Failler belli,cezasızlık son bulsun!

Dosya Haberleri —

8 Ocak 2021 Cuma - 23:00

  • Sara, Rojbîn ve Ronahî’nin Fransa’nın başkenti Paris’te Türk MİT’inin operasyonuyla katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Katliama ilişkin soruşturma, bu süre içinde bir kez kapatıldı; ailelerin ve Kürtlerin baskısı sonucu yeniden açıldı. Kürtlerin talebi sorumluların ortaya çıkarılması değil, cezalandırılması. Keza katliamı kimin gerçekleştirdiğini artık bilmeyen yok!

SELMA AKKAYA

Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin katledilmesinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Kürt Özgürlük Hareketi, katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in aileleri Kürt halkı ve bu katliama karşı duran Kürt halkının dostları, “Sakine, Fidan ve Leyla için adalet” diyor. Cezaevinde şüpheli şekilde ölen tetikçi Ömer Güney’in MİT bağlantısı açığa çıksa da 8 yıldır aydınlatılmayan katliamın dosyası halen Fransız yargısının raflarında bekletiliyor. 
Kürt Özgürlük Hareketi’nin “9 Ekim komplosunun devamı” olarak nitelendirdiği katliam, Kürt sorununun demokratik yol ve yöntemlerle çözümünü geliştirmek amacıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 yılında İmralı’da görüşmeler gerçekleştirdiği sırada Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleşmişti. 9 Ocak günü PKK’nin kurucu isimlerinden Sakine Cansız (Sara) ile birlikte Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan (Rojbîn) ve Kürt Gençlik Hareketi Üyesi Leyla Şaylemez (Ronahî), Kürdistan Enformasyon Bürosunda başlarından vurularak katledilmişlerdi. 8 yıllık süreçte Fransa’da yürütülen soruşturma sonucunda henüz dava açılmazken Türkiye tarafından sürdürülen soruşturmanın akıbeti ise bilinmiyor. Barış süreci tartışmalarının başladığı ve Kürt sorununa demokratik yollardan çözüm arayışlarının somutlaştığı günlerde üç Kürt devrimci kadının katledilmeleri ile ilgili sır perdesi aralanmış, adres Türk MİT’ine çıkmıştı. Fransız yargısının sessizliği ise akıllarda ciddi sorular bırakmaya devam ediyor. 

FRANSA İLK GÜN SÖZ VERDİ
Katliamın öğrenilmesinin hemen ertesinde, 10 Ocak günü Kürt halkı başta Paris olmak üzere Avrupa ve Türkiye’de sabahın erken saatlerinden itibaren sokakları doldurmaya başladı. Daha o gün Fransa’da dönemin İçişleri Bakanı Manuel Valls, Kürdistan Enformasyon Bürosu önünde bir söz verdi: “Bu kabul edilemez. En kısa zamanda bu suikastleri gerçekleştiren ya da gerçekleştirenleri ve arkasında kimler olduğunu ortaya çıkaracağız.” 
Üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesinin hemen ardından fail ya da failleri bulmak üzere soruşturma başlatıldı ancak dosyaya “gizlilik” kararı getirildi. 
Katliamdan 8 gün sonra dosya kapsamında katil zanlısı olarak Ömer Güney tutuklandı. Tutuklanma ardından Fransız Savcılığından yapılan açıklamada, Güney’in “bir terör örgütü ile bağlantılı olarak cinayet işlemekten” sorgulandığı ifade ediliyordu. Kürt kurumlarının tüm çabaları ve her hafta yapılan “Adalet Yürüyüşleri”, Fransız yargısının gizlilik gerekçesiyle ördüğü duvara çarpıyor ve bilgi verilmiyordu. Diğer taraftan ailelerin “olayı aydınlatacağım” diyen hükümetle ve dönemin cumhurbaşkanı ile görüşme başvurusu dahi reddedilmişti. Tüm sessizlik duvarına karşın Kürdistanlılar ve dostları katliamın birinci yıl dönümünde on binlerle Paris’e aktı. 

OKLAR MİT’İ GÖSTERDİ
Bu süreç katliamın birinci yılına kadar gizlilikle sürerken, katliamın birinci yıldönümü etkinliklerinin hemen ardından başka bir boyut ortaya çıkmaya başladı. Kürt halkı için açık ama Fransız makamları için bir türlü netleşmeyen sürecin belgeleri internette servis edilmeye ve Ankara adres gösterilmeye başlanmıştı. 14 Ocak 2014’te basına sızan bir belgede infaz emrinin Türk istihbarat teşkilatına (MİT) mensup dört yetkili tarafından verildiği belirtiliyordu. 18 Kasım 2012 tarihli belgede MİT yetkilileri O. Yüret, U.K. Ayık, S. Asal ve H. Özcan’ın imzası vardı.
Aynı dönemde Youtube’da yayınlanan bir ses kaydında Ömer Güney, kimliği belirsiz MİT üyeleriyle cinayet planları yapıyordu. Hedefte Sakine Cansız dahil birçok Kürt kurum temsilcisi vardı.
Daha sonra gizlilik kararı kaldırılan dosyadan anlaşıldığı üzere bu bilgilerin sızdığı sırada katil zanlısı cezaevinden kaçış planları yapıyordu, suç ortağı ise Ruhi Semen isimli kişiydi. Almanya’dan gelerek cezaevini ziyaret etmişti. Bir ziyaret öncesi, savcının talimatıyla görüşme kabinine ses alıcıları yerleştirilmişti. Güney, isim vermeden, şifreli ifadelerle Semen’den Ankara’daki MİT binasına gitmesini istiyordu.
Ocak 2014’te Ruhi Semen’in Almanya’daki evine yapılan baskında ifadesi alınmıştı. Evdeki aramalarda 9 Ocak 2014 tarihli üç fotoğraf ve el yazması belgeler bulundu. Bunlar özellikle bir kaçış planı içeriyordu. Tüm bu gelişmelere karşın Fransız makamlarının sorguladığı Semen’in rolü, kim olduğu, Alman devletiyle ilişkileri ise bir sır olarak özellikle de Almanlar tarafından kapatıldı.

MİT VE ERDOĞAN’DAN
‘PARALEL YAPI’ İŞARETİ
Bu süreçte ortaya çıkan kimi bilgiler ve yaşanan gelişmelerin ardından MİT, 15 Ocak 2014’te bir açıklama yaparak, “Paris cinayetleriyle teşkilatın ilgisinin olmadığı, söz konusu yayınların çözüm sürecinde aktif rol alan teşkilatı yıpratmaya ve bu süreçte görev alan personeli deşifre ederek görevlerini yapamaz hale getirmeye yönelik operasyon olduğunu” ifade etti. Aynı açıklama biçimi daha sonra seçim meydanlarında Erdoğan tarafından tekrarlanarak o dönem hedefte olan Fethullah Gülen ve uzantıları kastedilerek, “Paralel yapı Paris’te bir takım cinayetler işledi” ifadesi kullanıldı. Erdoğan o dönem seçim meydanlarında katliamın devlet içerisindeki bu güçler tarafından gerçekleştirildiğini ifade ediyordu. 
Tüm bu açık bilgilere rağmen katliam soruşturması 2015 yılının Mayıs ayına kadar sürdü, katil zanlısı Güney’in mahkemeye çıkarılmasına ancak 2015 yılının Ağustos ayında karar verildi. İlk duruşma günü olarak 23 Ocak 2017 tarihi belirlendi. 

HER ŞEY AÇIKTI
Aynı dönem Türkiye’de açılan soruşturma kapsamında ise Ömer Güney’in ilk olarak 22 Ağustos 2012’de Ankara’ya gittiği, bir gün sonra da Ankara Emniyet Müdürlüğüne çipli pasaport için başvurduğu, 24 Ağustos’ta yeni pasaportunu alan Güney’in yapılan incelemede Türkiye’ye bir yılda 13 kez giriş-çıkış yaptığı yazılıyordu. Güney’in işlediği katliamdan 19 gün önce, yani 18 Aralık 2012 tarihinde yine Paris’ten İstanbul aktarmalı olarak Ankara’ya geldiği, üç gün kaldıktan sonra aynı yolla geri döndüğüne dair uçuş kayıtlarına ulaşılmıştı. Güney’in Ankara’ya yaptığı bu ziyaretler ve Avrupa’daki telefon trafiğinde Erzurum MİT binasına ait sabit bir hat ile telefon trafiği bile tespit edilmişti. Söz konusu dosya için daha sonra gizlilik kararı alınmış, devamında ise ne olduğuna dair hiçbir biçimde aile avukatlarına bilgi verilmemişti.

ŞÜPHELİ ÖLÜM!
Herkes Ömer Güney’in çıkacağı ilk duruşmayı beklerken duruşmaya 36 gün kala, 17 Aralık 2016 tarihinde “Güney sağlık sorunları nedeniyle öldü” açıklaması geldi. Katil Güney’in şüpheli ölümü ile görülmesi beklenen mahkeme yapılamadı ve dava düştü. 
Davadan önce soruşturma hakiminin mahkeme sevk belgesinde durum çok açıktı. Fransız savcı tarafından yürütülen soruşturmada tüm izler Ankara’yı işaret ediyordu. Soruşturma boyunca birçok bilgi ortaya çıkmıştı ve Güney’in Bozkurtlar ve MİT bağlantısı üzerine bir şüphe olmadığının altı çiziliyordu. Buna rağmen tek sanığın olduğu dosyada “Sanık yok, dava da yok” deniliyordu. 

GERİLLADAN GELEN DELİL
Dava avukatlarının tüm itirazlarına karşın herhangi bir gelişme yaşanmadı, ta ki 2018 yılı gelene kadar. HPG gerillalarına bağlı özel birimler, Güney Kürdistan’da Medya Savunma Alanları’na yakın bir yerleşim yerinde Türk MİT’inin üst düzey yetkililerine yönelik Şehit Sakine Cansız Devrimci İntikam Operasyonu’nu gerçekleştirdi. Operasyonda MİT’in PKK’li yöneticilere yönelik operasyonunu planlayan ve yöneten iki üst düzey yöneticisi yakalanmıştı. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığının 3 Ocak 2017’deki açıklamasında, “Ele geçirilen MİT üst düzey yöneticileri 20 yıldır Türkiye ve Kürdistan’ın çeşitli yerlerinde önemli görevler yapan ve daha sonra MİT merkezinde görevlendirilen Erhan Pekçetin ve Aydın Günel’dir. Erhan Pekçetin, MİT’in en stratejik dairesi olan Etnik Bölücü Faaliyetler Daire Başkanı, Aydın Günel ise içeride ve dışarıda MİT İnsan Kaynakları yöneticisidir. Bunlar MİT merkezinde çalıştıkları ve önemli sorumluluk üstlendikleri için ve diğer dairelerle sıkı ilişki içinde olduklarından MİT’in bütün çalışmalarından ve yaptığı operasyonlardan doğrudan ya da dolaylı bilgi sahibidir” ifadeleri kullanılıyordu. Açıklamada gündemi sarsacak çok önemli bilgilerin yanı sıra Paris Katliamı’nın emrini verenlere dair bilgiler vardı. MİT’in kurumsal yapısını çökerten bilgiye sahip olunduğu belirtildi; çok sayıda MİT yöneticisi, üyesi, istihbarat elemanı, sorgu evleri deşifre edildi; MİT mensuplarının bir bölümünün ise tutuklandığı belirtildi.
Tayyip Erdoğan yönetimindeki AKP iktidarının çatışmasızlık ortamında ve İmralı’da görüşmeler sürerken imha siyasetini yürüttüğüne vurgu yapılan o açıklamada şu bilgiler dikkat çekiyordu: “İmralı görüşmelerine devlet heyeti adına Muhammed Dervişoğlu’yla birlikte katılan Sabahattin Asal’ın bir MİT yöneticisi olarak 9 Ocak 2013’te gerçekleşen Paris Katliamı’nın planlayıcılarından olması, AKP iktidarının ve MİT’in komplocu karakterinin kanıtı olmaktadır. Şu bir daha görülmüştür ki, Türk devleti ve onun kirli işlerini yapan MİT için Kürtleri yok etmede her yol mubahtır.”

MİT’İN ÜST YÖNETİCİSİ
Yakalanan iki MİT üst düzey yöneticisinin ifadeleri, Paris Katliamı’nı yapan güçlerin kimler olduğunu da netleştiriyor. Paris Katliamı’ndan bir yıl sonra, Ocak 2014’te de peş peşe yayınlanan ses kaydı ve MİT “gizli belge” ibaresini taşıyan dökümanı doğrulayan bilgilerdi bunlar. HPG’nin operasyonla tutukladığı MİT üst düzey yetkilileri de bu konuşma ve belgenin altında sadece baş harfleri olan MİT mensupları hakkında bilgi veriyordu.
MİT yöneticisi Erhan Pekçetin’in bu ses kayıtları ile ilgili konuşmasında şunlar belirtiliyor: “Uğur Kaan Ayık: EBF (Yurtdışı Etnik Bölücü Faaliyetler Dairesi) Başkanı). Operasyon Şube Müdürü: Oğuz Yüret. Yine internete düşen ses kayıtları var. Onları dinlediğimde o zaman suikastin, yurtdışı EBF Daire Başkanı olan o dairedeki Uyur Kaan Ayık, o dairedeki operasyon şube müdürü Oğuz Yürkek ve o şubedeki Ayhan Oran memur, üç personelimiz tarafından planlandığı ve hayata geçirildiğini anladım. Çünkü ses kayıtlarından mensupları tanıdım.” 

TEK SANIKLA OLMAZ
Yakalanan MİT mensuplarının açıklamalarında aynı zamanda İmralı görüşmelerine devlet heyeti adına Muhammed Dervişoğlu ile katılan Sabahattin Asal’ın bir MİT yöneticisi olarak 9 Ocak 2013’te gerçekleşen Paris Katliamı’nın planlayıcılarından olduğu anlaşılıyordu.
Söz konusu bilgi ve belgeler ışığında Kürt kadın siyasetçilerin aileleri tarafından 2017 yılında “cinayet emrini verenler ve suç ortaklarının” bir soruşturma kapsamına alınıp yargılanması talebiyle yapılan başvuru bir yıl sonra Mart 2018’de kabul edilerek dosyanın yeniden ele alınması için bir anti-terör yargıcı görevlendirileceği ifade edildi. 
O dönem Yeni Özgür Politika gazetesine konuşan dava avukatı Jean-Louis Malterre, açılan bu soruşturmayla “MİT’in rolünün” soruşturulacağını ifade etti. Önceki davanın katil zanlısı Ömer Güney ile sınırlı kaldığına dikkat çeken Malterre, başlatılan yeni soruşturma dosyası için MİT’in rolünün açık bir şekilde tespit edildiği ifadelerini kullanmıştı. 

ORTAK SESSİZLİK
Açılan yeni soruşturmanın üzerinden tam iki yıl geçti. Şu ana kadar söz konusu soruşturma hakiminin kim olduğu halen dava avukatlarına bildirilmedi. Soruşturmanın ne aşamada olduğu ise sır. 8 yıllık adalet mücadelesine karşın Fransız yargı organları üzerindeki siyasi baskının halen kalkmadığını görüyoruz. Türkiye ile pazar dalaşına giren Fransa, Paris’te katliamı gerçekleştiren Ömer Güney’in aleni Bozkurt ve MİT bağlantısına dair somut belgelerin kendi yargısı tarafından çoktan ortaya konulmasına karşın daha yeni “Bozkurtlar” tehlikesinden bahsederek onları yasaklıyor. 
Tüm belgeler, bilgiler katliamın arkasındaki gücü çok net ortaya koyarken Fransa halen sessizliğini koruyor.  Fransa’nın bu konudaki sessizliği devam ettikçe Kürt halkının aklındaki “Sessizliğiniz ortaklığınızdan mıdır” sorusu güçlenecektir. Topraklarında yaşanan siyasi cinayetleri hiçbir zaman aydınlatamamış Fransa’nın kara lekesi olarak “adaletsizlik”, Fransız resmi dairelerini süsleyen “adalet, kardeşlik ve eşitlik” yazısının yanına asılmalıdır!