Fransız İstihbaratı-MİT ve Paris Davası

Ferda ÇETİN yazdı —

6 Ocak 2021 Çarşamba - 23:58

  • Fransa Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSE), Ömer Güney’e ait bu telefonlarla konuştuğu kişileri ve bu konuşmaların dökümünü mahkeme dosyasına sunmamış; mahkeme bu bilgileri Türk makamlarından istemiştir. Oysa Fransa’da kayıtlı ve Fransız satelitleri üzerinden yapılan konuşmaların kayıtları ve konuşma dökümü Türkiye’de değil Fransa’dadır.

Paris cinayetlerinin üzerinden 8 yıl geçti. Davanın kanıtları, belge ve bilgileri çok; ancak soruşturma savcıları, mahkeme heyeti ve dava avukatları bu önemli bilgileri dondurarak zamana bırakma konusunda adeta zımni bir işbirliği içine girmiştir.

Fransız istihbaratının dünyanın en etkili örgütlerinden biri olduğu, ABD ve Rusya dahil birçok ülkeyi dinlediği belirtilmektedir. Le Monde Gazetesi 2013 yılında hazırladığı bir haberde, Fransa istihbaratının geliştirdiği devasa kontrol mekanizması ile, Fransa ve Fransa dışındaki bilgisayar iletişimleri, telefon konuşma ve mesajları, facebook ve twitter paylaşımlarını yasalara aykırı bir şekilde kayıt altına aldığı, bu verileri diğer istihbarat örgütleriyle paylaştığı belirtilmiştir.

Fransa’da dış güvenlikle Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSE), İç güvenlikle İç Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSI) ilgilenmektedir. İçeride ve dışarıda bu kadar güçlü olan Fransa İstihbaratı, Paris cinayetleri konusunda bir sorumsuzluk örneği sergilemiş, davanın kapatılması çabası içine girmiştir. Avukatların, Ömer Güney dosyası üzerindeki gizliliğin kaldırılması talebi, istihbarat teşkilatının girişimleri sonucunda reddedilmiştir. İddianameye konu olan bilgiler şöyle;

Ömer Güney, Fransa’da 33 658 46 62 20 no.lu telefonu kullanmış ve bu telefon ile Türkiye’den 13 değişik numarayı aramıştır. Güney’in kullandığı ikinci numara ise 33 669 64 75 91 no.lu telefondur. Bu numaradan sadece bir tek kişi ile,(90 538 275 63 02 no.lu telefon sahibi ile) görüşmüştür.

Fransa Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSE), Ömer Güney’e ait bu telefonlarla konuştuğu kişileri ve bu konuşmaların dökümünü mahkeme dosyasına sunmamış; mahkeme bu bilgileri Türk makamlarından istemiştir. Oysa Fransa’da kayıtlı ve Fransız satelitleri üzerinden yapılan konuşmaların kayıtları ve konuşma dökümü Türkiye’de değil Fransa’dadır. Türkiye’nin bu talebi karşılamayacağı bilindiği halde, Türkiye’den istenmesinin makul ve mantıklı hiçbir yanı yoktur.

Fransa İç Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSI) ise, Ömer Güney’le irtibat içinde olan ve 30 Ağustos 2012 - 20 Ocak 2013 tarihleri arasında Fransa toprakları içinde bulunan 90 533 163 79 55 no.lu telefonu tespit etmiştir. Ancak bu kişinin kimlik bilgileri ile 4.5 ay Fransa’da yaptığı görüşmelerin dökümünü Türkiye’den talep etmiştir. Oysa bu konuşmanın kayıtları da Fransa’dadır.

DGSE ve DGSI’nin daha açık ve daha vahim başka bir karartma faaliyeti iddianamede açıkça belirtilmiş:

Almanya’daki eski “iş arkadaşı” Ruhi Semen ve oğlu Ümit Semen, Fresnes Cezaevi’ndeki Ömer Güney’le görüşmek üzere başvuru yapıyor. Savcı ve Cezaevi idaresi izin veriyor. Fransız istihbaratı ve polisi de haberdar ediliyor. İddianamede açıkça yazıldığı üzere, görüşme odası ses dinleme cihazlarıyla donatılıyor, kameralar yerleştiriliyor. Kontrol altındaki bu görüşme, iddianameye şöyle geçmiş; “Bu görüşme esnasındaki diyalogların, gürültü filtreleme yöntemiyle ses kalitesinin arttırılması, Türkçe tercümanın dikkatli dinlemeleri ve konuşulanların Türkçe yeniden yazılarak tercüme edilmesi amacıyla görevlendirilen uzmanların da katkılarıyla oldukça anlaşılabilir bir döküm elde edildi... Bu görüşme esnasında, Ömer Güney'in, ziyaret odasındaki gözetlemeyi boşa çıkarmak için farklı hilelere başvurmasının yanı sıra bu ziyareti fırsat bilerek Ruhi Semen’e bir kağıt verdiği de anlaşılıyordu.”

Sonrası mı?

Görüşmeyi izleyen ve kayıt altına alan “dünyanın en güçlü istihbarat örgütü”, Ruhi Semen’in çekip gitmesine müsaade ediyor. Bu rezalet, dava iddianamesine şöyle geçmiş;

“Soruşturma elemanlarının bunun üzerine Ruhi Semen’i dinleme ve Güney’den aldığı bu kağıda/belgeye el koyma çabaları ise başarısız olmuştu. Ruhi Semen, telefonu üzerinden yapılan aramaya cevap vermesine ve ertesi gün (Pazar) LEVALLOIS-PERRET’deki Anti-Terörizm Dairesi (SDAT) binasına geleceğine dair söz vermesine rağmen kaçmayı tercih etmiş ve hızlıca Almanya’ya doğru yola çıkmıştı.”

Fransız istihbaratının dahil olduğu bu tiyatral rezalet bir yana, Ömer Güney işlediği cinayetler dışında, Ruhi Semen ve oğlu Ümit Semen’in de iştirakıyla firara teşebbüs suçu da işlenmiş oluyordu. Ömer Güney’in kaçırılması için planlanan firar suçu için Ek İddianame düzenlenmiştir.

Ek İddianamede; “Bu suçlar Fransa, Almanya ve Türkiye’de, 2013, 2014 ve özellikle de 4 Ocak 2014’de işlenmiş olup, zaman aşımı kapsamında değildir” deniliyor. Firar teşebbüsünün Türkiye ve Almanya ayağı olduğu da açıkça belirtiliyor.

Ömer Güney öldü ama firara teşebbüs suçunun planlayıcısı ve asli elemanları olan Ruhi Semen ve Ümit semen hakkında bir dava açılmadı. Ruhi Semen ve Ümit Semen’in dokunulmazlıkları mı var? Firara teşebbüs Fransa veya Almanya’da suç olmaktan çıktı mı?

HPG’nin elindeki tutuklu MİT Yurtiçi EBF Daire Başkanı Erhan Pekçetin ve MİT İnsan Kaynakları ve Personel Daire Başkanı Aydın Günel, Ömer Güney’in MİT personeli olduğunu belirterek Paris Davası’nın seyrini değiştirecek çok önemli bir bilgi verdiler:

Ömer Güney’in, MİT elemanları ile yaptığı bir görüşme sonrasında Ankara’dan Paris’e dönüş biletini MİT almıştır. Bu bilet Ankara-Yeni Mahalle Batı Lojmanları’ndaki THY acentasından alınmıştır. MİT Daire Başkanı Erhan Pekçetin, bu lojmanlarda MİT görevlileri ve ailelerinin oturduğunu, bu lojmanlara dışarıdan giriş yapılamadığını, dolayısıyla sözü geçen THY acentasının sadece MİT görevlilerinin bilet işlemleri için açıldığını belirtmektedir. Pekçetin, Fransız istihbaratının bu bilgiye ulaştığını; bu bilgiye dayanarak, MİT’ten Ömer Güney’e ilişkin bilgi istediğini, ancak buna yanıt verilmediğini belirtiyor.

Tutuklu MİT daire başkanlarının verdikleri bilgiye göre, Ömer Güney’le cinayet planlaması yapan iki şahıstan biri, MİT Yurt Dışı Etnik Bölücü Faaliyetler Daire Başkanı Uğur Kaan Ayık, diğeri ise MİT Yurtdışı PKK Dairesi Operasyon Şube Müdürü Oğuz Yüret’tir. Katliamdan sonra, bu iki daire başkanı, Tayyip Erdoğan’ın üst görev ataması ile ödüllendirilmişlerdir.

Öyle anlaşılıyor ki Fransa istihbaratını uluslararası üne kavuşturan, partout où nécessité fait loi(zaruretin kanunu yarattığı her yerde) sloganı revize edilerek, “çıkarların ve ihtiyaçların istediği yere kadar”a dönüştürülmüş; Paris’in ortasında MİT’in işlediği bir cinayet, Fransa ile Türkiye arasındaki ticari ve siyasi çıkar ilişkilerine kurban edilmiştir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.