- Şimdiye kadar yapılan pratik doğru ve yeterli bir eleştiri ve öz eleştiriye tabi tutulamıyor. Yapılanlar, tamamen doğru ve yeterli görülüyor. ‘Ancak bu kadar olurdu’ mantığı hakim.
- Bu hususlar, yeniden yapılanma sürecinde olan DEM Parti açısından önemlidir. Yaşanan hata ve eksikleri görme ve onları öz eleştiri ile düzeltme erdemi mutlaka gösterilmelidir.
FUAT ALİ RIZA
Strateji, en genel ifade ile ‘amaca ulaştıran en kısa yol’ olarak tanımlanır. Taktik ise bu yolda atılan her adımdır. Dolayısıyla taktik, stratejiye bağlıdır ve stratejik başarıya hizmet eder. Strateji ise amaçla ve genel olarak düşünceyle ilişkilidir. Siyasette de askerlikte de bu genel ifadeler geçerlidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, daha da somutlaştırarak “Strateji düşünce, taktik ise uygulamadır” demiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi, 12 Eylül faşist-askeri rejimi karşısında Kürt ulusal kurtuluş stratejisini silahlı mücadele olarak değerlendirmiş ve kararlaştırmıştır, Çünkü 12 Eylül rejimi altında Kürt inkârı ve imhası zirve yapmıştır. Kürtlere savaşma dışında kendini ifade etmenin ve özgürlük mücadelesi yürütmenin başka bir yolu ve yöntemi bırakılmamıştır. Kürdistan’da her şey şiddetle ve kanla bastırılmıştır. Bunun içindir ki, 14 Temmuz 1982 günü Diyarbakır zindanında Ulusal Onur Direnişi'ni başlatırken Mehmet Hayri Durmuş, “Kürdistan’da özgürlük mücadelesi yürütmek isteyen herkes silahlı mücadeleyi esas almak zorundadır” demiştir.
15 Ağustos 1984 Gerilla Atılımı'yla yoğunluk kazanan silahlı mücadele, her türlü hatalı ve yetersiz uygulamalara rağmen Kürdistan’da 12 Eylül karanlığını kırmış, faşist-soykırımcı rejimin tek yönlü denetimini parçalamış, Kürt toplumunu eğitip örgütleyerek özgürlük direnişi içine çekmiş, 1990’ların başından itibaren zayıf da olsa demokratik siyasal mücadele yürütmenin önünü açmıştır. Kürdistan’da 1990’dan itibaren gelişen halk direnişi bunu ifade etmektedir.
Bilindiği gibi, önü gerilla direnişi temelinde açılan siyasi mücadele iki boyutta gelişmiştir. Biri kadınlar ve gençler öncülüğündeki halk serhildanları, diğeri ise HEP kuruluşu ile başlayan devlet endeksli siyaset olmuştur. Halkı bilinçlendirip örgütleyen serhildanlar, devlet endeksli siyaseti besleyip güçlendirirken, devlet endeksli siyaset de direnen halkı hukuken ve siyaseten korumaya çalışmıştır.
Aslında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 17 Mart 1993'te ilan ettiği ilk ateşkesle esas olarak silahlı mücadeleyi durdurup giderek bu stratejiyi sonlandırmak ve yerine gelişen bu iki boyutlu siyasi mücadele stratejisini geçirmek istemiştir. Bu çaba, bir provokasyon olduğu artık tamamen netleşmiş bulunan “33 asker olayı” ile sabote edilmiştir. Bu olayı bahane edip esas alan Demirel-Güreş-Çiller-Ağar yönetimi, hem her alanda askeri saldırıları yoğunlaştırmış ve hem de DEP’i kapatıp serhildanları şiddetle ezme sürecini geliştirmiştir. Bu nedenle yeni gelişmekte olan demokratik siyaset alanı adeta kör-topal yürür hale getirilmiştir.
Demokratik siyasal mücadele stratejisinin gelişiminde ikinci hamle, 2005'ten itibaren gelişen Demokratik Toplum Hareketi'dir. Bir yönüyle bilinçlenen ve örgütlenen topluma dayanan söz konusu hareket, diğer yönüyle de giderek kendisini partileştirmiştir. Gücünü en somut bir biçimde de 29 Mart 2009 yerel seçiminde göstermiştir. Demokratik siyasetin gelişiminin önü, bu sefer de AKP yönetimi tarafından kesilmiş, baskı sürece aralık ayında Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılmasına kadar götürülmüştür. Savaşın Haziran 2010'da yeniden öne çıkması bunun sonucunda olmuştur.
Kuşkusuz bu süreçteki üçüncü önemli hamle de HDK ve HDP projesidir. Bu proje, HDK ile demokratik toplumu örgütlemeyi, HDP ile de bu gücü devlet siyasetinde temsil etmeyi içermektedir. Yani HDP’nin ideolojisi ve gücü, HDK ile belirlenmektedir. Yine demokratik siyasal mücadele stratejisini ittifak halinde ve Türkiye genelinde geliştirmeyi öngörmektedir. Bilindiği gibi, bu proje de etkili olmuş ve demokratik siyaset alanında çok önemli gelişmelere imza atmıştır.
Elbette bu, uygulamada yaşanan önemli hataların var olduğu ve bunların derslerinin de çıkartılması gerektiği açıktır:
* Başlangıçta büyük ilgi duyulan ve önemli gücü olan HDK çalışmaları giderek zayıflatılmış ve neredeyse sıfır noktasına düşürülmüştür. Buna karşılık hep HDP büyümüş ve esas olmuştur. Peki bu ne demektir? Çok açık ki, demokratik siyasal mücadele stratejisini toplumdan kopartarak devlete endeksleme demektir. Yani demokratik siyasetin toplumcu boyutunu daraltmak, buna karşılık devletçi boyutunu büyütmek anlamına gelmektedir. Açık ki devletçi sisteme ve siyasete doğru kaymayı ifade etmektedir.
* Yine başlangıçta büyük heyecan yaratan Kürtlerin ve Türkiye toplumunun demokratik birikimini birleştirme eğilimi giderek zayıflamış, HDP’de toplanan demokratik siyaset temsili giderek kendini daha çok Kürdistan’a kaydırır ve Kürtlerle sınırlar hale gelmiştir. Hareket, kendini partiye indirgemiş, parti de kendini Kürtlerle sınırlamıştır. Bunların yaşanmasında Kürt dinamiğinin hazır ve hareketli olması büyük rol oynamıştır. Yani demokratik siyaset topluma gidip tüm emekçileri ve ezilenleri örgütleme çalışması yürütmek yerine hazırla yetinme kolaycılığına düşmüştür.
Şimdi Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde demokratik siyasal mücadele stratejisini esas alıp hayata geçirirken, Türkiye ve Kürdistan’da strateji değiştirip özgürlük ve demokrasi mücadelesini demokratik siyasal mücadele stratejisiyle yürütüp hareketi bu temelde yeniden yapılandırmaya çalışırken, kuşkusuz bu tarihsel sürecin derslerinden yararlanmak gerekli ve önemlidir. Yani hareketi Kürdistan’a çekerek Türkiye’den uzaklaştırma ve yine Kürtlerle sınırlayarak Türkiye toplumundan koparma eğilimlerine karşı dikkat etmek gerekir. Ayrıca demokratik siyaseti sadece devlet endeksli siyasete indirgeyen ve demokratik toplum çalışmasından kopartan eğilimlere karşı da dikkatli olmak lazımdır.
Göründüğü ve gözlendiği kadarıyla bu noktalarda sorunlar yaşanmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, geçmişin anlayışlarını ve alışkanlıklarını aşmak zor oluyor. Şimdiye kadar yapılan pratik doğru ve yeterli bir eleştiri ve öz eleştiriye tabi tutulamıyor ve sonuçta yapılanlar, tamamen doğru ve yeterli görülüyor. ‘Ancak bu kadar olurdu’ mantığı hakimiyetini sürdürüyor. Ciddi bir eleştiri ve öz eleştiri ile kendini değiştirip dönüştürmede ve yenilemede zayıflıklar yaşanıyor.
Oysa böyle olmamalı ve süreci doğru anlayıp gereklerini yerine getirebilmek için değişim ve yenilenme mutlaka yaşanmalıdır. Yeniden yapılanma süreci önce bu temeldeki zihniyet değişimi ve yenilenmesi ile ele alınmalı ve örgütsel değişiklikler bunu izlemelidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin doğru anlaşılması ve onun öngördüğü demokratik siyasal mücadele stratejisinin gereklerine göre kendini değiştirip yeniden yapılandırma ancak böyle gerçekleşir.
Kuşkusuz bu hususlar, kendini yeniden yapılandırma sürecinde olan DEM Parti açısından önemlidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu hareketin yeniden yapılandırılması üzerine çok önemli görüşler ortaya koymuştur. Hareketin sürecin ruhuna uygun olarak kendini değiştirip yeniden yapılandırmasının bu görüşleri esas almasına bağlı olduğu ortadadır. Yaşanan hata ve eksikleri görme ve onları öz eleştiri ile düzeltme erdemi mutlaka gösterilmelidir.
Görünen o ki; en büyük yanılgı, demokratik siyaseti sadece DEM Parti’ye indirgeme, onunla sınırlama ve böylece devletçi siyasete endeksleme biçiminde yaşanmaktadır. Demokratik komün temelinde demokratik toplum örgütlenmesinin, demokratik siyasal mücadele stratejisinin esası olduğu yeterince görülmemektedir. Bu temelde her alanda komün örgütleme çalışması yürütmek için seferber olunmamakta ya da bu yönelim çok zayıf olmaktadır. Özellikle de kendini devrimci, demokratik sosyalist olarak tanımlayanların bu durumda olması, gerçekten yanlış ve de yadırgatıcıdır.
Oysa günümüzün devrimcileri ve sosyalistleri her yönüyle komünar olmak durumundadır. Demokratik komüne dayalı demokratik toplum örgütlülüğü olmadan siyasetin güçlenmesi ve rol oynaması mümkün değildir. Dolayısıyla kendini devletçi siyasetle sınırlama yaklaşımları hatalıdır ve başarılı sonuç vermez. Bu alanda da başarı için toplumun derinliklerinde demokratik komün çalışması yürütmek esas ve belirleyicidir. O halde demokratik siyasal mücadele stratejisi doğru anlaşılmak, devlet endeksli siyasete gereğinden fazla rol atfetmek yerine, demokratik komün toplumunu örgütlemek için seferber olmak gerekir. Doğru devrimci ve sosyalist tutum kesinlikle budur.