Berlin’in Dayika Gozêsi

Kadın Haberleri —

8 Şubat 2021 Pazartesi - 23:00

  • Biz dünyadaki diğer haklar gibi özgür yaşamadığımız, diğerleri gibi çocuklarımızı kendi dilimizde yetiştiremediğimiz sürece sokaklarda olacağız. Çocuklarımızın gözleri arkada kalmasın. Yaşadığımız sürece onların davasının arkasında olacağız. Ben bir anne olarak vücudumda takat olduğu müddetçe oğlumun arkasındayım. 

MUHAMMED KAYA/BERLİN

Berlin Dest-Dan Kadın Meclisi Üyesi Göze Çalkan ya da Berlin’deki Kürt toplumunun ifadesiyle ‘Dayika Gozê’, 2000 yılında devletin baskılarından kaynaklı Almanya’nın başkenti Berlin’e taşınmış. Mûş Kop’a (Bulanık) bağlı Lîs köyünde başlıyor Dayika Gozê’nin hikayesi. 90’lı yıllardaki köy yakmalar nedeniyle devletin zorunlu göçüne maruz kalmış, sonrasında ise cezaevleri kapısında geçmiş zamanı. Eşinin İstanbul’daki 4 yıllık tutukluğundan sonra tahliye edilmesine rağmen baskılar bitmeyince Avrupa’nın yolunu tutmuş.  

Her eylemde yerini alıyor

Türk devletinin Kürtler ve Kürdistan’a ilişkin baskı ve uygulamalarına karşı Berlin’de düzenlenen tüm eylem ve etkinliklerde karşılaşabilirsiniz onunla. Türk cezaevlerinde siyasi tutsakların Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, cezaevlerindeki hak ihlallerinin son bulması için Berlin’de gerçekleştirilen 10 günlük nöbet eyleminde de kesintisiz yer alanlardan biriydi. 

20 yıldır sürgünde

Dayika Gozê 20 yıldır Berlin’de sürgünde. “Eşimin cezaevinden çıkması sonrası polisin baskıları devam edince, biz de 2000 yılında 4 çocuğumuzla birlikte Avrupa’ya sürgün olduk. İşte şimdi 20 yılımızı doldurduk” diyor.
Yaz kış, kar yağmur demeden Kürtlerin hak talebini içeren tüm toplumsal gösterilerde yerini alıyor. Merak ediyoruz azmini. “Her insan evinde çocuklarıyla rahat bir hayat yaşamak ister. Çocuklarının herhangi bir olumsuzluk yaşamadan büyümesini ister. Kendi yaşamından bir parça çocuğuna vermek ister; çocuğunu kendi dili, kültürüyle büyütmek ister. Mesela biz isterdik ki kendimiz gibi yaşayalım. Ne yazık ki bunların hepsi bize yasaklandı.  Doğrusu o fırsat bize sunulmadı” diyor Dayika Gozê.

‘Biz Kürt’üz, bitmedik

Bu nedenle dört çocuğunu Türkiye’de, İstanbul’da iken sokağa salmaz. İzin vermez çocuklarının sokakta oynamasına. “Çünkü sokağa çıktıklarında Kürt oldukları için baskı ve zulme maruz kalabilirlerdi” diyor Dayika Gozê. Zaten Avrupa’ya gelişinin temel sebeplerinden birinin de kendisi ya da eşinden öte çocuklarının maruz kalabileceği ayrımcılık kaygısı olduğunu öğreniyoruz.

Kaygısını Avrupa’da eyleme dönüştürüyor. Kürt olarak ayrımcılığa, zulme maruz kaldığını düşündüğünden var olduğu sürece Kürtlüğünü unutmayacağını söylüyor. “Evet, biz Kürt’üz” diyor ve ekliyor:  “Kürtlerin Önderi kaç yıldır esaret altında. Önderliğimizi esir aldıklarında Türk devleti ‘Kürtler bitti. Artık kendilerini toparlayamazlar’ diyordu. Ancak görüyorsun, bitmedik.” 

‘Sokakları terk edemeyiz’

Kürtlerin, Önderliklerinin özgürlüğü, Kürt halkının özgürlüğü, dilinin, kimliğinin, kültürünün özgürlüğü için sokağa çıktığını belirtiyor Dayika Gozê. Gece gündüz eylem çağrılarına kulak verip, sokağa çıkma nedenini Kürtler üzerindeki baskının son bulmamasına bağlıyor: “Önderliğimiz hala zindanda olduğu için yürüyoruz. Önderliğimiz özgür olursa, tutsaklar serbest bırakılırsa, Kürtler üzerindeki baskıcı politikalar son bulursa biz de yürümeyiz.”

Cezaevi kapısında büyüdüler

Çocuklarını merak ediyoruz Dayika Gozê’nin. Dört çocuğunun dördünü de Mûş’ta dünyaya getiren Dayika Gozê, “Eşim tutuklanınca, çocuklarım 4 yıl boyunca cezaevi kapısındaydılar. Sabah erken cezaevi kapısına gider, saat 3-4’e kadar beklerdik” diyor. Çocuklarının cezaevine görüşe gidip döndüklerinde “Anne, arkadaşlar açlık grevinde. Arkadaşların durumu iyi değil” dediğini, cezaevindeki baskıya tanıklık ettiğini belirtiyor.

Büyük oğlu şehit

Avrupa’ya geliş, Dayika Gozê’nin daima yürüyüşlere katılması çocuklarını da etkiliyor. Çocuklar da anne ile beraber yürüyüşlere gidiyor. “Büyük oğlum bir süre sonra gerillaya gitti. Biz Ali diyorduk, ancak kimlikteki ismi Ayhan’dı. Gerillada Wedat Liz ismini kullanıyormuş. 2006’da partiye katıldı, 13 Mart 2009’da şehadet haberini aldım” diyen Dayika Gozê, bir süre sessiz kalıyor.

'Oğlumla gurur duyuyorum^

Şehit oğluyla gurur duyduğunu belirtiyor. Oğlunun ve arkadaşlarının haklı davalarının arkasında olduğunu ve asla bırakmayacağını ifade ediyor Dayika Gozê. “Vücudumda tek damla kan kalsa bile bu davadan vazgeçmem” diyen Dayika Gozê ekliyor: “Biz dünyadaki diğer haklar gibi özgür yaşamadığımız, diğerleri gibi çocuklarımızı kendi dilimizde yetiştiremediğimiz sürece sokaklarda olacağız. Şehit çocuklarımızın gözü arkada kalmasın. Yaşadığımız sürece onların davasının arkasında olacağız. Ben bir anne olarak vücudumda takat olduğu müddetçe oğlumun arkasındayım.” 

Tutsak anneleriyle empati

Türk cezaevlerindeki açlık grevlerine ilişkin ise eski bir tutsak eşi ve şehit annesi olarak Dayika Gozê, Kürt, Türk, Arap olmanın herhangi bir fark teşkil etmediğini, insanların kendilerini oğlu açlık grevinde olan bir annenin yerine koymalarını öneriyor. “Öyle uzun uzadıya değil; bir anlık olsun yeterli” diyen Dayika Gozê, “Bir anne gece uyuyabilir mi? Gün görebilir, yaşayabilir mi böylesi durumda? Yaşayamaz. Gerçekten çok zor bir durum. İfade edilemez” diyerek açlık grevindeki tutsakların anneleri ile empati kuruyor. Tam da bu nedenle tecrit son bulması gerektiğini belirtiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.