Doğu Akdeniz'de Türk-Alman ittifakı

Toplum/Yaşam Haberleri —

21 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • Almanya ve Türkiye biri 83, diğeri 82 milyonluk nüfusu ile iki koca ülke. Bu sebeple de enerji açlığı içindeler ama ikisi de doğalgaz ya da petrol rezervine sahip değil ve enerji taleplerini karşılamak için tamamen dış kaynaklara bağımlılar. Alman-Türk ittifakı yüzlerce yıldır bu nedenle güçlü oldu hep.

PAUL ANTONOPOULOS

Avrupa Birliği, Alexander Lukashenko’nun yeniden başkan seçilmesini kınamak ve Belarus'a karşı bir yaptırım paketi hazırlamak için harekete geçmekte hiç gecikmezken, AB üyesi Yunanistan ve Kıbrıs'a yönelik Türk saldırganlığına karşı umursamazlık ve Türklerin sırtını sıvazlama tutumu devam ediyor. Birçok kişi, AB üyesi olmayan Belarus'u kınama konusunda böylesine kolay harekete geçen bloğun, Türkiye yıllardır Kıbrıs sularını ihlal ettikten ve Yunanistan'la savaşın eşiğine geldikten sonra bile, AB üyesi olmayan bir başka ülkenin kendi üyelerine karşı düşmanlığına neden böylesine umursamaz kaldığını merak ediyor.

Dördüncü Reich'ın yükselişi

AB halihazırda Yunanistan'da Almanya'nın “Dördüncü Reich'ı” olarak kendine ün yapmış durumda. Avrupa'nın dört bir yanındaki AB kuşkucuları tarafından kullanılan aynı söylem bu. Tanınmış tarihçi ve gazeteci Simon Heffer, Daily Mail'e birçok Avrupalının önceki yıllarda ekonomik kriz sırasında ne hissettiklerini şöyle yazmıştı:

“Avrupa'nın Almanlar tarafından el altından ekonomik sömürgeleştirilmesine tanıklık ediyoruz. Eskiden bir Avrupa milletinin hükümetini devirmek için işgalci bir askeri güç gerekirdi. Bugün ise, bu iş salt ekonomik baskı ile yapılabiliyor.” Heffer, politikaları “Avrupa'yı fiilen bir Alman imparatorluğuna dönüştüreceğinden,” “Dördüncü Reich'ın yükselişinin” Almanya'nın “Avrupa'yı fethetmek için finansal krizi kullanmasından” kaynaklandığı söyleyerek devam ediyor.

Alman-Türk ittifakı

Almanya ve Türkiye biri 83, diğeri 82 milyonluk nüfusu ile iki koca ülke. Bu sebeple de enerji açlığı içindeler ama ikisi de doğalgaz ya da petrol rezervine sahip değil ve enerji taleplerini karşılamak için tamamen dış kaynaklara bağımlılar. Alman-Türk ittifakı yüzlerce yıldır bu nedenle güçlü oldu hep.

Almanlar finanse etti, silahlandırdı ve eğitti

Avrupa'nın 1800'lerde sanayileşmesiyle birlikte, Alman Konfederasyonu ve Avusturya-Macaristan imparatorluğu kendilerini Britanya ve Fransa'nın arkasında kalmış buldular çünkü onlar gibi sömürgeleri yoktu. Bunun yerine, ucuz kaynak gereksinimlerini, o dönem Balkanlarda, Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da halen geniş topraklar üzerinde hüküm sürmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'ndan karşılıyorlardı. Koca Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile doğrudan sınıra sahipti, yani Alman devletleri ile Ortadoğu'nun zenginlikleri arasında Rusya, Britanya ve Fransa olmaksızın engelsiz bir yol buluyordu.

Ancak Yunanistan'ın Rus, Britanya ve Fransız yardımı ile 1822'de Osmanlı İmparatorluğu'ndan bağımsızlığa kavuşması (ki Osmanlı'dan bağımsızlık kazanan ilk ülkedir) ve Helen Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte bu durum değişti. Almanların finanse ettiği, silahlandırdığı ve eğittiği Osmanlıların gücü, Yunanistan'ın bağımsızlığını engellemeye yetmedi ve böylelikle de Almanların Osmanlı kaynaklarına erişimi tehlikeye girdi. Takip eden yüzyıl boyunca ise, Sırplar ile Bulgarların da iki imparatorluk arasında Rus/Britanya yanlısı devletçikler kuracak şekilde Osmanlı'dan bağımsızlık kazanmasıyla birlikte, Almanların Osmanlı kaynaklarına erişimi tamamen kesildi.

 

Nazi Almanya'sı ile anlaşma

Ancak Alman-Türk ittifakı, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra da 1923'te Osmanlı İmparatorluğu'nun yerini alan Türk Cumhuriyeti'nin kurulması ile birlikte devam edecekti. Hatta bu ittifak, Türkiye'nin 18 Haziran 1941'de bir Dostluk Anlaşması imzaladığı Nazi Almanya'sı ile bile devam edecekti. Savaştan sonra, milyonlarca Türk işgücü boşluğunu doldurmak için Batı Almanya'ya göç etti ve bugün nüfusun %5'ini oluşturuyor. Bu, Alman siyasetini ve kamuoyu gündemini etkileyebilecek bir oran.

Almanya enerji merkezi olacak

Almanya'nın bugün ikisi de AB üyesi olan Yunanistan ve Kıbrıs'a yönelik saldırganlığına rağmen Türkiye'nin gönlünü sürekli hoş tutmaya çalışmasının arkasında böyle uzun bir tarih var. Kuzey Akımı 2 projesinin CEO'su Matthias Warnig'in bizzat ifade ettiği gibi, “Rusya'nın kuzeyindeki dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerini Avrupa'daki tüketicilere” götürecek boru hattı tamamlandığında, Almanya Avrupa'nın ana enerji merkezi haline gelecek. Almanya, bu projenin tamamlanması halinde yaptırımlarla tehdit eden ABD'yi de dinlemiyor.

Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Moskova'ya yaptığı yakın tarihli çalışma ziyareti sırasında Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ile düzenledikleri ortak basın toplantısında, “partnerler arasındaki yaptırımlar, elbette yanlış yöntemdir. Nihayetinde, enerjimizi nereden aldığımız egemenliğimiz çerçevesinde bizim kararımızdır. Hiçbir ülkenin Avrupa'nın enerji politikasını tehditlerle belirleme hakkı yoktur. Bu başarısız olmaya mahkumdur” şeklinde konuştu.

Almanya çatışma mı istiyor?

Türkiye'nin Yunanistan ve Kıbrıs'a yönelik saldırganlığını AB'nin kınamasını veto ederek, Almanya Türkiye'yi Yunanistan'la bir çatışmaya yönlendirmektedir. ABD'nin taraftar olduğu İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki EastMed boru hattı projesine son vereceği ve Almanya'nın Avrupa'nın tek enerji dağıtım merkezi olmasını sağlayacağı için böyle bir çatışma Almanların işine yarayacaktır.

Enerji açı Türklere gelirsek, Yunanistan ve Kıbrıs'a yönelik provokatif saldırıları ile iki şeyi amaçlıyorlar: 1) bir askeri çatışma çıkarmak ya da 2) Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'deki doğalgaz ve petrol zengini yataklara erişebilmek için Yunanları ve Kıbrıslıları, kıta sahanlığı haklarının bir kısmını kendisine teslim etmeye zorlamak. Almanya'nın Türkiye'nin gönlünü hoş tutma politikası, kendi enerji çıkarlarını teminat altına alması açısından iki ülke için de karşılıklı olarak fayda sağlayan bir tutumdur.

Rusya farketti

Aslında, Washington ve Berlin'in Yunanistan ve Türkiye arasında savaş tehditlerini yatıştırmak gibi bir dertlerinin olmaması Rusya tarafından da fark edilmiştir ve Moskova, Atina ve Ankara böyle bir davette bulunursa krize aracılık etmeyi teklif etmiştir. Ancak iki taraf da Rus teklifine olumlu yanıt vermemiştir. Türkiye, açıktan destek alamasa da en azından suskunluğu ve kayıtsız kalması ile Almanya'nın örtülü desteğini alarak taleplerini tek başına savunma pozisyonunda kalmaya devam etmektedir. Yunanistan ve Kıbrıs ise, çıkarlarını korumaları için Fransa ve diğer bölgesel devletlere güvenmektedir. Her şekilde, Berlin'in AB üyesi kardeş ülkelerini birlik üyesi olmayan devletlerin düşmanlığına karşı desteklememe konusundaki ısrarı, kendi çıkarlarına zarar gelmemesi amaçlıdır. Bu, Almanya açısından, AB'nin kıtanın çoğunluğunu kontrol etmek için şiddet dışı bir mekanizma olduğunu ve gerçek Avrupa dayanışmasının var olmadığını göstermektedir.

Çeviri:Serap Güneş

Kaynak: greekcitytimes.com

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.