Mehmet Masum Süer’le fotoğrafçılığını ve günümüzde fotoğrafçılığın yaşadığı değişim ve dönüşümü konuştuk:

  • Fotoğraf, benim için inkar ve yok edilmeye çalışılan bir kimliği belgeleyip gelecek kuşaklara görsel olarak bırakma meselesidir. Hayatımın 20 yıllık bir bölümünde gazetecilik yaptım, haber yazdım. Ancak fotoğrafın anlatım ve etkileme gücünün yazıdan çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bence fotoğraf en etkileyici iletişim aracıdır.
  • Çektiğim fotoğraflara baktığımda tamamen kendimi, yaşamımı, halkımı ve ülkemi görüyorum. Bu ister Hevsel'in bir manzarası olsun, ister ülkemin herhangi bir yöresine ait bir giyim parçası, bir kofi olsun, ister coşku içinde bir oyunun sergilendiği bir halk oyunu fotoğrafım olsun, ister başı karlı ve sisli bir dağımızın bir fotoğrafı olsun... Hepsinde ben varım.

 

ARZELLA BEKTAŞ

Mehmet Masum Süer, ilk fotoğrafını, Kızıltepe'de yaşadığı günlerde 1971 yılında henüz 13 yaşında bir çocuk iken çekti. Bu ilk fotoğrafı anne, baba ve kız kardeşinin birlikte çekilmiş fotoğraflarıydı. O günden bugüne fotoğraf çekmeye devam etti ve bugün artık Mehmet Masum Süer, sadece Kürtler arasında değil uluslararası alanda tanınan bir fotoğrafçı. Bu başarısı ona bugüne kadar 32 uluslararası fotoğraf yarışmasında jüri üyeliği yapmasının da yolunu açtı. İkisi yurt dışında olmak üzere 12 kişisel sergi açtı. Mehmet Masum Süer’le fotoğrafçılığını ve günümüzde fotoğrafçılığın yaşadığı değişim ve dönüşümü konuştuk.

2010'da Batman'da Hasankeyf konulu sergiyi açan Süer, dönemin Belediye Eş Başkanı Gülistan Akel ile birlikte.

Hayatınızda öğretmenlik, gazetecilik ve fotoğrafçılık iç içe geçmiş durumda. Bugün geriye dönüp baktığınızda, hangisi sizi siz yapan asıl damar oldu? Yoksa hepsi aynı hikayenin farklı yüzleri mi?

Gazetecilik hayatıma 1974'te bir dergiye yazılar yazarak başladım. 1975-1982 yılları arasında bir haber ajansında muhabir ve redaktör olarak devam ettim. Ancak 1980 Eylül darbesinden sonra basında çalışma şartları ağırlaştı, resmi sansür uygulanmaya başladı. Basın, sıkıyönetim komutanlıklarının dağıttığı basın bültenlerinde verilen bilgilerin dışında haber yapamaz oldu. Böyle olunca çalışmanın bir anlamı kalmadı. 1981'de Diyarbakır'da “Olay” adlı haftalık bir gazeteyi yayınlamaya başladım. O zamanlarda "Apocular" olarak bilinen PKK hareketinin üyeleriyle ilgili olarak sıkıyönetim mahkemelerinde açılan ilk davaları ve duruşmalarını izliyor ve haber yapıyorduk. Sonra iki sayıyı dergiye dönüştürerek yayınladım. Ancak hem baskılar hem de ekonomik şartlar nedeniyle gazete ve derginin yayınına son vermek zorunda kaldım. Zaten, Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı 1. Şube Müdürlüğü (O zamanki adıyla Siyasi Şube) gazete yayını için izni, "İzni veriyoruz ama demokrasi memokrasiyi kesinlikle ağzına almayacaksın!.. Yoksa sen bilirsin!.." şartı ve tehdidiyle vermişti. Çocukluk hayalim gazeteci olmaktı. Bu hayalimi 1974 yılında, çok genç yaşta henüz lise son sınıftayken Ankara'da yayınlanan bir dergiye yazarak gerçekleştirmiştim. Eğitim Enstitüsünü okumuştum ama öğretmenlik yapmayı hiç düşünmemiştim. Bir yüksekokul diplomam olsun diye okumuştum. 1980'de mezun oldum. Sadece geçinmek ve ülke demokratik bir ortama ulaşıncaya kadar öğretmenlik yapmaya karar verdim. 1982'de öğretmenliğe başladım, uzun yıllar çalıştım. Ancak maalesef 1990'lar ve sonrasında da demokratik bir ortam oluşmadığı gibi bir de baskı, işkence, şiddet ve çatışmalar daha da artmıştı. Yani gazeteciliğe dönmemin şartları daha da ağırlaşmıştı. Yine de şartları zorlayarak 1986-1993 yılları arasında öğretmenliğin yanısıra yarım gün gazetecilik yapmaya başladım. Bu yıllarda Milliyet gazetesinin Diyarbakır bürosunda muhabir ama ağırlıklı olarak içeride redaktör olarak çalıştım. 1993'te Türk basınına da yönelik yeni konsept ve baskılar başladı. Yazdığımız haberlere müdahale ediliyor ve değiştiriliyordu, bazen yayınlanmıyordu. Bir kez daha, çalışmamın bir anlamı kalmamıştı. Bu nedenle Milliyet'ten de ayrılmak zorunda kaldım. Sonraki yıllarda Kürt kültürü, dili ve tarihi üzerine yaptığım bazı araştırmalar başta Özgür Gündem gazetesi olmak üzere bazı kaynaklarda takma bir isimle yayınlandı. 1990'ların sonlarında internet ortamında 'Kewar' adlı online bir derginin yayınına başladım. Dergide Kürt tarihi ile ilgili belge, bilgi, araştırmalar ve fotoğraflara yer veriyor, kendi araştırmalarımı da paylaşıyordum. Yani öğretmenlik yaptım ama gazetecilikten hiç kopamadım.

2022'de Uluslararası Bar Tur Fotoğraf yarışmasında ikincilik ödülünü kazanan ve Avrupa'da üç ülkede sergilenen Yaslı Roboski Anneleri fotoğrafı

Kürt bir fotoğrafçı olarak üretmek sizin için sadece bir kimlik meselesi mi, yoksa aynı zamanda bir hafıza tutma ve görünür kılma çabası mı?

Belgesel fotoğrafçılığımın başlangıcı 1996'da Hasankeyf'te yaptığım çekimler oldu. Ardından Diyarbakır, Van ve Mardin'de sonraki yıllarda da Urfa ve Adıyaman'da tarihi eser, alan ve kentleri belgelemeye başladım. Bu çekimleri yaparken tarihi eserlerle birlikte Kürt kültürünün giyim kuşam, günlük yaşamda kullandığı araç ve eşyalar gibi bazı değerlerinin de hem asimilasyon hem de teknolojik gelişmeler nedeniyle zamanla ortadan kalktığını düşünerek bunları da belgelemeye başladım. Yani bir yandan tarihi eser ve yapılar diğer yandan da Kürt kültürü, sanatı ve yaşamı ve politik etkinlikler ile dört parçadan Kürt ünlülerin portrelerini de çekerek belgelemeye başladım. Fotoğrafçılığım son 20 yılda zaman geçtikçe belgenin ötesinde sanatsal fotoğrafa da yöneldi. Fotoğraf, benim için inkar ve yok edilmeye çalışılan bir kimliği belgeleyip gelecek kuşaklara görsel olarak bırakma meselesidir. Hayatımın 20 yıllık bir bölümünde gazetecilik yaptım, haber yazdım. Ancak fotoğrafın anlatım ve etkileme gücünün yazıdan çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bence fotoğraf en etkileyici iletişim aracıdır. Son üç yıldır uluslararası bir fotoğraf ajansının foto muhabirliğini de yapıyorum. Böylece fotoğraflarımın bir bölümünü dünya medyasıyla da paylaşıyorum. Fotoğraf benim için duygularımı, düşüncelerimi, beklentilerimi yani kendimi ifade etmenin bir aracıdır. 

Urfa'nın Viranşehir ilçesinde 2013 yılında açtığı Kürt Ünlüleri Portreleri sergisinden

Çektiğiniz portrelerde özellikle Kürt sanatçılara yöneliyorsunuz. Bu bir arşiv oluşturma isteği mi, yoksa zamanla kaybolabileceğini düşündüğünüz bir kültürel alanı, kayıt altına alma ihtiyacı mı?

Evet, önce dört parçadan Kürt sanatçıların portrelerini çektim. Ancak son yıllarda yaşamın her alanında Kürt ünlülerinin portrelerini de çekiyorum. Portrelerini çektiğim ünlü sayısı 250'ye yaklaştı. Çocukluğumda Erivan ve Bağdat Radyosu gibi radyolarda Kürtçe şarkıları dinlerken, söyleyen sanatçıların yüzlerini hep hayal ederek dinliyordum. Bu beni çok etkiliyordu. Çünkü bu sanatçıların görebileceğimiz bir fotoğrafları yoktu. Sadece seslerini duyuyorduk. Bu duygu bende bilinçaltına yerleşmiş ki sanatçıların portrelerin çekmeye başladım.

Egîdê Cimo'nun 2010'da Van'da çektiği portresi, Süer'in Kürt ünlüleri koleksiyonunun ilk fotoğrafı oldu

Çocukken çok hayal ettiğim Egîdê Cimo'nun portresini 40 yıl sonra çekerek bir hayalimi gerçekleştirmiştim. Bu çektiğim ilk sanatçı portresi oldu. Sonraki yıllarda ulaşabildiğim sanatçıların portrelerini çekmeye başladım. Bu çekimleri daha önce belirttiğim gibi gelecek nesillere bırakmak için yapıyorum.

Mehmet Masum Süer kimdir?

1957 yılında Mardin'in Savur ilçesinin Avîna (Sürgücü) köyünde doğdu. 1980'de Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezun oldu. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde lisansını tamamladı. 1974'te Ankara'da yayınlanan aylık Başkent dergisine yazılar yazarak gazeteciliğe başladı. 1993 yılına kadar Tercüman gazetesi, Akdeniz Haber Ajansı, Türk Haberler Ajansı, Ortadoğu Haber Ajansı, Ekspres gazetesi, Siyah-Beyaz gazetesi ve Milliyet gazetesi ile Milliyet Haber Ajansı'nda muhabir, temsilci, yazar, redaktör ve editör olarak çalıştı.

2017'de Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu'nca (FIAP) önce "sanatçı" (AFIAP) olarak 2018'de de "mükemmel sanatçı" (EFIAP) unvan ve diplomaları ile ödüllendirildi. Uluslararası fotoğraf kurumlarının verdiği 42 unvan ve diplomaya sahip. Uluslararası yarışmalardan 45'i madalya olmak üzere çok sayıda çeşitli ödüller kazandı.

Uluslararası Kürt fotoğrafçısı Süer, ayrıca 2023'ten beri uluslararası fotoğraf ajansı SO-PA Images'in (Asya Foto Muhabirleri Birliği Fotoğraf Ajansı) foto muhabiri olarak çalışıyor.

Amed, Hewlêr ve Silêmanî’de açtığınız sergilerde, coğrafyanın ruhunun fotoğrafa sinmesi sizce kaçınılmaz mı, yoksa fotoğrafçı o ruhu yeniden mi kurar?

Benim gibi çalışan fotoğrafçıların fotoğrafları, onların kişiliği, yaşadıkları, hayalleri, düşünceleri, inançları, umutları ve beklentilerinin bir yansımasıdır. Yani belirttiğiniz gibi ruhun fotoğrafa sinmesidir. Bu durumu ironik bir yaklaşımla, "Fotoğraflarımı Kürtçe çekiyorum" diyerek ifade ediyorum. Çektiğim fotoğraflara baktığımda tamamen kendimi, yaşamımı, halkımı ve ülkemi görüyorum. Bu ister Hevsel'in bir manzarası olsun, ister Hevsel'de açan bir çiçek veya burada yaşayan herhangi bir hayvan olsun, ister ülkemin herhangi bir yöresine ait bir giyim parçası, bir kofi olsun, ister Yelda Abbasi'nin, Diyarbakır surları üzerinde çektiğim, Horasan yöresine ait rüya gibi giysileri içindeki bir portresi olsun. İster coşku içinde bir oyunun sergilendiği bir halk oyunu fotoğrafım olsun, ister başı karlı ve sisli bir dağımızın bir fotoğrafı olsun... Hepsinde ben varım... Ve çektiğim fotoğraflar, aynı zamanda kaybolmaya yüz tutan ulusal değerlerimizi, zamanın elinden görsel olarak kurtarma ve saklama çabasıdır.

Jina Mahsa Amini protestosu, Diyarbakır, 2024

Analogdan dijitale geçişi yaşayan biri olarak, sizce fotoğrafın ruhu değişti mi, yoksa değişen sadece üretim hızı ve tüketim biçimi mi?

Bence fotoğrafın ruhu da değişti üretim ve tüketim hızı da değişerek arttı. Analog zamanında fotoğraf çekenlerin sayısı daha azdı ve fotoğrafın bir ağırlığı, değeri vardı. Ancak bugün dijital olanaklar sayesinde hem fotoğraf makineleri hem sinema kameraları yaygınlaştı. Buna fotoğraf çekiminin çok geliştirildiği cep telefonları da eklenince hemen herkes fotoğraf çeker oldu. Bu da fotoğraf çekimine bir yandan büyük kolaylıklar sağlarken diğer yandan da gerçek fotoğrafın bu kalabalıkta kaybolmasına ve değerinin düşmesine yol açtı. Çok yaygınlaşan sosyal medyadaki fotoğraf paylaşımlarıyla bence maalesef hiçbir sanatsal ve görsel değeri olmayan ve Photoshop gibi programlarla allanıp pullanan hatta fırçayla sıvanmış gibi fotoğraflar, sıradan izleyicilerin büyük bir bölümünün beğenisini kazanabiliyor. Ve bu fotoğraflar maalesef kitlelerin "estetik" ve "güzellik" gibi algılarını olumsuz yönde oluşturarak etkiliyor. Böyle olunca sosyal medyada gerçek fotoğraflar gölgede kalıyor. Son dönemlerde üzülerek izliyorum, Türkiye'de bazı değerli fotoğraf ustaları da sırf beğeni kazanmak ve popüler olmak için bu tür fotoğraflar üretip paylaşmaya başladı.

İdil'in Kivêx köyündeki Êzîdî Çarşema Sor (Kırmızı Çarşamba) bayramı kutlamasından, 2025

Bugün herkesin görüntü ürettiği bir çağda, sizce bir fotoğrafı kalıcı kılan şey nedir; teknik mi, hikaye mi yoksa fotoğrafçının durduğu yer mi?

Bence tabii ki hikaye yani anlatmak istediğiniz konu başta geliyor. Tek başına hikaye, bir fotoğrafı diğerlerinden farklı ve kalıcı kılıyor. Bir manzara, bir hayvan, bir sokak, bir insan, bir kent, bir etkinlik, bir olay veya bir dağın fotoğrafının ancak öyküsü varsa o öyküsüyle kalıcı olur. Yoksa sıradan benzerlerinden bir farkı olmaz, kısa zamanda unutulur, gider. Hikaye, belgesel yönü ağır basan fotoğraflarda daha da önem kazanıyor. Tabii ki hikayenin yanısıra çekim tekniği ve şartlar elverdiğince estetik de önemlidir. Ama bence her belgesel fotoğrafta tam bir teknik özellikler ve estetik aranamaz. Çünkü özellikle belgesel niteliğindeki anlık çekimlerde, teknik ve estetik kurallara uyarak çekim yapmanın şartları oluşmayabilir. İşte bu tür fotoğraflarda geriye sadece hikaye kalıyor. 

Barış için Özgürlük mitingi, 2025, Diyarbakır

Son olarak bugün genç bir Kürt fotoğrafçı size “nereden başlamalıyım” diye sorsa, ona ilk olarak ne söylersiniz?

Genç fotoğrafçılara diyebileceğim kendilerini hem teorik hem de pratik olarak yetiştirip çok çekim yapmalarıdır. Dünyada fotoğraf alanındaki gelişmeleri izlemeleri de çok önemlidir. Ben de öyle yaptım. İnternet yaygınlaşmadan önceki zamanlarda fotoğrafçılıkla ilgili kitap, dergi ve yayınların çoğunu alır, Türk ve dünya fotoğrafçılarının eserlerini ve çalışmalarını izler, teorik olarak bilgilenmeye çalışırdım. Ve çok fazla fotoğraf çekip denerdim, bu yeni başlayanlar için önemlidir. İnternetin yaygınlaştığı bu zamanda her türlü bilgi ve belgeye ulaşmak artık daha kolay oldu. Fotoğrafçılıkla ilgili olarak yayın yapan çok sayıda dijital ortam var. İzleyip kendilerini geliştirmelerini öneririm. Belli bir düzeye ulaştıktan sonra kendi alanlarında tanınmış özellikle yabancı fotoğrafçıların eserlerini ve çalışmalarını izlemelerini öneriyorum. Bu kendilerine çok şey kazandıracaktır. Ben de onları izliyor ve her gördüğüm yeni bir fotoğrafta mutlaka yeni bir şeyler öğreniyorum. Çekim teknikleri ve estetik konusunda belli bir düzeye ulaştıktan sonra ilgi alanlarına göre artık hangi alanda veya hangi dalda fotoğraf çekip kendini geliştirmek istiyorsa o yöne yönelmeli ve yoğunlaşmalı.

Amed Film Festivali açılış töreninden, Diyarbakır, 2026

Belgesel fotoğrafçılıkta kültürel veya tarihi altyapı ve bilgi birikimi önemlidir. Fotoğrafçı çekmek istediği konuyla ilgili mutlaka geniş bir bilgiye sahip olmalı. Örneğin Kürt kültürünü belgelemeyi düşünüyorsa, önce Kürt kültürü ve tarihi ile ilgili bir araştırma yapmalı ve öğrenmeli. Ve en önemlisi duyarak, hissederek çekmelidir. Bizim yaşımızdakiler bu kültürü ve bilgileri, çocukluğumuzdan itibaren büyüklerimizden, yaşadığımız ortamdan ve çevremizden birinci elden aldı. Ancak maalesef yeni neslin önemli bir bölümü, asimilasyon ve değişen çevre şartları nedeniyle bizim büyüdüğümüz gibi büyümüyor. Bu anlamda bizim kuşağımızın daha şanslı olduğunu düşünüyorum.