Dayanışma yaşatır, devlet öldürür!
Forum Haberleri —

6 Şubat depremi/foto: MA
- 6 gündür basından görüldüğü gibi bu kötü yönetim sanatı neredeyse milyonlarca insanı çaresiz hale soktu. Oysa ki komünal ve kolektif emeğe dayalı bir yönetim ve yaşam tarzı geliştirilmiş olsaydı çok kısa bir sürede dayanışma kültürü dalga dalga bütün Türkiye ve Kurdistan’a anında yayılır, şu an enkazın altında kalan yüzbinlerce insanın hayatı kurtarılmış olurdu.
NEDİM SEVEN
6 Şubat sabahında Pazarcık merkezli gelişen ve toplamda 10 il, onlarca ilçe ve yüzlerce köyü kapsayan, bunun yanısıra Suriye, Mısır ve Irak coğrafyalarında da etkisi olan, Suriye’nin Hama ve Halep vilayetlerinde de büyük tahribatlara yol açan deprem felaketinde yaşamlarını yitiren yüzbinlerce Türk, Kürt ve Arap halklarının başı sağolsun.
Basından izlediğimiz ve geçmişteki Türkiye, Kurdistan depremlerinden anladığımız kadarıyla, bu konuda yetkin kesimlerin yaptığı değerlendirmelerden de anlaşılacağı gibi böylesi depremlerin geleceği önceden biliniyordu. Muhtemelen bu düzeyde bir felakete yol açacağı tahmin edilmese de jeolojik açıdan kırılgan olan fay hatlarının depremin olduğu coğrafyalarda bu sonuçlara yol açacağı ortadaydı. Hatta ’99 yılı Düzce depremi yakın tecrübe açısından yaşanılmış bir gerçeklikti. Yine İzmir ve Van depremlerinde de bir çok olası veriden yola çıkarak son altı gündür yaşanan depremin gelişeceği ön görülmekteydi.
Bütün bunlara rağmen özellikle Kurdistan ve Türkiye coğrafyasında on ili ve çevresini kapsayan depremin yol açtığı tahribatların nedenlerini doğru analiz etmek sonuçlarını doğru değerlendirmek, yine olası gelişebilecek yeni depremlere hazırlıklı olması açısından doğru tespitler yapmak oldukça önemlidir. Bu açıdan, bu kadar tahribata yol açan ana neden kötü yönetimin kendisidir. Türkiye son 22 yıldır AKP rejimi tarafından yönetiliyor. AKP rejimi, ideolojik-politik ve yaşamın diğer alanları açısından tamamen Türkiye ve Kurdistan’ın bütün değerlerini uluslararası hegemon ve sermaye güçlerine peşkeş çeken, bütün üretim alanlarını özelleştirme adı altında bir grup yandaş ve holdinge peşkeş çeken, tamamen tüketime dayalı bir toplum yaratan bir yönetim tarzı yürütmüştür. Bu yönetim tarzında Türkiye ve Bakur Kurdistan her şeyin yasaklandığı, sözün, siyasetin, sanat ve kültürün faşizme terk edildiği bir gerçekliği ortaya çıkarmıştır. Mevcut AKP-MHP iktidarı da milliyetçi-ırkçı-faşist politikalarla halkları adeta açık hapishanelere tıkamış, bütün toplum tecrit edilmiştir. Yürüttükleri ideoloji ve bunun siyaseti kaderciliği, özgüvenden yoksunluğunu, her türlü bağımlılığı sosyal ve siyasal açıdan geliştirmiş, adeta halklar bu iktidar tarafından kaderine terkedilmiştir.
Depremin bu kadar tahribat yaratmasının esas nedeni bu yönetim anlayışından kaynaklıdır. Bu yönetim ve iktidar sürecinde yandaşına kazandırmak adı altında şehirlerdeki her türlü yapılanma olması gereken şehirleşme politikalarına uygun değil de aykırı yapılmıştır. Ulaşım ve haberleşme hatlarından tutalım barınma yerlerine kadar tamamen çıkar ve rant amaçlı bir yapılanma gerçekliğini ortaya çıkarmıştır. Diğer önemli bir neden de, şavaş politikalarıdır. AKP-MHP iktidarı döneminde 'beka' adı altında nerede ise saldırmadığı coğrafya kalmamıştır. Eskinin klasik iç ve dış düşmanlar safsatasına dayanarak özellikle de son 7 yıldır uluslararası hukuk ve yasaları da çiğnercesine her türlü işgalci-faşist yönelimlerle Türkiye ve Bakur Kurdistan’ın maddi ve manevi değerlerinin tümünü savaşa yatırmıştır. Yıllık olarak Türkiye savaş bakanlığına ayrılan bütçe tek başına düşünüldüğünde sadece 10 ildeki depremzedelerin ihtiyaçlarını değil, daha fazlası kadar işçi-emekçinin de vergiler adı altında değeri sömürülmüştür. Esas olarak savaşa yatırılan bu kadar harcama doğru şehir yapılanmalarına ve halkın ihtiyaçlarına harcanmış olsaydı bu kayıpların onda biri yaşanmazdı. Maalesef Türk, Kürt, Arap ve coğrafyada yaşayan diğer etnik, dini toplulukların bütün gelirleri ülke bekası adı altında AKP-MHP faşizminin savaş politikalarına yatırılmıştır. Diğer bir neden de, kötü yönetimin ortaya çıkardığı bireyci- komünleşmeyen, kaderci ve hazırcı toplumun yaratılması gerçekliğidir. 6 gündür basından görüldüğü gibi bu kötü yönetim sanatı neredeyse milyonlarca insanı çaresiz hale soktu. Oysa ki komünal ve kolektif emeğe dayalı bir yönetim ve yaşam tarzı geliştirilmiş olsaydı çok kısa bir sürede dayanışma kültürü dalga dalga bütün Türkiye ve Kurdistan’a anında yayılır, şu an enkazın altında kalan yüzbinlerce insanın hayatı kurtarılmış olurdu.
Jeolojik açıdan düşünüldüğünde de karasal ve denizel depremler olarak iki bölümlenmede ele alabiliriz. Uzmanlarında dikkat çektiği, Marmara’dan Kurdistan’a doğru gelişebilecek muhtemel depremin etkisinin deniz derinlikli olacağı gerçeğini göz önüne aldığımızda çok daha fazla tahribatlara yol açacağını söyleyebiliriz. Özelikle de tsunami olasılığının düşünülmesi gerekiyor. Bir çok uzmanın uyarısının da dikkate alınarak bu yönlü muhtemel depremin gelişeceği coğrafyalarda hızla tedbirlere gitmek yaşamsal önemdedir. Deprem sonrası ortaya çıkan travmaların uzun yılları alacağı, bu konuda depremzedelere sosyal desteğin şimdiden planlanması ve ona göre sosyal merkezlerin kurulması halkların önündeki en temel görevdir.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın deprem konusundaki açıklamaları ve kendilerine bağlı güçlerin eylem yapmama çağrısı önemlidir. Yine bu konuda Halk Savunma Merkezi’nin şehirlerde ve metropollerde kendilerine bağlı her türlü birimin eylemlerini durdurması, kırsal alanlarda da TC devletinin saldırıları olmadıkça hiç bir şekilde eyleme geçilmemesi yönündeki çağrıları ahlaki ve politik açıdan oldukça anlamlı ve değerlidir. Halkların ve insanlık değerlerinin doğru sahiplenilmesi tutumu anlamında dayanışmanın seferberlik ruhu ile gerçekleşmesinin en kolaylaştırıcı tutumu olmaktadır.















