• Birbirinin var olmasını koşullandıran iktidar ve devlet sistemi, aynı zamanda birbiriyle de sürekli düşmanlık ve savaş içinde olarak toplumları ve doğayı yok edici düzeyde sömürmektedir.
  • NATO toplantısı, mevcut sisteme karşı küresel çapta bir barış hareketi geliştirmenin ve barış mücadelesi yürütmenin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu bize göstermektedir.
  • Böyle bir barış ve demokrasi hareketi geliştirilebilir mi? Kuşkusuz geliştirilebilir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin anlayış ve tutumu, bunun mümkün olduğuna yönelik açık bir örnektir.

FUAT ALİ RIZA

Bizim kuşak kendini bildiği sırada Türkiye’de bir “Moskof” edebiyatı vardı. Gençlik ‘Moskof Düşmanlığı’ üzerinden eğitilmeye ve şekillendirilmeye çalışılıyordu. Giderek anladık ki bu düşmanlık ‘Moskova’ ile ‘Komünizmi’ içeriyor; ‘Rus Düşmanlığı’ ile ‘Komünizm Düşmanlığının’ birleşmesini ifade ediyor. Nitekim bu durum “Komünistler Moskova’ya” sloganı ile daha da belirginlik kazandı.

Zaman ilerledi ve insanlık 1990’lı yıllara merdiven dayayınca söz konusu düşmanlığı temsil eden ve sahipleri tarafından “Asla yıkılmaz” sanılan Sovyetler Birliği çöküp tarihe karıştı. Biz de artık söz konusu düşmanlık sona erdi sandık. Öyle ya, düşmanlık ideolojikti ve kendini ‘Komünist’ olarak tanımlayan Sovyetler Birliği yıkılınca da kapitalistler için söz konusu düşmanlık sona erecekti.

Aslında bir süre böyle bir şey gerçekleşiyor gibi de sanıldı. Sovyetler Birliği’nin yıkıntıları üzerinde şekillenen ‘Rusya Federasyonu’ ve diğer devletler ile ABD ve Avrupalı devletlerin ilişkileri normalleşmeye doğru gitti. Artık NATO’nun işlevini tamamladığı ve bu çerçevede kendi varlığını sona erdirmesi gerektiği tartışılmaya başlandı.

Söz konusu durum Türkiye’de daha da ileri boyutlar kazandı. ‘Türki Devletler'le artan ilişkileri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Rusya Federasyonu ile de iyi ilişkiler kurmaya yöneltti. Türkiye’deki ‘Rus düşmanlığı'nın yerini ‘Rus dostluğu' almaya başladı. Böylece karşıt görünen sistemler iç içe geçerek birleşik bir sistem haline geldi.

Bu durum, esas olarak son zamanlara kadar sürdü, ancak 7-8 Temmuz günlerinde Ankara’da yapılan şatafatlı NATO toplantısı, bu bildiklerimizi tekrar altüst etti. Bu toplantıda açıkça gördük ki, NATO kendini küçültmüyor ve de varlığının sonuna doğru gitmiyor. Tersine kendini daha da büyütmeye ve yaymaya çalışıyor, yerküreyi onlarca kez yok edecek düzeydeki silahlarını daha da çoğaltmayı ve geliştirmeyi esas alıyor. Düşmanlıkları sona erdirmiyor, tersine kendine yeni düşmanlar yaratıyor.

Söz konusu toplantının sonuçlarına bakıldığında bu gerçek açıkça görülecektir. Ankara’daki toplantıdan, daha fazla silahlanma ve yeni silahlar üretmeye daha çok yatırım yapma kararları çıkmıştır. Yazılan rakamlar, duyanlara dudak uçurtacak düzeydedir. 55 milyar dolarlık silahlanma bütçesinden söz edilmektedir. Rusya’ya karşı savaşması için Ukrayna’ya 70 küsur milyar yardım yapılacağı kararlaştırılmış.

Herhalde gerçek, bizim bu duyduklarımızdan ve bildiklerimizden daha da ötedir. Şimdi düşünelim, söz konusu para sömürüsüz olarak ekonomiye yatırılsa dünyada aç kalır mı? Söz konusu paranın bir kısmı eğitime yatırılsa dünyada eğitimsiz insan kalır mı? Söz konusu maddi güç sağlık, kültür gibi alanlara yatırılsa dünyada geri kalmışlıktan söz edilebilir mi? Bunların hiçbirinin yaşanmayacağı açıktır. İktidar ve devlet gerçeği işte budur ve bu gerçeklik tamamen insanlık ve toplum karşıtıdır.

Ankara’daki NATO toplantısı tamamen düşmanlıklar ve savaş üzerine kurulmuş bir NATO gerçeği ortaya çıkarmıştır. Tümüyle Rusya ve Çin’i hedefleyen, her şeyi bu devletlerle savaşa göre planlayan bir toplantı olmuştur. Açık ki ‘Savunma’ kavramı, bir hikâye ve aldatmacadır. Aslında her şey, saldırı üzerine şekillenmektedir. Zaten modern savaş teorisinde “En iyi savunma saldırıdır” denmektedir. Saldırı da başkasını yok etmeyi içerdiğine göre, ortaya ‘Sadece ben var olmalıyım’ bencilliği ve tekliği çıkmaktadır.

NATO’nun şatafatlı Ankara toplantısının sonuçları üzerinden iktidar, devlet sistemi ve NATO gerçeği üzerinde düşünmek son derece öğretici sonuçlar vermektedir. Aslında ortada ‘Devletler’ yoktur, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın belirttiği gibi sadece ‘Devlet’ vardır, çeşitli adlarla anılan devletler ise söz konusu tek devletin şubeleri olmaktadır.

Tek devletin şubeleri biçiminde olan bu devletlerin hepsi birbirine dayanarak var olmaktadır ama aynı zamanda da birbirine karşı düşmanlık besleyerek yaşamaktadır. Düşmanlık temelinde ve birbiriyle savaşarak var olmaktadırlar. Yani hem birbirine düşmanlar ve hem de varlıkları birbirine bağlıdır. İktidar ve devlet sistemi işte böyle bir sistemdir. Mevcut durumda hem NATO’nun varlığı, Rusya ve Çin’in varlığına bağlıdır ve hem de bunlarla düşmandır.

Ortada işte bu düzeyde çelişkili bir varlık ve sistem vardır. Birbirinin var olmasını koşullandıran iktidar ve devlet sistemi, aynı zamanda birbiriyle de sürekli düşmanlık ve savaş içinde olarak toplumları ve doğayı yok edici düzeyde sömürmektedir. İnsanlık böyle bir sömürücü çete sisteminin kıskacı içine alınmış durumdadır. Dikkat edilirse, bir tarafta düşmanlık biterse diğer tarafta doğmaktadır, bir yerde savaş sona ererse öbür yerde başlatılmaktadır. Yani iktidar ve devlet sistemi var oldukça düşmanlıkların ve savaşın sona ermesi ve barışa ulaşılması mümkün değildir. Bu durumda olsa olsa ancak ateşkes durumu söz konusu olabilir. Barış ise ancak iktidar ve devlet sisteminin aşılması temelinde gündeme gelip gerçekleşebilir.

İktidar ve devlet sisteminin söz konusu karakteri NATO’nun Ankara toplantısı ile adeta herkese açık bir biçimde gösterilmiştir. Söz konusu toplantıyla sermaye kulübü, halklara ve tüm ezilenlere adeta gözdağı vermeye çalışmıştır. Kendisinin nasıl hakim olduğunu ve kendinden başka bir şeyin olamayacağını göstermek istemiştir. İnsanlık savaşla tehdit edilmiştir. Zaten ABD Başkanı tarafından İran’a yönelik yeni saldırı emri, toplantı sırasında verilerek tüm NATO söz konusu savaşa ortak edilmiştir. Rusya ve Çin görüntüsü altında hedef yapılan ve tehdit edilen, aslında halklardır, kadınlar ve emekçilerdir, tüm ezilen ve sömürülen kesimlerdir.

Peki bu durum karşısında ne yapmak gerekir? Çok açık ki, her şeyden önce bu gerçeği iyi görmek ve doğru anlamak gerekir. Yine bu durumun bir kader veya zorunluluk olmadığını, tersine alternatif bir dünyanın mümkün olduğunu bilmek ve inanmak gerekir. Dahası bu yeni dünyayı yaratmak için güçleri birleştirmek ve yaratıcı yöntemlerle mücadele etmek gerekir. Mevcut baskı ve sömürü düzeninden kurtuluş, ancak böyle mümkündür. Gerçek barışa ve demokrasiye de ancak böyle ulaşılır.

Son Ankara toplantısı, NATO’da demokratik zihniyetin zerresinin bile olmadığını herkese göstermiştir. Kendinden başkasının var olma hakkını tanımamakta ve kendi varlığını başkalarının yok edilişinde görmektedir. Bu nedenle barışçı olması ve demokrasiyi geliştirmesi mümkün olamaz. Bu da mevcut sisteme karşı küresel çapta bir barış hareketi geliştirmenin ve barış mücadelesi yürütmenin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu bize göstermektedir. Mevcut devlet sistemine karşı demokratik sistem alternatifini geliştirmenin anlam ve önemini ortaya koymaktadır.

Peki böyle bir barış ve demokrasi hareketi geliştirilebilir mi? Kuşkusuz geliştirilebilir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin anlayış ve tutumu bunun mümkün olduğuna yönelik açık bir örnektir. 30 Apocu militan, 11 Temmuz 2025'te silahlarını yakarak, böyle bir hareket geliştirilebileceğini herkese göstermiştir. Devletçi sistemin düşmanlık ve savaş üzerine kurulu dünyasına karşılık, demokratik toplum sisteminin özgürlük ve barış üzerine kurulu dünyasını açıkça ilan etmiştir.

Bu noktada şunu da belirtelim ki; kendini sosyalist gören bazılarının iddia ettiği gibi, ‘Onun devleti kötü, benim devletim iyidir’ yaklaşımı da doğru değildir. Devlet devlettir, özü de biçimi de yaptığı da aynıdır, o da günümüzde BM’de ve NATO’da somutlaşmıştır, dolayısıyla iyi-kötü ayrımı yapılamaz. Önemli olan, günümüzde küresel hale gelip doğayı ve toplumsallığı tehdit eden bu küresel baskı ve sömürü çetesinden ayrışmak ve kendi demokratik toplum sistemini esas alıp onu geliştirmektir.