Büyük reis Erdoğan’ın Türkiyesi

Forum Haberleri —

14 Mayıs 2021 Cuma - 23:00

  • Dikkat edilirse Peker’den Çakıcı’ya, Ağar’dan Soylu’ya kadar hepsi bol bol “vatan, millet, Sakarya” edebiyatı yapıyor. Ama her taraflarında kan, şiddet ve ölüm akıyor. Bu tipler, bugün büyük Reis Erdoğan sayesinde palazlanmış ve yargılanmıyorlar.

ZEKİ AKIL

Erdoğan yönetiminde Türkiye’nin ne kadar yolsuzluklara, çeteleşmeye ve hukuksuzluğa battığı Sedat Peker’in açıklamalarıyla daha iyi görülüyor. Türkiye’nin gerçekleriyle, politikasıyla ilgilenen çevreler olup bitenin farkındaydılar. Ancak Erdoğan yönetiminde bu suçlar ve yasadışılıklar zirveye ulaştı. En büyük yolsuzlukların merkezinde bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi var. 15-17 Aralık operasyonlarında, Reza Zarrab dosyasında bunların hepsi kanıtlanmış, belgeleriyle mevcuttur. Erdoğan İstanbul Belediyesi’nden başlayarak çalıp çırpmada ustalaştı. AKP’yi böyle finanse etti. Havuz medyayı böyle kurdu. Kendisine Reis denilmesinden çok hoşlanıyor. Sedat Peker nasıl ki Reis olarak anılmaktan hoşlanıyorsa, mevcut durumda da Erdoğan reislerin reisidir!

Basındaki bazı gözlemcilerin analizlerine göre Alaattin Çakıcı’nın önünü biraz daha açıyorlar. Onu babaların babası yapacaklarmış. Herhalde ülküdaşı Bahçeli onu boşuna hapishaneden çıkarmadı. Yine tesadüfen Alaattin Çakıcı, Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan birlikte poz vermediler. Devletin karanlık dehlizlerinde, organize suçlarda olan deney ve birikimlerini ortaklaştırıp örgütlüyorlar. Türkiye’de yargı diye bir şey bırakmadılar. Bu kadar itiraflara rağmen herhangi bir savcı bir soruşturma bile açamıyor. Bir tweet atana, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi insan hakları savunucularına davalar ve cezalar sektirmeden ve gecikmeden geliyor. Ama boğazına kadar faili meçhullere, yolsuzluklara, halkın canına ve malına kast edenlere zırh gibi bir dokunulmazlık sağlanmış.

Sedat Peker devletin fedaisi olduğunu söylüyor. Ama bu fedai, kutsallaştırdığı devletin kendisi gibi olan vatandaşlarını ve insanlarını tehdit ediyor, şiddete maruz bırakıyor, haraca bağlıyor. Mehmet Ağar da devleti kurtaran biri pozlarında. Ama milyarlık Marina’ya çöküyor, oğlunu milletvekili yapıyor, ülkenin bütün varlıklarından ve nimetlerinden yararlanıyor. Ekstradan da bütün yasaların üstünde yer alıyor. Erdoğan da halka “bir hırka, bir lokma” edebiyatı yapıyor. İslam’ı siyasi hedefleri için sonuna kadar suistimal ediyor. Ancak kendisi lüks saraylarda oturuyor, onlarca uçağı, yüzlerce aracı ve binlerce korumasıyla güç ve iktidar delisi olmuş. Bunların yönetiminde Türkiye’deki vurguncu ve çeteler yetmiyormuş gibi Karabağ’dan Libya’ya, Suriye dahil El Nusra ve DAİŞ artıklarından on binlerce silahlı çeteyi etraflarında topladılar.

S. Peker bu ülkenin aydınlarını miting meydanında “kanlarında banyo yapacağız’’ diye tehdit etti. Hiçbir savcı bir gün bile onu gözaltına alamadı. Göstermelik bir mahkeme “kan banyosu yaptırmayı” düşünce özgürlüğü kapsamına aldı. Görüldüğü gibi mafyalaşma Erdoğan’dan mahkemelere kadar yaygınlaşmış.

S. Peker kendisinin aşağılandığını, harcandığını belirterek bürokrat ve politikacıların isimlerini, yer ve zamanlarını da belirterek deşifre ediyor. Avrupa gibi ülkelerde bu durumda basın, parlamento ve mahkemeler ayağa kalkar. Buradaki gibi hükümet ve bakanlar böyle pişkinlik ve arsızlıkla koltuklarında oturamazlar. Hesap verirler, istifa ederler. Süleyman Soylu gibi mafyavari tutumlar takınarak muhalefeti ya da sağı-solu suçlayamaz. Muhalefetin bu çevrelerle kanıtlanmış bir ilişkisi yok. Bütün bilgiler, fotoğraflar S. Soylu ve hükümet çevresiyle ilgilidir. Bir de bunlar açığa çıkanların binde biri bile değil. Bir de Kürdistan’da işlenen suçları açıklasalar! S. Peker gösterilerle Suriye’ye arabalarla çelik yelekler gönderiyor. Bir de Suriye’de işlenen tecavüzleri, cinayetleri, gaspları açıklasalar. Kürdistan’da Çiller-Ağar döneminde yakılıp yıkılan köyler, işkenceler, faili meçhul cinayetler, uyuşturucu trafiği bir açıklansa!

Mesut Yılmaz, Kutlu Savaş’ı görevlendirip bir rapor hazırladı. Bu raporda insanlar hakkında infaz kararını verme yetkisinin uzman çavuşlara kadar indiğini anlatıyor. Musa Anter dahil  binlerce insanın devletin bu karanlık organizasyonları tarafından katledildiğini belirtiyordu. Mesut Yılmaz bu rapora rağmen parlamentoyu harekete geçiremedi. Adli sistem bu çetelere ve suçlara karşı bir dava açmadı. Onun için bugün devlet hala Kürdistan’ın Başûr ve Rojava’sına, her yere saldırıyor ve yaygın bir şekilde suç işlemeye devam ediyor. O dönem Almanya’da açılan bir davada uyuşturucu ile ilgili başbakan Tansu Çiller’in adı geçiyordu. Avrupa’ya giren uyuşturucunun yüzde 90’ı Türkiye’den geldiği raporlarda yazılıyordu. Yine o dönem emekli bir generalin basında çıkan bir demecinde kirli savaşın uyuşturucu paralarıyla finanse edildiğini, yılda 30 milyar doların Türkiye’ye girdiğini belirtiyordu. O zaman da bu işleri yapanların bir kısmı, özellikle Kürt olanları öldürüldü, tasfiye edildi. Uyuşturucu piyasası mafya organizasyonları daha çok MHP çevrelerinden devşirildi.

Dikkat edilirse Peker’den Çakıcı’ya, Ağar’dan Soylu’ya kadar hepsi bol bol “vatan, millet, Sakarya” edebiyatı yapıyor. Ama her taraflarında kan, şiddet ve ölüm akıyor. Zulmettikleri, soydukları, öldürdükleri, zehirledikleri kendi ülkelerinin vatandaşlarıdır. Yalnız Türkiye halklarına karşı değil, insanlığa karşı da ağır suçlar işlendiği ortadadır. Bugün büyük Reis Erdoğan sayesinde palazlanmış ve yargılanmıyorlar. Onları yargılayan bir uluslararası mahkeme de ne yazık ki yok. Avrupa, Amerika, hepsi seyrediyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.