Ekonomik çöküş sürecek

Sezai TEMELLİ yazdı —

26 Ocak 2021 Salı - 22:21

  • Türkiye ekonomisi 2021 yılına düşük büyüme, yüksek enflasyon ve işsizlik, büyüyen bütçe açığı, yüksek cari açık, aşırı dış borç yükü, yüksek faiz, yüksek kurla girdi ve neredeyse tüm göstergelerde aynı tempo ile baş aşağı sürüklenmeye devam ediyor.

Siyaseten tükenmiş ve toplumsal desteğini kaybetmiş iktidar, ekonomik bir rahatlama ile içine sürüklendiği süreci atlatacağına inanıyor. Toplumun kaynaklarını, geleceğini savaş ve yolsuzluk çukuruna gömen iktidar, ömrünün uzatmanın yollarını nafile bir çabayla aramaya devam ediyor. Ekonomideki bir rahatlamanın kendisine vakit kazandıracağı inancıyla AKP başkanı sık sık reformlardan bahsediyor.

Reform dediği halkların, emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarını küresel finans piyasalarına pazarlamaktan başka bir şey değil. Sıcak para girişini hızlandırarak ekonominin içine sürüklendiği çöküşten bir nebze çıkabileceği umuduyla son birkaç aydır Merkez Bankası faizin ipine yeniden sarıldı. Artan faiz ile gelen sıcak para hiçbir sorunun çözümüne katkı sağlayamayacağı gibi halkın, emekçilerin üzerindeki mali yükleri daha da artıracak, ekonomik krizin çok daha uzun bir sürece yayılmasına neden olacaktır.

Her şeyden önce yüksek faiz yüksek maliyet demektir. Enflasyonla mücadele programı adına faizleri yükselten Merkez Bankası, diğer taraftan yüksek maliyetli borçlanmadan dolayı enflasyon hedeflerine de ulaşamayacak, fiyatlar hızla artmaya devam edecektir. Ekonomik alanda çoklu kriz dediğimiz döngüsellik devam edecektir.

Cari işlem açığının 2020 yılında 35 milyar doları aşması, açığın GSYH’ye oranının yüzde 5’in üzerine çıkması ve dış borçların çevrilmesine yönelik döviz ihtiyacı sıcak paraya olan gereksinimi artırıyor. Fakat bu denli yüksek maliyetli sıcak para girişi döviz kuru düşüşünden elde edilen kazançtan çok daha büyük zarara yol açıyor. Ekonomi yönetiminin irrasyonelliği aslında bu ilişkide saklı. Bu aynı zamanda iktidarın içine düştüğü aczi de sergiliyor.

Ekonominin tek sorunu döviz ihtiyacı da değil. Hazine dengesi de ciddi anlamda bir soruna işaret ediyor. Bu konuda da yalan ve toplumu yanıltmaya devam ediyorlar. Hazinenin nakit dengesi 2020 yılında 180 milyar lira açık verdi. Erdoğan çıktı 2020 yılı hedefinin gerisinde kalındığını, bunun bir başarı olduğunu dile getirdi. Oysa gerçek yılbaşına göre hedefin fazlasıyla aşılması şeklindeydi. Bütçe açığının da hızla yükseldiği göz önüne alınırsa ikili açık, cari ve bütçe açığı büyümeye devam ediyor.

Üçüncü olarak işsizlik rakamlarına baktığımızda, işsizliğin dramatik bir şekilde yükseldiği görülüyor. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 27’ye çıkmış durumda. Bir önceki yıla göre yüzde 7 artmış. İşsizlikle mücadele edebilecek bir kaynak, bir istihdam politikası da ortada yok. Yetersiz tasarruflardan kaynaklı yatırım açığı da sürüyor.

Her üç açık bile bize ekonomideki çöküşün sürdüğünü göstermekte. Salgınının etkisini de eklediğimizde bu üç açığın toplumsal maliyeti çok ciddi boyutlara varmakta. Birincil etki yükselen fiyatlar, enflasyon nedeniyle ortaya çıkan pahalılık ve en temel ihtiyaçların dahi karşılamaz oluşu. Genel yoksulluğun derinleşmesinin ötesinde, gıda yoksulluğunun, açlığın giderek yaygınlaşması artık söz konusu. Bunlara eşlik eden halkın aşırı borçluluğunu da unutmamak gerekiyor.

Yoksulluğa eşlik eden bir diğer çöküş göstergesi yoksunluk. Kamusal hizmetlere ulaşamama veya yeterince bu hizmetlerden yararlanamama durumu. Eğitim ve sağlık bu alandaki en önemli iki sosyal alan. Sağlık alanında yaşanan yoksunluğu salgınla mücadele ve aşı meselesinde yaşananlarda görmek mümkün. Sağlık sistemini sağlık sektörüne feda eden AKP, bu alandaki eşitsizliklerin ne boyutta olduğunu saklama çabası içinde. Eğitim ise yine bu dönemde belirgin bir şekilde eşitsizlikleri azaltan değil, eşitsizlikleri artıran bir sisteme dönüşmüş durumda. Diğer kamusal hizmet alanlarının da bir farklılık sergilediğini söylemek olanaksız. Kısaca, nereden tutsanız elinizde kalıyor.

Türkiye ekonomisi 2021 yılına düşük büyüme, yüksek enflasyon ve işsizlik, büyüyen bütçe açığı, yüksek cari açık, aşırı dış borç yükü, yüksek faiz, yüksek kurla girdi ve neredeyse tüm göstergelerde aynı tempo ile baş aşağı sürüklenmeye devam ediyor. Ekonomideki bu gidişatın başlıca nedeni kuşkusuz bugünkü iktidar ve onun uyduruk sistemi. Bu iktidardan ve sisteminden acilen kurtulmak için yoksulların ortak mücadelesini örgütlemek, diğer mücadele alanlarımızla buluşturmak zorundayız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.