Darbe mekaniği ve Türkiye siyaseti

Sezai TEMELLİ yazdı —

6 Nisan 2021 Salı - 22:01

  • Durumdan vazife çıkarma halini nerdeyse genetik koda dönüştürmüş olan asker cenahı bu kez de Montrö tartışması üzerinden, emekli amirallerin kaleme aldığı bildiri ile sahne aldı. Huylu huyundan vazgeçmiyor.

 Ama bildirinin muhtevasından ve etkisinden çok iktidarın bildiriyi lütuf listesine eklenmesi çok daha önemli bir etki yarattı. Türkiye siyasetinin değişmez başlığı darbe mevzuu iktidar tarafından içine düştüğü çukurdan çıkmak adına gündeme yoğun biçimde oturtuldu. Bildiriyi, bu yöntemi kabul etmek mümkün değil, demokrasiden nasibini almamış, mavi vatan absürtlüğüne kendisi kaptırmış bir anlayışın darbe niyeti olmasa da rejimin kodlarının bu eksende biçimlenmesi arzusu taşıdıklarını görebiliriz.

İktidarın bu zihniyetin dışında biçimlendiğini söyleyebilir miyiz? Bugün rejimin haline baktığımızda amirallerin kaleme aldığı metnin aslında iktidarın yönetim anlayışıyla ne kadar barışık olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla aynı zihniyetin farklı tezahürlerini izliyoruz. Darbe mekaniği içinde devinim gösteren bir rejimin kendi yönetsel kodlarına uygun hareket ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Darbe mekaniği kavramı Sayın Öcalan’ın çözüm sürecinde dile getirdiği ve önemli bir uyarıyı barındıran ama bundan öte sistemin belki de en vurucu analizini ortaya kopyan kavramlardan biri. Sadece o dönemi değil, öncesi ve sonrasıyla Türkiye rejiminin örtük kodlarını ifade etmesi açısından da önemli bir başlık. Kaosun derinleştiği, bölgesel boyutta yayıldığı dönemlerde darbe mekaniğinin devreye gireceği dile getirilirken, bu mekanizmanın kalıcılaşmasına dair de önemli bir öngörü ortaya konuluyordu. Nitekim öyle oldu…

Türkiye 1960 ile başlayan bir darbeler tarihine sahip. Gerçi 1960 öncesini darbe mekaniği tezleriyle ele aldığımızda rejimin karakterinin bugün ile benzerlik gösterdiğini ileri sürebiliriz. 1960 sonrası yaşanan darbeler ve darbe girişimleri aslında rejime karşı değil, rejimin restorasyonuna yönelik olduğu çok açıktır. Bu süreç farklı yöntemlerle 2016 yılına kadar süregelmiştir diyebiliriz. 2016 sonrası ortaya çıkan durum mekaniğin süreklileşmiş haliyle karşılaşmamızı sağlar, tıpkı tek adam rejiminde olduğu gibi…

2016 Temmuz’unda başlayan OHAL süreci, sonrasında gelişen kayyum uygulamaları ve demokratik siyasete yönelik saldırı stratejisi mekaniğin süreklileşmesini sağlayan başlıca müdahaleler oldu. Bölgesel boyutta militaristleşmiş dış politika ve içeride sürdürülen güvenlikçi şiddet politikalarının farklı bir rejim koduyla sürdürülmesi zaten çok olanaklı gözükmüyordu. Kürt meselesinin demokratik çözümünün karşısında kurgulanan bu çözümsüzlük politikası aslında rejimin siyasi ve iktisadi yol haritasını tasvir etmekteydi.

Bugün cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak ayakta durmaya çalışan sistem aslında büyük sarsıntılar geçiriyor. Yeni anayasa tartışması bu sarsıntıların ortadan kaldırılmasına yönelik bir hamle olarak AKP tarafından dile getirilmekte. AKP ve küçük ortağı rejimin restorasyonunu sürdürmek adına her geçen gün darbe mekaniğine daha fazla sarılıyorlar.

Yasama ve yargıya olan müdahalelerin giderek artması, hatta söylemin Anayasa Mahkemesinin kapatılması boyutuna ulaşması, Meclisin Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesiyle bir kez daha temsiliyet krizinin odağı haline gelmesi, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması örnekleri aynı kurguda ısrar eden bir anlayışı bize gösteriyor. Otoriter şefçi bir anlayışla yola devam etme arzusu istisnai hukukun kalıcılaştırılması yönündeki müdahaleleri sürekli hale getirmekte.

Bu gidişatı sonlandırmak kuşkusuz demokratik çözümde, demokratik cumhuriyette ve demokratik toplumda ısrar eden bir mücadelenin örgütlenmesi ve kesintisiz sürdürülmesi ile mümkün olabilecektir. Demokrasi mücadelesinin faşizme karşı bir mücadele ile özdeş olduğunu unutmamamız gerekiyor. Seçim odaklı bir ittifak siyasetine sıkışıp kalmadan, 3. Yol’un stratejik önemini kavrayarak seçim süreçlerini ve o süreçlere özgü ittifakları bu strateji içinden ele alan, değerlendiren bir anlayışla darbe mekaniğini sonlandırabiliriz. Arabayı atların önüne koyarak yol alamayız…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.