemek gerekiyor. Zira bu saldırılarda büyük bozguna uğrayan Türk devleti gündemi öncelikle Rojava’ya yönelik başlatmak istediği operasyonla dağıtmak istemiş, bunun için istediği desteği bulamayınca katliam mesajları vermeye devam etmiştir.

Hatırlanması gereken önemli bir boyut ise faşist Türk devletinin uzun süredir bölgede bir kaos planı devreye koyduğudur. Bu amaçla Irak’taki Suni ve Şii mezhep çatışmasını  körüklemekte, Irak’taki iç çelişkileri ve hükümetin güçsüzlüğünü de fırsat bilerek Türkmenler üzerinden sadece Güney Kürdistan’da değil, Irak genelinde yeni bir güç inşasına gitmektedir. Böylece Irak’ta güçlü olan Şia İslamcılığına karşı Suni, İhvancı Türkmen cephesinin inşasına yönelerek aynı zamanda İran’daki Şii nüfuz alanına da müdahale etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla bölgedeki halkı tehdit etmek, kaçırtmak veya Kürt özgürlük hareketiyle karşı karşıya getirmek de bu stratejinin bir parçasıdır. 2007 yılında dönemin genel kurmay başkanı Yaşar Büyükanıt benzer bir saldırının ardından “orada yaşayan siviller PKK’ye yakın bölgelerde yaşamanın bir bedelinin olduğunu anlayacaklar” diyerek bu politikayı açıktan ilan etmişti.

Sonuç olarak gerilla karşısında tarihi bir yenilgi yaşayan ve tüm askeri siyasi desteğe rağmen istediği sonucu alamayan faşist Türk devleti katliam yapmayı bir devlet politikası haline getirerek sonuç almaya çalışsa da Zaxo katliamı bir kez daha gösterdi ki emperyalist politikalar ve Türk devlet faşizmi karşısında mücadale etmenin tek yolu bölgedeki tüm halkların kendi öz savunmasını güçlendirmesi ve ortak bir mücadele cephesi yaratmasıdır. Dolayısıyla Faşist Türk rejimini durdurmak halkların güncel olarak en temel görevi haline gelmiştir diyebiliriz. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.