Çîrokên Serhedê

Kültür/Sanat Haberleri —

5 Eylül 2021 Pazar - 20:00

  • Serhat Öyküleri/Çîrokên Qersê kitabında bir bölgeye, hatta bir kente dair öyküleri anlattım. Yaşadığım bölge o kadar bakir ki, öyküsü, destanı, romanı yazılmamış, filme çekilmemiş, tiyatrosu yapılmamış. Tarihi hafıza da her geçen gün yaşlılarımızın ölmesiyle birlikte yok oluyor. Burada müthiş bir malzeme var ve ben bu malzemeyi görmezlikten gelemezdim.

 

MASİS HESKİF - KARS

 

1999'da HADEP Kars merkez ilçe başkanlığına seçildi. Bu görevi, parti kapatılana kadar sürdürdü. Ardından, 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde Dağpınar Beldesi belediye başkanlığını kazandı. 2009 yerel seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi’nden tekrardan Dağpınar belediye başkanlığına seçilen Erkmen, 2011 yılı sonunda belediye başkanıyken tutuklandı. 7 yıl tutsak kaldıktan sonra, Aralık 2018'de serbest bırakıldı.

 

Erkmen’in, Kars’ın çok sevilen avukatlarından olan Av. Abdurrahman Alaca’nın yazdığı şiirlerinin de olduğu Edo Dêran isimli biyografi çalışması, Şev û Deng adlı bir şiir kitabı var.

 

Ayhan Erkmen ile yakın zamanda yayınladığı Çîrokên Serhedê/Serhat Öyküleri isimli öykü kitabı üzerine konuştuk.

 

Uzun süredir Serhat’ta öykü anlatıcılığı ve dengbêjlik alanında çalışmalar yürütüyorsunuz. Öncelikle bu fikir nasıl ve nereden gelişti?

 

Ezilen, kültürü yok sayılan, dejenere edilen toplumlar bence sözlü kültürlerini diri tutmalı, bunu yazıya ve görsele dökmeliler. Kürtçe üzerindeki baskılar ve yasakların sürmesi ve Kürtçe'nin eğitim dili olmaması nedeniyle Kürtçe çok ciddi sıkıntılar yaşıyor.

 

Geçen hafta bile Elazığ Cezaevi’nde tutulan Leyla Güven ve arkadaşlarına Kürtçe stranlar söyledikleri için ‘bilinmeyen dilde şarkı söyledikleri’ gerekçesiyle disiplin cezası verilmiş. Dilimiz buna benzer birçok durumla karşı karşıya.

 

Çil Osman öyküsünün yaşadığından bahsetmek istiyorum. Çil Osman öyküsünü yazar Baran Fundermann kültürel kodlarına bağlı kalarak Türkçe roman formatında yazmış. Başka biri ise kültürel kodlarını görmezlikten gelerek, kısa masal formatında yine Türkçe yayınlamış. Kendi coğrafyamızın öyküsü, başka bir yazar asıl dilinde yazmadığı için içi boşaltılarak, kültür dejenere edilerek ve Kürt kimliğinden soyutlayarak yazılmış. Biz kendi öykülerimizi yazmazsak, anlatmazsak bu son yüzyılda yaşanan yaşanmışlıklar da dahil başkaları kendilerince yazar.

 

Bu durumun böyle olmaması adına ciddi emek verenler var. Sonsuz takdir ve teşekkür ediyorum. Sanki sadece ben yapıyormuşum havası yaratmayayım. Ben bu yapılan çalışmalar içerisinde bir damlayım. Çok ciddi çalışmalar, öykü derlemeleri var. İnsanlar çok ciddi emekler de veriyor. Fakat bunun okunması, dinlenmesi, izlenmesi, sahiplenilmesi de gerekiyor. Toplum da bu anlamda sahip çıkmalı. Aksi halde bize çokça başka öyküler anlatılıyor. Gün boyunca çokça negatif enerji aksettiriliyor. Televizyonundan tutun reklamına, oradan tutun radyosuna, radyosundan tutun da cep telefonundaki herhangi bir görselle ciddi bir dejenere etme durumu var. İşte bu geleneksel öyküler yahut da toplumsal yaşanmışlıklar, toplum hafızasını anlatılması bu negatifliğin de dezenformasyonun da önüne geçmiş oluyor.

 

 

Bahsettiğim çîrokbêj ve dengbêjleri bu coğrafyada, Serhat’ın bir köyünde dinledim. Onlara olan borcumu da yerine getirirken onların gözlerinin değdiği mekânlardaki öyküleri anlatmak istedim, ama benim heybemde sadece Serhat öyküleri yok. Rojhilat’tan da, Başur’dan da var.

 

 

Toplumsal belleği diri tutmak için bu gibi çalışmaların önemi çok açık. Sizce ezilen ve statüsüz halklar için toplumsal bellek neye tekabül eder ve onu neden diri tutmalıyız?

 

Son yaptığım öykülerden olan Qaçax Nebi'den bahsetmek istiyorum. Qaçax Nebi, 1800’lü yılların sonunda Kafkasya’da yaşayan bir yiğit. Kafkaslar’ın İnce Memed’i diye düşünün. Qaçax Nebi, yiğit olduğundan dolayı kendi halkına da diğer halklara da sahip çıkıyor. Yine o topraklardakiler de bu yiğidi sahipleniyor. Kardeş halklar, Terekemeler, Karapapaklar, Azeriler bu yiğit üzerine türküler, ağıtlar yakmış, filmini çekmiş, öyküsünü yazmış, ama hiçbirinde Qaçax Nebi’nin Kürt olduğunu söylememişler. Bu, Qaçax Nebi’ye yapılan hakarettir aynı zamanda.

 

Ben Qaçax Nebi’nin yiğitliğini anlatırken, o görmezden gelinen yanını da, kimliğini de anlatmaya çalıştım. Bu yiğidin benim yaşadığım toplumun içinden çıktığını, ama tüm toplumları kucakladığını söyledim, söylemek istedim. Qaçax Nebi, sadece ezilen Kürt'e sahip çıkmamış, Ermeni’ye, Gürcü’ye, Terekeme’ye, Azeriye yapılan baskıya karşı da baş kaldırmış biri. Böyle bir yiğidin çıktığı bir halkın kültürünü yasaklarsanız onun ruhunu da incitirsiniz diye düşünüyorum.

 

Geçen sene Mem Mukriyanî'nin de "Lîstikên Gundê Tizyanê" adlı bir derleme kitabı çıktı. Seyda Goyan'ın yerel kültüre dair birçok çalışmaları var. Yine son yıllarda birçok araştırmacı ve yazarın Kürdistan'ın farklı yerlerinde daha dar coğrafyalara dair folklor çalışmaları arttı. Siz de Serhat'a dair çalışmalar yapıyorsunuz. Dolayısıyla yerel hafızaya yönelişte bir artış var. Bunu nasıl okumalıyız?

 

Serhat Öyküleri/Çîrokên Qersê kitabında bir bölgeye, hatta bir kente dair öyküleri anlattım. Şu an başka bir bölgede yine öykü çalışması yürütüyorum. Yaşadığım bölge o kadar bakir ki, öyküsü, destanı, romanı yazılmamış, filme çekilmemiş, tiyatrosu yapılmamış. Tarihi hafıza da her geçen gün yaşlılarımızın ölmesiyle birlikte yok oluyor. Burada müthiş bir malzeme var ve ben bu malzemeyi görmezlikten gelemezdim.

 

Bahsettiğim çîrokbêj ve dengbêjleri bu coğrafyada, Serhat’ın bir köyünde dinledim. Onlara olan borcumu da yerine getirirken onların gözlerinin değdiği mekânlardaki öyküleri anlatmak istedim, ama benim heybemde sadece Serhat öyküleri yok. Rojhilat’tan da, Başur’dan da var. Amed’ten anlatırken Dersim’den, Mardin’den, Cizre’den de anlatıyorum. Fakat kitaplaştırırken biraz da birlikte çalıştığımız yayınevlerinin ya da toplumun talepleri doğrultusunda hareket ettim.

 

Örneğin bu kitabı iki dilde yazdığımdan dolayı birçok kişi Kürt edebiyatını Türkçe’ye çevirerek, yazarak kötülük ettiğimi söyleyerek tepki de gösterdi. Bu öyküler geleneksel öyküler değildi, son yüzyıldaki yaşanmışlıklardı. O yaşanmışlıklar, anlatılanlar üzerine benim öyküleştirmelerimdi ve ben içinde yaşadığım Kars toplumunun kimliğinin zenginliğine binaen öykülerimi Türkçe ve Kürtçe yazdım.

 

Bir ressam arkadaşımız, Hilal Karahancı, 16 resim çizdi. Bir fotoğrafçı arkadaşımız, Birkan Çelik, 16 fotoğraf ve kapak fotoğrafı çekti. Şu anda Serhat’ın başka bir bölgesinde öykü derleyerek çalışma yürütüyorum. Bu çalışma sadece Kürtçe yayınlanacak. Hem talep o yöndeydi hem de toplumsal yapıda sadece Kürtlerden oluştuğu için kitabı sadece Kürtçe yayınlayacağız.

 

Toplumsal hafızaya dönük bir çalışma yürütüp bir eser ortaya çıkardınız, ancak bunu dar bir coğrafyayla sınırlandırdınız. Hafıza ve mekân ilişkisi çerçevesinde bu tercihinizin sebeplerini anlatır mısınız?

 

Dediğim gibi, bu fikrin çıkmasının sebebi bir ahde vefa göstergesidir. Dengbêj ve çîrokbêjlerin bu çalışma üzerinde ciddi emekleri vardı, ondan dolayı yola çıktı. Dengbêjlk bölgede hâlâ diri olmasına rağmen, çîrokbêjlik ne yazık ki git gide kaybolmuş, yitirilmiş. Halbuki bize anlatılan çîroklarda toplumsal hafızamız, tarih, gelenek ve görenek vardı. Çîroklar aslında toplumumuzun gen yapısı. Orada toplumumuzun, mertliğini yiğitliğini, sevgiyi, adanmışlığı, hak arayışını görebilirsiniz. Bu anlatılmayınca ya unutuluyor ya da maalesef birçok çîrokumuz deforme de ediliyor. İşte biraz da arayışım o.

 

Bu öyküleri, kendi dillerinde ve kendi anlatıldıkları kültürel motife bağlı kalarak anlatmaya çalışıyorum. Yaparken de sadece geleneksel öyküler anlatmıyorum, bazı dengbêj stranları var ve onların arkasındaki öyküleri de dile getiriyorum. Son yüz-iki yüzyıldır yaşanmışlıkları duyuyorum. Aileler, kişiler yaşadıklarını anlatıyorlar, aktarıyor ben de onları öyküleştirerek anlatıyorum. Ve bunu yaparken de dinlediğim o klasik öykü formatına bağlı kalmaya çalışıyorum. Çünkü o öykü formatı bana büyük bir keyif veriyor.