Şengal direnişinin anlattıkları

Sara AKTAŞ yazdı —

5 Ağustos 2022 Cuma - 08:20

  • Şengal’i savunmak tıpkı Kobanê savunmasında olduğu gibi Êzîdî toplumunun etrafında anti faşist cephe inşa etmek ile mümkündür. Biz kadın hareketleri açısından ise kaçırılan, öldürülen binlerce Êzîdî kadına verilen intikam sözüdür.

DAİŞ, tüm dünyanın gözü önünde 3 Ağustos 2014’te Êzîdîlerin yaşadığı Şengal bölgesine saldırmış, insanlık dışı bir vahşetle katliamlar yapmıştı. Êzîdîlerin katliamlar ve fermanlarla yazılmış tarihinde; bu saldırı 74’üncü ferman olarak yer aldı. Bu vahşet o zamanla sınırlı kalmadı, kesintisiz bir biçimde DAİŞ’i destekleyen güçler üzerinden günümüze kadar bir biçimde sürdü. Dahası bu saldırılarda kullanılan yöntemler fiziksel bir katliamın ötesinde kirli savaş stratejilerinin her biçimini içinde barındıran ve derin izler bırakmayı hedefleyen nitelikteydi. Kuşkusuz Kürt halkının kendi öz savunma gücüyle karşılık verdiği bu saldırılar daha büyük bir soykırımın yaşanmasına engel olduğu gibi Şengal halkının yeni bir yaşam idealini geliştirmesinde ve özgürlük iradesini de güçlendirmesinde de belirleyici olmuştur. 

Elbette yaşanan tüm kıyıcılığı ve imha politikalarını burada aktarmak mümkün değildir. Ancak Êzîdîlerin ve özellikle de Êzîdî kadınların varlıklarına yönelen bu ölüm dalgalarını kabul etmediği ve bunun karşısında her neye mal olursa olsun direnmeyi seçtiği açıktır. Gösterilen direniş ve yaratılan yeni yaşamla kadın ve insan kalmanın koşulları, ilkeleri korunmuş ve yaratılmıştır. Dolayısıyla Şengal’de gösterilen direnişle geleneksel olarak kadınlara biçilen kurban ve mağdure kalma konumundan çıkılmıştır. Kadınlar hem her alanda özgürleşerek kendi geleceklerini ve kaderlerini belirlemiş hem de toplumsal, devrimsel sürecin inşacısı olmuşlardır. 
Diğer taraftan sayısız kez vahşete maruz bırakılmış bir halkın kendi toprağında kendi öz kültürel değerleleriyle yaşama isteğinin neden bu denli saldırıya uğradığına ilişkin bir kaç noktayı hatırlatmakta yarar var. Nitekim Şengal’in Başûrê Kurdistan, Irak ve bölge açısından jeopolitik ve jeostratejik bir konuma sahip olması bu saldırganlığı tetiklemektedir. Bu bakımdan bulunduğu bölge itibarıyla bir geçiş güzergahı olması, bir çok gücün bölge üzerindeki hesapları nedeniyle denetleme ve kontrol etme isteğini arttırmaktadır. Örneğin faşist Türk devleti bölge üzerindeki yeni Osmanlıcılık stratejilerini hayata geçirmek ve Kürt özgürlük hareketine saldırmak için bu bölgeyi geçiş güzergahı olarak kullanmak istemektedir. Zira Türk devleti Başûrê Kurdistan’da onlarca üs kurmasına, siyasi ekonomik ve askeri işgalini kurumlaştırmış olmasına rağmen Musul ve Kerkük hattına istediği gibi hakimiyet sağlayamamıştır. Bu bakımdan Kürt halkının geliştirdiği öz yönetim sistemleri Türk devletinin Ortadoğu politikalarını boşa çıkarmaktadır. Zira Şengal stratejik konumuyla Kandil’e girişin önünde engel görülmekte, Kandil’le girişin önünü açmak ve Kandil’i işgal planı hayata geçirilmek istenmektedir. Benzer biçimde 2014 vahşetinde Êzîdî halkını DAİŞ barbarlığına teslim eden ve kendi varlığını faşist Türk devletine bağlayan, Kürt halkının katilleriyle geldiğimiz aşamada açık bir işbirliği içinde olan KDP, bu saldırılarda stratejik rol üstlenmektedir. Dolayısıyla Kürt özgürlük gerillalarının Şengal halkı üzerinde yarattığı derin etkiyi kıramayan KDP Şengal’i hakimiyetine alma çabasını Faşist Türk devletiyle işbirliği içinde hayata geçirmek istemektedir. Irak hükümeti ise kendi iç çelişkileri ve krizleri ile boğuşurken kendi sınırlarını ve halkını bile koruyamadığını en son yaşanan Zaxo katliamında göstermiştir. 9 Ekim 2020 tarihinde ABD’nin onayı ile Irak hükümeti ve Hewlêr yönetimi arasında geliştirilen Şengal anlaşması da emperyalist güçlerin bölge üzerindeki hesapları ve bu katliamlara icazet veren gerçek yüzünün açık bir kanıtıdır. 

Bununla birlikte bu katliam 15 Haziran 2016 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 'soykırım' olarak tanındı. Katliam, uluslararası kurumların hazırladıkları raporlarda 'insanlığa karşı işlenen suçlar' kategorisine alındı. Yine kimi Avrupa ülkelerinin parlementolarının örneğin Belçika, Hollanda ve bu yıl Almanya Federal Meclisinin Ezîdîlerin yaşadığı katliamı soykırım olarak tanımlaması önemli olmakla birlikte güncel olarak süren katliamlar ve saldırılar karşısında etkili bir tutum geliştirmemeleri ise düşündürücüdür. 

Kuşkusuz Êzîdî halkı tarihsel olarak yaşadığı soykırımlardan önemli sonuçlar çıkarmış ve kendi öz savunma ve öz örgütlülüğünü yaratarak tüm bu saldırılara karşı direnmiştir, direnmeye devam etmektedir. Ancak unutulmaması gereken en önemli hakikatlerden biri Şengal’e dönük gelişen saldırıların sadece Êzîdî halkını değil bölgedeki tüm halkları ilgilendirdiğidir. Geldiğimiz aşamada Şengal’i savunmak tıpkı Kobanê savunmasında olduğu gibi Êzîdî toplumunun etrafında anti faşist cephe inşa etmek ile mümkündür. Bu bakımdan Şengal’i savunmak Kürt halkı açısından ulusal bir görev olduğu kadar, geçmiş fermanlardaki sessizliği dolayısıyla dünya devletlerinin borcudur. Biz kadın hareketleri açısından ise kaçırılan, öldürülen binlerce Êzîdî kadına verilen intikam sözüdür.

Bu vesileyle Êzîdîlere yapılan bu vahşi saldırıları 8. yıldönümü vesilesi ile bir kez daha lanetliyor, soykırım sonucu katledilen bütün Ezidîleri saygı ile anıyorum!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.