Bir mezarları olur umudu

  • Dargeçit’te bir mağarada toplu mezarın bulunması üzerine, 1995’te kaybedilen babası ve akrabalarının akıbetleri için umutlanan Mehmet Ali Atuğ, ”Bir mezarımız olur, gider dua okuruz” dedi.

AHMET KANBAL / MA/MARDİN

Mardin’in Dargeçit ilçesi Derêca (Akyol) kırsal mahallesine bağlı Libka Kaniya mezrasında, 28 Mayıs’ta bölge sakinlerinden İrfan Yakut tarafından bir mağaranın içinde 40 kişiye ait kafatası ve kemiklerin olduğu toplu bir mezar bulundu. 1993’te gözaltında kaybedilen Yahya Yakut’un oğlu olan Yakut, toplu mezara ilişkin Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Bunun üzerine bölgede inceleme yapan savcılık, kafatasları ve kemikleri toplayarak, hangi döneme ve kime ait olduğunun belirlenmesi amacıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderdi. Bölgedeki incelemelerin ardından ise kemiklerin bulunduğu mağaranın girişi şeritle kapatıldı. Mardin Valiliği de kemiklerin tarihi dönemlere ait olabileceğini belirterek, konuya dair Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü tarafından soruşturma başlatıldığını açıkladı. Valilik, açıklamasında toplu mezarı bulan İrfan Yakut’u da “tarihi eser aramakla” itham etti. Yakut, söz konusu açıklamaya, “Tarihi eser değil, babamın kemiklerini arıyorum” şeklinde yanıt verdi.

 

Mağara sonradan mı getirildi?

 Konuyu gündeme getiren Mezopotamya Ajansı (MA), olay yeri incelemesinin ardından ilk defa bölgeyi görüntüledi. Kemiklerin ortaya çıktığı mağara, Akyol kırsal mahallesine yetişmeden hemen önce çobanların çok sık görüldüğü bölgede yüksek bir tepenin sırtında buluyor. Meşe ağaçlarıyla kaplı bir bölgede yer alan mağara, 7-8 metrekarelik bir alandan oluşuyor. Hemen yanında bulunan diğer mağara ise yaklaşık 15 metrekarelik bir alan. Kemiklerin bulunduğu mağaranın yanındaki diğer mağarada herhangi bir kemik ve kafatasına rastlanılmadı. Kemiklerin bölgeye sonradan mı getirildiği, yoksa 40 kişinin öldürüldükten hemen sonra mı mağaraya atıldığı ise belirsizliğini koruyor.

 

1988’e kadar yoktu

 Akyol Mahallesi sakinlerinden Hasan Arıkan’a göre, kemikler ya sonradan farklı yerlerden mağaraya taşındı ya da 1988’den sonra katledilen kişilerin cenazelerinin mağaraya atılması sonucu toplu mezar oluştu. Akyol’dan 1988’de çıktığını ve Dargeçit merkeze yerleştiğini belirten Arıkan, mağaranın olduğu bölgede büyüdüklerini ve hemen 200 metre mesafede arazilerinin olduğunu söyledi. Söz konusu mağaraya 1988’e kadar defalarca girip çıktıklarını ve boş olduğunu hatırladığını ifade eden Arıkan, “Bahar aylarında kendimizi yağmurdan korumak için o mağaraya giriyorduk. O zamanlar orada kemik ya da şüpheli bir duruma şahit olmadık” dedi. Arıkan, mağaraya yakın bir mezarlık ve türbe gibi bir yerin olduğunu da sözlerine ekleyerek, mahallenin 1993’te boşaltılmasının ardından ne olup bittiğine dair bir bilgilerinin olmadığını paylaştı.

 

Üç yılda 55 kişi kaybedildi

 İnsan Hakları Derneği’nin raporlarına göre, 90’lı yılların faili meçhul cinayetlerin yoğun yaşandığı kentte 1993 ila 1996 yılları arasında en az 55 sivil yurttaş kaybedildi. Bölgede 90’lı yıllarda gözaltında kaybettirilenler ile yargısız infaz edilenlere ait kemiklere, 17 Şubat 2012 ve 25 Şubat 2012 tarihleri arasında yapılan çalışmalarla birlikte rastlandı.

 

Su kuyularından kemikler çıkarıldı

 Dargeçit’te 90’lı yıllarda gözaltında kaybettirilmeye ilişkin ilk kazı ve arama çalışması, 17 Şubat 2012’de başladı, ancak 1995’te Süleyman Seyhan’ın cenazesinin yeri, kaybedildikten 4 ay sonra Uzman Çavuş Bilal Batırır tarafından ailesine bildirilmişti. Batırır, cenazenin yerini aileye söylemesinin ardından kendisi de kaybettirilmişti. Seyhan ile birlikte kaybedilen Süleyman Seyhan, Abdurrahman Coşkun, Abdullah Coşkun, Mehmet Emin Aslan, Nedim Akyön, Seyhan Doğan, Davut Altınkaynak, Süleyman Atalan, Hikmet Kaya, Resul Arslan, Enver Akan, Rıdvan Yakut, M. Nezir Acar ve Aziz Duman’ın cenazesine ulaşılamamıştı. Aynı şekilde Uzman Çavuş Bilal Batırır’ın cenazesine de ulaşılamamıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2009’da Seyhan ailesinin lehine karar verdi. 2011’de ailenin suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturma ile 17 Şubat 2012’de Dargeçit’in Bağözü (Tiruva) kırsal mahallesinde kazı çalışmaları başladı. 17 Şubat ila 25 Şubat tarihleri arasında yapılan çalışmalarda iki insana ait kemikler bir kuyuda bulunurken, kemiklerden birinin kayıp Mehmet Emin Aslan’a ait olduğu Adli Tıp raporuyla tespit edildi.

 

6 kişinin daha kemikleri

 Bölgede daha sonraki süreçte yapılan kazı çalışmalarında da 9 kişiye ait kemiklere rastlanırken, kemiklerden 6’sının 90’lı yıllarda kaybedilen sivillere ait olduğu tespit edildi. Kemiklerden biri PKK’li Şükran Özer’e ait çıkarken, diğer kemiklerin DNA eşleşmeleri ise yapılamadı. Yine, Dargeçit’te 1995’te kaybedilen isimlerden biri olan Abdurrahman Coşkun’un kemiklerine ise 10 Haziran 2013’te Kızıltepe’nin Aysun (Tîzlêrîn) kırsal mahallesinde yapılan kazılarda ulaşıldı.

Aileleri umutlandırdı

Kemiklerin bulunması 1990’lı yıllarda yakınları kaybedilen aileleri yeniden umutlandırdı. Çok sayıda kayıp yakını, İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) gelecek sonuçları beklemeye başladı. 14 Mayıs 1995’te Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Budaklı (Kerşam/Kefer Şamo) kırsal mahallesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan Mehmet Emin Atuğ, Hizni Bilmen, Abdulkadir Demir ve Şakir Demir’in yakınları da bu ailelerden birisi.

 

Serbest bırakıp pusu kurdular

 Babası Mehmet Emin Atuğ ile birlikte diğer akrabalarının kaybedilme öyküsünü anlatan Mehmet Ali Atuğ, ortaya çıkan kemiklerin DNA incelemelerinin bir an önce tamamlanarak, ailelere bilgi verilmesini istedi. Oğul Atuğ, babası ve akrabalarının Midyat Jandarma Merkez Karakolu’na çağrıldığını ve aralarında muhtarın da olduğu 8 kişi ile birlikte karakola gittiklerini hatırlattı. Muhtar ve üç mahalle sakininin serbest bırakıldığını, ancak babası ile üç akrabasının akşama kadar tutulduğunu belirten Atuğ, “Akşam üstü karanlık çökmeden karakoldan imza attırıp, sözde serbest bıraktılar. Köye doğru gitmelerini söylediler. Karakol ile köyümüzün arası 4 kilometredir. Bir kilometre gittikten sonra köyden onları görmüşler, tepeye vardılar diye. Meğer orada pusu kurmuşlar onlara” diye anlattı. Görgü tanıklarının sonraki süreçteki anlatımlarına da değinen Atuğ, babası ve akrabalarının önlerinin kesildiği askeri araca bindirildiğini ve bir daha kendilerinden haber alamadıklarını kaydetti.

Tank ve toplarla taradılar

 Dört kişinin kaybedilmesinden bir gün sonra mahallenin askerler tarafından ablukaya alınarak, tank ve toplarla tarandığını belirten Atuğ, sığınaklara indiklerini ve bu şekilde hayatlarını kurtardıklarını paylaştı. O dönem askerlerin başında olan komutanın kimsenin ölmemiş olmasına şaşırdığını söyleyen Atuğ, herkesin darp edildiğini, evlerin kullanılamaz hale getirildiğini, ancak işkencelere rağmen mahallelerini terk etmediklerine değindi.

 

Savcı da kayboldu

 Sonrasında yakınlarının akıbetlerini sormak için verdikleri dilekçenin savcılılar tarafından kabul dahi edilmediğini ifade eden Atuğ, İHD ile birlikte işlemlerini yapabildiklerini dile getirdi. Atuğ, buna rağmen bir sonuç alamadıklarını söyledi. 2003-2005 yılları arasında Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisini ve avukatını ifade vermek üzere çağırdığını aktaran Atuğ, “Savcı, ‘ben buraya gönderildim bu faili meçhulleri açığa çıkarmak için. Hiçbir faili meçhul kalmayacak’ dedi. Ama 6 ay sonra o savcı da kayboldu ortadan. Faili meçhuller de olduğu gibi duruyor. İnşallah bu yıl kemiklerimiz ortaya çıkar diye umudumuz var” şeklinde konuştu.

 

Neden babamı sormuyorsunuz?

 Yaşananların ardından şehir dışına çalışmaya gitmek zorunda kaldığını ve 12 yıldır Midyat’a döndüğünü belirten Atuğ, kente yerleştiğinden bu yana sürekli gözaltı ve baskılara maruz kaldığını söyledi. Sık sık karakola çağrıldığını ve her defasında kendisine 90’lı yıllarda PKK’ye katılan kız kardeşinin sorulduğunu kaydeden Atuğ, kendisinin çağrıldığı karakolun babası ile akrabalarının kaybedildiği karakol olduğuna dikkati çekerek, askerlere “Hep kız kardeşimi soruyorsunuz, baban nerede diye niye sormuyorsunuz” tepkisinde bulunduğunu söyledi.

 Dargeçit’te bulunan kemiklerin kendileri için bir umut olduğunu ifade eden Atuğ, “Belki 25 yıl sonra biz de gider bir Fatiha okuruz. DNA örneklerimiz var zaten. Geç olmadan DNA sonucun açıklanmasını istiyoruz. En azından kemiklerimizi alırsak, bir mezarımız olur gider bir Fatiha okuruz” şeklinde seslendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.