Direnişin dört annelik hikayesi

Sara AKTAŞ yazdı —

15 Mayıs 2020 Cuma - 12:54

Erkek egemen iktidarların zulüm geleneği dünyanın dört bir tarafında sürerken, annelerin bitmeyen direniş hikayelerine her gün yeni isimler ekleniyor. Arjantin’deki Plaza de Mayo annelerinden Türkiye’deki Cumartesi ve Barış Annelerine kadar dünyanın her yerinde anneler, söz konusu çocukları ve onurları olunca baştan aşağı direnç ve irade kesiliyorlar. İşte bitmeyen direnişlerin sayısız örneğine bir de Kürt annelerinin hikayelerinde rastlıyoruz.

Bu annelerden biri olan ve Doğu Kürdistan Kürtleri tarafından “Dayê” yani “ana” olarak anılan Mîna Hanım, 1908 yılında doğar. Eşi Qadi Muhammed ile birlikte ömrünü Kürt halkının mücadelesine adayan Mina Hanım, Mahabad Kürt Cumhuriyeti yönetimi içinde aktif olarak çalışmış, 1945’de ‘Kürdistan Kadın Birliği’ni kurmuş ve başkanlığını yapmıştır. Ömrünün son anlarına kadar direniş tutumundan asla sapmayan, bu nedenle hem Şah Pehlevi rejimi hem de İslam Cumhuriyetinin hedefi olan Mina Hanım, 1986 yılında 70 yaşındayken tutuklanmış, ağır işkencelerden geçmiş ve bir yıl zindanda kalmıştır. Kızı İffet 1988 yılında İsveç’te öldürülmüş ve kendiside 1998’de Mahabad’da yaşamını yitirinceye dek tüm ailesi gibi onurlu tutumundan asla vazgeçmemiştir.

Kuzey Kürdistan’da 1927 yılında başlayan Ağrı Ayaklanmasına katılan Gülnaz Hanım, Kürt kadın tarihine mağrur ve bükülmeyen onurlu duruşu ile ismini yazdırmıştır. Ağrı isyanının hazırlık süreçlerine aktif olarak katılan Gülnaz Hanım, direniş sırasında tutuklanır. Ağır işkencelere rağmen, Kürdistan’ın bağımsızlığı için ölene dek mücadele edeceğini söyleyen Gülnaz Hanım, Muş Cezaevine konulur. İsyan bastırılırken katliamlar ve sürgünler yaşanır. Gülnaz Hanım’ın kardeşi İzzet Bey ve oğlu Sıddık Bey, çatışma sırasında başları kesilerek öldürülür. Kesik başlarının, teşhisi için Muş cezaevinden çağırtılan Gülnaz Hanım’ın yanında bulunan Nuri Dersimî, Gülnaz Hanım’ın kardeşinin ve oğlunun kesik başlarıyla karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “İlk önce İzzet Bey’in kesik başı önünde eğildi ve kardeşinin kahramanlıklarını yüksek bir sesle saydı. Ondan sonra oğlu Sıddık Bey’in kesik başına elini uzattı, gözlerini okşadı ve yüksek sesle, ‘Bu benim tosunumdur, buna ben bugün için süt verdim. Eğer Kürdistan davası uğruna bu suretle ölümünü görmeseydim, sütümü kendisine haram ederdim’ dedi…”

Başûrlu (Güney Kürdistan) Nesrin Omer Reşîd, 1971’de Pêciwên’de doğar. Eşi Adil Elî ile birlikte Saddam rejiminin zulmüne karşı direnir ve tutuklanır. Bu sırada bir kız annesi olan Nesrin Ömer Reşîd, Saddam liderliğindeki BAAS rejiminin Süleymaniye’deki işkence merkezi olan Emne Süreke’de (Kızıl Emniyet) ağır işkencelerden geçirilir, baş eğmeyen bir duruş sergiler. Emne Süreke’ye girenlerin sağ çıkmayacağını, sağ çıkanların ise ağır yaralar alarak çıktığını önceden duymuşsa da kendisi deneyimleyerek bir kez daha öğrenir. Nesrin Ömer Reşîd, gördüğü ağır işkencelerden dolayı iki yıl sonra yani 1993’te sağ gözünü, 1995’te de sol gözünü kaybeder, ancak onurunu ve umudunu yitirmez ve şöyle der; “Kişi olarak çok güçlü durdum. Gözlerimi, okumayı, işimi, her şeyi kaybetmeme rağmen direnmeyi bırakmadım. Direnerek yaşamayı öğrendim.”

Direngen ve onurlu duruşundan taviz vermeyen Kürt annelerinden bir diğeri ise Rojava’dan. Derikli Suad Muhammed iki kızının katledilmesine tanık oluyor, ancak bu vahşete kızlarının direnişini sahiplenerek cevap veriyor. Kızlarından Zozan, 24 Ekim 1998’de Türk askerleri tarafından işkenceyle katledilerek, bir aracın arkasına bağlanır ve bedeni teşhir edilir. Diğer kızı olan Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hewrîn Xelef ise Rojava’ya yönelik 9 Ekim’de başlatılan Barış Pınarı Harekatı’nın 4’üncü gününde aracı çeteler tarafından durdurularak katledilir. Ülkesine, halkına ve kızlarının ideallerine olan inancını yitirmeyen Suad ana şunları söyler: “Bu saldırılar Hevrîn’im şahsında, öncülüğünü yaptığı mücadelesine dönüktür. Herkes bilsin ki ben annesi olarak onun mücadelesini yürüteceğim…”

Ne yazık ki anneler bağlamında, Berfo, Taybet ve en son Halise ana şahsında da faşizmin tarihinin, acımasızlık tarihi olduğunu yakın zamanda sık sık deneyimledik. Bu anneler kimi zaman çocuklarının kemiklerinin peşine düştü, kimi zaman çocuklarının parçalanmış bedenini poşetler içinde aldı, kimi zaman ise kendi bedenleri vahşete maruz kaldı. Ancak asla mağrur ve vakur duruşlarından taviz vermediler. Bu annelerin yaşadığı tarifsiz acılar belleklerimize kazınırken, aynı annelerin inanılmaz direnişine ve dirayetine tanık olduk. Geçen hafta kutlanan anneler günü vesilesiyle; direnişleri, onurları ve inanılmaz dirayetleri için tüm annelerin, anneler günü kutluyor, önlerinde saygıyla minnetle eğiliyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.