• Suruç Katliamı'ndan yaralı olarak kurtulan Efe Çatalbaş, "Suruç için adalet, herkes için adalet. Vicdanı olan herkesi bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum. Çünkü Suruç'un hesabı sorulmadan hiçbirimiz için gerçek adalet sağlanmış olmayacak" diye vurguluyor.
  • Adalet mücadelesinin yalnızca geçmişin hesabını sormak için değil, yeni katliamların önüne geçebilmek için de sürdürüldüğünü söyleyen Merve Nur İşleyici, "11 yıl önce olduğu gibi bugün de Suruç'un izindeyiz. 33'lerin anısını ve düşlerini yaşatmaya devam edeceğiz" diyor. 

 

ERDOĞAN ALAYUMAT

Suruç Katliamı'nın üzerinden 11 yıl geçti. Urfa'nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015'te, Kobanê'ye geçerek yeniden inşa çalışmalarına katılmak isteyen gençler, Amara Kültür Merkezi bahçesinde basın açıklaması yapmak üzere bir araya geldi. Ancak DAİŞ'in düzenlediği canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirdi, 100'den fazla kişi yaralandı. Yakın tarihin en ağır katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Suruç Katliamı'ndan yaralı olarak kurtulan Merve Nur İşleyici ve Efe Çatalbaş ile görüştük. İkisi de saldırıdan sağ kurtulmalarına rağmen, sonrasında farklı tarihlerde tutuklanarak yıllarca cezaevinde kaldı. Kendi ifadeleriyle, "neden ölmediniz" dercesine cezalandırıldılar. Suruç anmalarını, dava duruşmalarını ve ailelerin adalet mücadelesini çoğu zaman demir parmaklıkların ardından izlemek zorunda kaldılar.

Efe Çatalbaş

Gezi'den Kobanê'ye uzanan yol

Efe Çatalbaş, 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü'nde öğrenciydi. Gezi Direnişi'nin yarattığı toplumsal atmosfer içinde siyasal mücadelenin parçası olan Çatalbaş'ın yolu, kısa süre sonra Kobanê ile kesişti. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun (SGDF) "Beraber Savunduk, Beraber İnşa Edeceğiz" kampanyasının afişini üniversitede gördüğünde, Kobanê'nin yeniden inşası için yola çıkmaya karar verdi. Gezi Direnişi ile Rojava Devrimi arasında güçlü bir bağ kurduğunu belirten Çatalbaş, Kobanê'ye gitme kararını şu sözlerle anlatıyor: "Gezi'de gördüğümüz dayanışmanın Rojava'da yaşam bulduğunu hissediyordum. Bir savaş vardı ama aynı zamanda yeni bir yaşam kuruluyordu. Ben de elimden ne geliyorsa o yeniden inşa sürecinin bir parçası olmak istedim. 21'inci yüzyılın ilk devrimine tanıklık etmek istiyordum."

Kampanyaya katılanların çok farklı toplumsal kesimlerden geldiğini söyleyen Çatalbaş, Suruç'a giden otobüsü bugün hâlâ tek bir cümleyle tarif ediyor: "Gerçekten yürüyen bir Gezi gibiydi. İşçiler, öğrenciler, doktorlar, gazeteciler, spor eğitmenleri… Herkes çocuklara, halka dokunabileceği bir şey götürüyordu."

Yarım kalan düşler

20 Temmuz 2015 sabahı Amara Kültür Merkezi bahçesine ulaştıklarında herkes Kobanê'ye geçmenin heyecanını yaşıyordu. Kimileri oyuncaklarını hazırlıyor, kimileri götürdükleri fidanları konuşuyor, kimileri ise çocuklara verecekleri eğitimleri planlıyordu. Valilikle yapılacak görüşmenin sonucunu beklerken, neden Suruç'ta olduklarını anlatmak için basın açıklaması yapmaya karar verdiler. Patlama tam o sırada yaşandı. Çatalbaş, saldırıdan saniyeler önce en yakın arkadaşlarından Medali Barutçu'nun yanına geçtiğini anlatıyor. "Pankartın arkasındaydım. Sonra Medali'nin yanına geçtim. Bir anda çok büyük bir ateş gördüm. Kulaklarım çınladı. Kendimi yerde buldum" diye anlatıyor o anları. Ayağından ağır yaralanan Çatalbaş, kendini sürükleyerek Amara Kültür Merkezi'nin karşısındaki yola attığını söylüyor. "Ayağımın tutmadığını o zaman fark ettim. İnsanlar beni sivil bir araca bindirdi."

Polis, ambulansları engelledi

Çatalbaş'ın tanıklığı yalnızca patlama anıyla sınırlı değil. Ona göre katliamın ardından yaşananlar da en az saldırının kendisi kadar ağırdı. Yaralıların büyük bölümünün ambulanslarla değil, Suruç halkının araçlarıyla hastaneye ulaştırıldığını anlatan Çatalbaş, kolluk güçlerinin ambulansların olay yerine ulaşmasını engellediğini hatırlatarak şöyle devam ediyor: "Bizi Suruç Devlet Hastanesi'ne sivil araçlarla götürdüler. Ambulanslar gelmedi. Oradaki insanlar kendi araçlarıyla yaralı taşıdı. Hastaneye polis silahlarla girdi. Yaralılar yerdeydi. İnsanlar can derdindeydi. Halk tepki gösterince geri çekilmek zorunda kaldılar. Ben bunu gözlerimle gördüm."

Kurtuldu ama tutuklandı

Katliam davasında sanık olarak yargılanan isimlerin yıllardır yakalanmadığını hatırlatan Çatalbaş, devlet kurumlarının saldırı öncesindeki istihbarat uyarılarına rağmen gerekli adımları atmadığının altını çiziyor. Saldırıda ayağından yaralanan Çatalbaş, ilk müdahalenin ardından Urfa'ya, daha sonra ise İstanbul'a sevk edildi. Burada ameliyat edildi, vücudundaki şarapnel parçaları çıkarıldı ve aylar süren tedaviyle yeniden yürümeye başladı. Ancak Suruç'un ardından hayatındaki en büyük kırılmalardan biri daha yaşandı. Kasım 2016'da tutuklanan Çatalbaş, uzun yıllar cezaevinde kaldı. Bu nedenle katliamdan sonra yapılan hiçbir Suruç anmasına katılamadı. İki yıl önce tahliye edilen Çatalbaş, ilk geçen sene yapılan Suruç anmasına katılmış. Cezaevinde en çok ailesinden ve Suruç'ta yaşamını yitiren arkadaşlarının ailelerinden uzak kalmanın kendisini zorladığını anlatan Çatalbaş, buna rağmen hiçbir zaman yalnız bırakılmadığını söylüyor: "Aileler bana sürekli mektup gönderdi. Nereye gitseler kart yolladılar. Cezaevinde bile kendimi onların mücadelesinin bir parçası hissettim."

Adalet sağlanmalı

Çatalbaş, Suruç Katliamı’ndan sonra, katliamın tanıkları ile ailelerinin de hedef alındığını söylüyor. Anmalara katılanların yargılandığını, ailelerin soruşturmalarla karşı karşıya bırakıldığını hatırlatan Çatalbaş, bu süreci şu sözlerle değerlendiriyor: "Devlet, Suruç'ta öldüremediklerini bu kez tutuklamalarla, soruşturmalarla, baskılarla susturmaya çalıştı. Ama bunu başaramadı."

Kendisi hakkında açılan davalarda, DAİŞ’e karşı savaşırken yaşamını yitiren isimlerin cenazelerine katılmasının dahi suçlama konusu yapıldığını belirten Çatalbaş, bunun bir suç değil, "devrimci bir sorumluluk" olduğunu ifade ediyor. Çatalbaş, Suruç’un Türkiye'nin siyasal tarihini değiştiren bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra başlayan çatışmalı sürece dikkat çeken Çatalbaş, Suruç'un bu kırılmanın başlangıçlarından biri olduğunu düşünüyor ve şunları ekliyor: "2015'te barış umutlarının yerini savaş aldı. Bugün yeniden barış konuşuluyorsa önce Suruç'un hesabı sorulmalı. Suruç için adalet gelmeden gerçek bir demokrasi ve barışın kurulabileceğine inanmıyorum."

Suruç'un yalnızca 33 gencin değil, bu ülkede birlikte yaşam, demokrasi ve dayanışma fikrinin hedef alındığı bir saldırı olduğunu vurgulayan Çatalbaş, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Suruç için adalet, herkes için adalet. Vicdanı olan herkesi bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum. Çünkü Suruç'un hesabı sorulmadan hiçbirimiz için gerçek adalet sağlanmış olmayacak."

Anlatmaktan hiç vazgeçmedik

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) heyetinin içinde yer alan Merve Nur İşleyici de Amara Kültür Merkezi bahçesinde düzenlenen canlı bomba saldırısından yaralı kurtuldu. Katliamın üzerinden geçen 11 yıla rağmen yaşamını yitiren arkadaşlarını anlatmaktan hiç vazgeçmediğini söyleyen İşleyici, "Biz Suruç'tan çıktıktan sonra hep 33'leri anlattık. Onlar için, onların anısına bir şeyler yapmaya, ortak düşlerimizi yaşatmaya çalıştık. Yaşadığımız her şeye rağmen onları anlatmaktan, anmaktan hiç geri durmadık" diyor.

2016 yılında üniversite öğrencisiyken tutuklanan İşleyici, yaklaşık 5 buçuk yıl cezaevinde kaldı. İçinde hep mahkeme salonlarında olma isteği bulunduğunu anlatan İşleyici, yaşadığı duyguyu şu sözlerle ifade ediyor: "Henüz bir yıl bile olmamıştı. İçimde hep mahkemelerin bir parçası olmak, ailelerin yanında durabilmek vardı. Ama tutuklandım. Elimde tek bir fotoğraf bile olmadan onları anmaya çalışıyordum."

Merve Nur İşleyici

Mücadele ayakta tutuyor

Cezaevinde geçirdiği yıllar boyunca 20 Temmuz'un kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını anlatan İşleyici, her yıl aynı tarihte yaşamını yitiren arkadaşları için yazılar kaleme aldığını söylüyor. Bir yıl şiir yazdığını, başka bir yıl resimler yaptığını, bazen de karikatür çizdiğini anlatan İşleyici, 33 düş yolcusunu unutturmamak için üretmeye devam ettiğini şu sözlerle ifade ediyor: "Her 20 Temmuz'da kendimle baş başa kalırdım. Kalemi elime alır, Suruç'takiler için şiir yazardım. Yazılarla, şiirlerle, resimlerle onları yaşatmaya çalışıyordum."

İşleyici, cezaevinde başka bir Suruç tanığının söylediği bir cümleyi hiç unutamadığını şu sözlerle anlatıyor: "Bir arkadaşımız bize 'Siz acınızı yaşayamadınız' demişti. Gerçekten de öyleydi.”

Yaşamını yitiren arkadaşları için mücadele etmenin kendisini ayakta tuttuğunu söyleyen İşleyici, bugün hayatta olmasının bir sorumluluk duygusu yarattığını belirtiyor ve ekliyor: "Bugün benim yerimde yaşamını yitiren arkadaşlarımdan biri de oturuyor olabilirdi. Onlar için mücadele etmeye devam etmek iyi hissettiren şey. Adalet mücadelesinin içinde olmak bizi ayakta tutuyor."

Suruç’u anmaya devam edeceğiz

Tahliye olduktan sonra yeniden Suruç anmalarına katılan İşleyici, yıllardır anmaların polis müdahaleleri, gözaltılar ve davalarla karşı karşıya bırakıldığını söylüyor. Sadece ailelerin değil, yaşamını yitirenleri anmak isteyen gençlerin de yargılandığını belirten İşleyici, buna rağmen Suruç'un hafızasının canlı tutulduğunu ifade ediyor. İşleyici, "Ailelerden gözaltına alınanlar oldu. Gençler davalarla karşı karşıya kaldı. Ama herkes aynı şeyi söylüyor: Önümüzdeki yıl da burada olacağız. Suruç'u anmaya devam edeceğiz" diyor. "Suruç olmasaydı Ankara da olmazdı" sözlerini hatırlatan İşleyici, adalet mücadelesinin yalnızca geçmişin hesabını sormak için değil, yeni katliamların önüne geçebilmek için de sürdürüldüğünü söylüyor. Anmaların ve mezar ziyaretlerinin engellenmemesi gerektiğini vurgulayan İşleyici, bugün yeniden barışın konuşulduğu bir dönemde Suruç'un hafızasının daha da önemli hale geldiğini belirtiyor.

İşleyici sözlerini 11 yıldır değişmeyen çağrıyla tamamlıyor: "Suruç için adalet, herkes için adalet. 11 yıl önce olduğu gibi bugün de Suruç'un izindeyiz. 33'lerin anısını ve düşlerini yaşatmaya devam edeceğiz."