Faşizmin yenilgisi direnişin rotası

Sara AKTAŞ yazdı —

27 Ocak 2022 Perşembe - 23:30

  • Nitekim bu savaş sadece iki karşıt gücün savaşı değil, insani tüm değerlere vahşice saldıran ve bunun karşısına direnen iki cephenin savaşı olarak anlamlılaşıyor, uygarlık ve uygarlık düşmanlığı, ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen arasındaki keskin hatta şekil ve form kazanıyordu. Ve eklemek gerekir ki; eğer siyasal olarak doğru kararı vermenin, öncülük ve önderlik etmenin tarihi direnişlerde yaşamsal bir önemi varsa, bu tutum direnişin odağındaki Kürt özgürlük hareketi tarafından sergilenmekteydi.

 

Rojava’nın küçük kenti Kobanê 26 Ocak 2015’de DAİŞ teröründen kurtarıldığında 134 gündür devrimin kalbi Kobanê’de atıyordu. 134 gündür halk kendi öz iradesiyle yaşamı için direniyordu. 134 gündür kadınlar özgürlük için mücadeleyi büyütüyordu. 134 gündür sadece Kobanê de değil dünyanın dört bir yanında devrimci dayanışma büyüyor, sınırlar yıkılıyordu. 134 gündür sadece DAİŞ çetelerine karşı değil emperyalist güçlerin kirli çıkar politikalarına, Türk faşizmine ve işbirlikçilerine karşı halklar özgürlük direncini biliyordu. Kobanê toprakları direnişi büyütüyor, umudu yeşertiyor, yeni bir yaşamı mümkün kılıyordu. Aylardır süren; devletlerin ve çetelerin saldırılarında yiten sayısız canın bayrağını taşıyan direnişçilerin zafer sesi yankılanıyordu heryerde.

Zira bu direniş ve zaferin önemi Kobanê’ye saldıran DAİŞ’in herhangi bir savaş gücü, hatta bir terör örgütü olmanın da ötesinde tam teşekküllü bir uygarlık düşmanı, tüm insani değerlerin antitezi olduğunu neredeyse apaçık sergileyen bir karekterde olması ile yakından bağlantılıydı.

DAİŞ’in bu karakteri ilk kez ortaya çıkmış değildi ancak sıra, Suriye’yi kasıp kavuran iç savaş cehenneminde varlığını, hayatını korumak için örgütlenmiş bir bölgeye ve halkına gelmişti artık.

Artık Kobanê’de vahşetin yıkıntıları arasında bir devrimin rotası çiziliyor, bir savaşın kaderi belirleniyordu. Tıpkı 2. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Stalingrad direnişinin faşizmin kaderini belirlemesi gibi. Nasıl ki Stalingradda faşizmin yenilgisi bir kırılma noktası olmuş, bu zafer müttefikler için büyük bir moral olmuşsa Kobanê’de de aynı kural işliyordu.

Şüphesiz önemli olan, Kobanê direnişi için bir özellikler listesi yapmak değil; hangi özelliklerinin direnişi özgün, anlamlı ve devrimin dönüm noktası kıldığını bir kez daha hatırlamaktır.

Nitekim bu savaş sadece iki karşıt gücün savaşı değil, insani tüm değerlere vahşice saldıran ve bunun karşısına direnen iki cephenin savaşı olarak anlamlılaşıyor, uygarlık ve uygarlık düşmanlığı, ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen arasındaki keskin hatta şekil ve form kazanıyordu. Ve eklemek gerekir ki; eğer siyasal olarak doğru kararı vermenin, öncülük ve önderlik etmenin tarihi direnişlerde yaşamsal bir önemi varsa, bu tutum direnişin odağındaki Kürt özgürlük hareketi tarafından sergilenmekteydi.

Öncelikle Kobanê direnişi ile dört parça Kürdistan’da suni sınırlar anlamsızlaşmış ve Kürt halkı ilk kez bu denli ortak bir ruhla hareket etmeye başlamıştır. Yani Kürt halkı yüz yıllık özlemini ulusal birlik ve ortak mücadele hedefi açısından görünür hale getirmiş, direniş etrafında yeni bir ruh, kimlik ve değerler manzumesi kazanmıştır.

İkincisi; direniş bir demokrasi cephesi yaratmıştır. Bu direniş ile Türkiye’nin devrimcileri, demokratları, kadınları, gençleri, emekçileri, aydınları, yazarları, tüm farklı inanç ve ezilen etnik toplulukları da Kobanê etrafında birleşmiştir. Ulusalcı, milliyetçi, bazı sol faşistler dışında tüm sol demokratik güçler direnişe destek vermek için büyük çaba göstermişlerdir. Direnişte şehit düşen Suphi Nejat Ağırnaslı, Suruç’a dayanışma amaçlı gelen Kader Ortakkaya bu dayanışmanın sembol isimleri olmuşlardır. Ayrıca eklemek gerekir ki, direniş dünyanın tüm sol güçlerini de harekete geçirmiş, geniş bir anti faşist cephe yaratmıştır. Bu bakımdan Kobanê direnişi insanlığın direnişi olmuştur.

Üçüncüsü; direnişi diğer örneklerden ayıran ve özgün kılan en temel faktör direnişin kadın öncülüğünde ve kadın özgürlük ideolojisi ekseninde gelişmiş olmasıdır. Nitekim dönemin Türk başkanı Tayip Erdoğan’ın ellerini ovuşturarak "Kobanê düştü düşüyor" diye naralar attığı günlerde 5 Ekim’de Miştenur Tepesi’nde fedai eylem gerçekleştiren Kürt kadını Arîn Mîrxan cevabını "Kobanê bir ruhtur düşmedi düşmeyecek" olarak vermiştir. Miştenur’da yankılanan bu ses daha sonraları birçok kıtada kadınlar arasında "an’a cevap vermek" olarak yorumlanmıştır.

Bir diğer YPJ komutanı Meryem Kobanê ise, Stalingrad’ın 20. yüzyıl faşizmine geçit vermediğini, Kobanê’nin ise 21 yüzyıl faşizmine geçit vermeyeceğini ifade ederek, kadınların bu direnişe nasıl bir anlam verdiğinin resmini çizmiştir.

Bu bakımdan direniş Kürt kadınları ile diğer halklardan kadınların mücadelesi için bir köprü olmuştur. Arîn Mîrxan’ın ölümsüzlüğe kavuşması Arap, Türkmen, Ermeni ve Süryani kadınlarına da direniş ateşini ulaştırmış, Kobanê’deki Kürt kadınlarının yolunda yürümeye ve onların direnişine ortak olmaya başlamışlardır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Kobanê direnişi yüzyılımızda kendi özel koşullarında şekillenmiş ve form kazanmış yeni bir devrimci sinerji ve ruh yaratmıştır.

Bu ruh zamanıyla sınırlı kalmamış aynı zamanda kendisinden sonraki döneme de etkide bulunarak bir devrimsel süreçle sonuçlanmıştır.

Bu insanlık zaferinin yedinci yıldönümü tüm devrimci direnişçilere ve halklara bir kez daha kutlu olsun!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.