Egemenlerin büyük korkusu

Sara AKTAŞ yazdı —

7 Ocak 2021 Perşembe - 22:08

  • “Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok. Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri” diyor Haydar Ergülen. Sanırım yeni yılın bu ilk günlerinde Ocak ayının yüreğimizde yarattığı ağırlık böyle birşey. 4 Ocak 2016’da katledilen Sêvê ve yol arkadaşlarının, 9 Ocak 2013’de katledilen Sakine ve yol arkadaşlarının yarattığı o dinmeyen ağrı…

Hatırlanırsa Kürt halkına yönelik topyekün imha konseptinin devreye girmesi ile birlikte 2015'te sokağa çıkma yasakları ilan edilmeye başlanmıştı. Kent ablukalarıyla birlikte tüm hukuki ve insani haklar askıya alınarak Türkiye tarihinin en yıkıcı dönemlerinden biri başlatılmıştı. Dünya tarihinde örneğine az rastlanan bir biçimde, birçok ilçe aylarca ablukaya alınmış, binlerce asker, polis, özel tim ve korucunun yanı sıra illegal paramiliter güçler tarafından kentlere ağır silahlarla saldırılmış, yakılıp yıkılarak yaşanamaz hale getirilmişti. Saldırıların çok daha ağır kıyımlara dönüşmesini önlemek için halk, hendek ve barikatlar kurarak, sokak aralarına asılan çarşaflarla suikastçılardan ve keskin nişancılardan kendilerini korumaya ve savunmaya çalışmıştı. Kuşkusuz bu dönemde AKP iktidarına karşı bu kararlı ve dirayetli direnişin öncülüğünü bir kez daha kadınlar yapmıştı.

Nitekim AKP iktidarı bu dönem boyunca kadınlardan istediği biatı elde etmek için her türlü saldırganlığı olağan ve mümkün gören pervasız bir cinsiyet faşizmi uygulamakta tereddüt etmedi. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi'nin kadınlara vaad ettiği etik, özgürlük ve kimlik karşısında tüm iktidarı boyunca asla bir başarı elde etmemişti. Çünkü Kürt kadınları her dönem Kürt Özgürlük Hareketi'nin can damarları, emekçileri olarak öncü düzeyinde rol oynamışlardı. Çünkü kadınlar hareketin kurduğu yeni ahlak, insan ilişkileri ve hak algısının baş mimarları ve taşıyıcıları olmuşlardı. Kadınların her düzeyde irade gücü olarak varolmaları Türkiye Cumhuriyeti'nin cinsiyetçi modernite projesinin temelini sarsarken AKP iktidarının da en büyük korkusu haline gelmişlerdi. AKP yönetimi kadınların ellerinde parçalara ayrılacak iktidarını korumak için, bu kadınları değersizleştirerek, cezalandırarak, yok ederek en vahşi saldırılarla sonuç almak istiyordu. “Cinsiyetçi faşizmin” bir devlet politikası olarak sistematik olarak işletilmesinin esas nedeni de buydu.

İktidarın savaş politikalarına; cinsiyetçilik, militarizm ve milliyetçiliğe karşı ciddi bir itirazı olan kadının toplumsal dönüştürücü gücünü zayıflatma ve kadınları toplumsal olarak ikincil plana itmek, diyebiliriz ki AKP-MHP iktidarının temel politikasına dönüştü. Kuşkusuz Sêvê, Pakize ve Fatma’ya dönük intikam saldırısını bu stratejiden kopuk ele alamayız. Öyleki 11’i Sêvê Demir'in, 5’i Pakize Nayır'ın ve 3’ü Fatma Uyar'ın vücudundan olmak üzere, toplam 19 kurşun vücutlarından çıkartıldı, cenazelerin teşhis edilmesi bile uzun bir zaman aldı. Yani Latin Amerikalı faşist general gibi “Önce Kadınları Vurun” şiarına sıkı sıkı sarılan AKP iktidarı, sarsılan iktidarını kadınları vahşice katlettirerek sağlamaya çalıştı. Ancak Kürt kadınları tüm bu vahşi saldırılar karşısında geriye çekilmek yerine mücadeleye daha çok sahip çıktılar.

Kürt kadınları Sêvê ve yoldaşları şahsında billurlaştığı gibi, devletin erkek egemen, kadın düşmanı siyasetinin karşısında halklarına, yaşam alanlarına sahip çıkarak bu vahşi savaş politikaları karşısında diz çökmediler. Çünkü onlar direnmeyi seçen kadınlardı. Çünkü onlar ete kemiğe bürünmüş devrimci kadın kimliğinin kendisiydiler… Toplumun tüm feodal kadınlık öğretileriyle aile kurumundan başlayarak hesaplaşmış, kadın özgürlük mücadelesinin işçisiydi onlar…

Dolayısıyla tarih boyunca en önde mücadele eden kadınların hunharca katledilişinin arkasında yatan gerçeklik egemenlerin iktidarını kaybetmesinin büyük korkusudur. Tıpkı kendi yaşamının seçimini yaparken “Görev başında, bir sokak çarpışmasında ya da zindanda öleceğini” yazan Rosa Luxemburg’a reva görülen işkenceyi tetikleyen korku gibi. Rosa, 1919’larda acımasızca katledildiğinde, ölüsünden bile korkularak Spree Nehri’nin derinlerine bırakılmıştı. Kanımca Rosa’dan Sakinelere, Sakinelerden Sêvêlere uzanan, devrime adanmış kadınların hayatlarına kast etmenin özünde yatan gerçek işte bu büyük korkudur. Bu vesileyle Sêvêlerin ve Sakine’lerin şahsında tüm kadın devrim şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyor, katillerini lanetliyorum…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.