Gazeteciliğin esası ‘objektiflik’ değil ‘dürüstlük’

Dosya Haberleri —

21 Temmuz 2021 Çarşamba - 23:00

  • Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ilişkin haberleri gerekçe gösterilerek 2015’te Türkiye’den sınırdışı edilmişti. PKK gerillalarına dair Flemenkçede yayımlanan kitabıyla “gazetecilik intikamını” aldığını belirten Geerdink, “Kürdistan’da olmayı, oradan yazmayı özlüyorum. Özellikle Rojava’da olmak isterdim, çünkü Rojava ilham verici benim için” diyor.

SERDA DEMİR

 

İstanbul’da muhabirlik yaptıktan sonra 2012 yılında Amed’e taşınan Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink, Kürdistan’da yerleşik olan tek batılı gazeteci olarak yıllarca sürdürdü çalışmalarını. Ancak Geerdink, 2015 yılında “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla gözaltına alındıktan sonra sınırdışı edilerek çok sevdiği Amed şehrinden zorla koparıldı. Sınırdışı edildikten sonra bir yıl boyunca PKK gerillalarının yanında kaldı ve 2018 yılında Felemenkçede “Bu Ateş Asla Sönmez” kitabını çıkardı.

Türkiye’de 6 yıl süren davadan geçtiğimiz ay beraat eden Geerdink, tazminat davası açtı. Ülkeye yeniden girebilmek için başlattığı hukuksal süreç ise hala devam ediyor.

Frederike Geerdink ile davası dışında kitabını ve Türk devletinin artan saldırılarını konuştuk.

 

Gerçeği yaşayıp yazmak istedim

Bu yıl Şubat ayında İngilizcesi çıkan “Bu Ateş Asla Sönmez” kitabını Kürtçede de çıkarmak istediğini belirten Geerdink, bir yıl boyunca dağda kalma fikrinin nasıl geliştiğini anlatıyor: “PKK’yi daha farklı bir şekilde göstermek istedim. Bakur’da çalıştığım zamanlarda esasen halktan insanlarla konuşuyordum. Benim çizgime uygun olan da buydu: Tabanla konuşmak. Bu nedenle Cemil Bayık veya Besê Hozat gibi önderlik konumunda olanlarla yaptığım röportajlar yetersizdi. Gerillalarla zaman geçirip onların ne düşündüğünü, kendilerini nasıl geliştirdiklerini de görmem gerekiyordu.”

Geerdink, kitabı yazmaya karar verdiğinde onu neyin beklediğini bilmiyordu ama gözlemlediği her şeyi dürüstçe yazmaya kararlıydı: “Bence gazeteciliğin esas kelimesi ‘objektiflik’ değil ‘dürüstlük’tür. Anaakım medyanın yaratmak istediği imaja karşı daha doğru olanı yansıtmak istedim. Bu da yalnızca deneyimlerimi, gözlemlerimi ve savaşçıların hikayelerini dürüst bir şekilde yazarak mümkün olabilirdi. Bunu şimdiye kadar kimse yapmadı. PKK, 1984 yılından beri silahlı mücadele yürütüyor. Geçmişte koşulların daha uygun olmasına rağmen hiçbir Batılı gazetecinin böyle gitmemiş olması, gerçekten tuhaf.”

Geerdink, İstanbul’da yaşadığı yıllarda da PKK ile ilgili haberler yazıyordu, ancak bu haberler çalıştığı basın organları tarafından sadece bir eylem olduğunda isteniyordu, çünkü anaakım medya için yalnızca birçok ölümün olduğu eylemler haber niteliği taşıyordu. Geerdink, artık o tarz gazeteciliği sürdürmek istemiyordu. Daha fazla gezmek, araştırmak ve insanlarla konuşmak, gerçekleri daha iyi anlamasını sağlamıştı.

“Kendi gözlerimle görünce mücadelenin yalnızca şiddet içermediğini, daha geniş bir şey olduğunu anladım. Dağa giderken pek hazırlık yapmamıştım, çünkü beni neyin beklediğini bilmiyordum. İyi ki bir yıl kalmışım, eğer 3 ay gibi bir süre kalsaydım mücadeleyi anlamam için yetersiz olurdu. Bir yıl kalarak o hayatın bir parçası oldum ve bu, mücadeleyi anlamam için gerekliydi. İnsanlar dağın yalnızca şiddetten oluştuğunu sanıyor, ki bu anlaşılır, çünkü öyle yansıtılıyor. Kitabımda bunun böyle olmadığını yazdım. Yazarken de oradaki ortamı hissettirmeye, okuyucuyu oradaki günlük yaşama götürmeye çalıştım.”

‘Ne yapacağıma karar veremezler’

Geerdink’in PKK ile ilgili kitap yazma fikri sınırdışı edildikten sonra oluşuyor. “Devlet baskısının dağa gidip kitap yazma kararını tetiklemiş olma ihtimali var mı” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Sınırdışı edilmemden dolayı bir tepki olarak yazmadım kitabı elbette ama etkisi oldu. İntikam sadece şiddet demek değildir. Anadilini öğrenerek de intikam alabilirsin, kitap yazarak da. Türk devleti beni sınırdışı edebilir ama benim ne yapacağıma karar veremez. Aslında bu benim için biraz da gazetecilik intikamıydı.”

 

‘Çok şey öğrendim’

Avrupalı bir gazeteci olarak bir ilke imza atan Geerdink, yaşadıklarının onu etkilediğine değiniyor. Kendi deyimiyle “beyaz biri olarak” biriktirdiği deneyimlerin onun yalnızca Kürdistan’a değil, Hollanda’ya olan bakışını da değiştirdiğini anlatıyor: “PKK’den çok şey öğrendim. PKK ile birlikte güçler dengesini, eşitsizliği daha iyi anladım diyebilirim ve bu da benim için çok değerli. Dağda kaldığım sürede daha fazla teorik ve ideolojik birikime sahip oldum. Bunlar da bana geri döndükten sonra çok faydalı oldu. Kitabı bitirdikten sonra ne yapmam gerektiğini düşündüm ve güç yapıları konusuna eğilmeye karar verdim. Gazetecilik mesleğinin özü de bu zaten. Maalesef birçok gazeteci bunu yapmıyor.”

Erdoğan karşıtı söylemlerde bulunan hiç kimsenin güvende olmadığı zamanlarda kendi güvenliğine dair kaygı taşımadığını belirtiyor Geerdink. “Hiç endişe duymuyorum. Kolları Avrupalara uzansa da ben onlar için öncelik değilim. Herhangi bir sorun da yaşamadım. Sınırdışı edilmemden kısa bir süre sonra bir markette karşılaştığım Hollanda’da yaşayan bir Türk, ‘Sen teröristlerle çalışan gazeteci değil misin?’ diye sormuştu. Başka da bir şey yaşamadım. Ki AKP tabanının çoğu da pek bilmez benim yaptığım işleri.”

 

  • Türkiye’de saldırılar ve baskının artığını ancak Avrupa’nın tek derdinin mültecilerin ülkelerine girmemesi olduğunu vurguluyor Geerdink. “Bunlar tam alçak! Aynen böyle yazabilirsin” diye ekliyor, kendinden emin bir şekilde.

 

‘Rojava bana ilham veriyor’

Geerdink’in Kürdistan’la ilgili çıkardığı kitaplar dışında farklı çalışmaları da var. Medya News sayfasında köşe yazıları yazıyor ve kendi çıkardığı Expert Kurdistan isimli haber bülteni var. Üyelerine mail üzerinden Kürdistan’la ilgili haftalık haberler yolluyor. “Çıkardığım haber bülteni beni mutlu ediyor, çünkü gündemi sıkı takip etmemi sağlıyor. Şu an uzaktan yazmak zorundayım ve bu daha zor. Kürdistan’da olmayı, oradan yazmayı özlüyorum. Özellikle Rojava’da olmak isterdim, çünkü Rojava ilham verici benim için. Şu an yalnızca Kürdistan’la ilgili değil, Hollanda gündemiyle ilgili de yazıyorum. Genel olarak ‘güç yapıları ve bunları alaşağı etmek isteyenler’ başlığıyla farklı konuları ele alıyorum.”

 

Gazetecilik zorlaştı

Geerdink, geçtiğimiz ay “örgüt propagandası yapmak” davasından beraat etmiş olmasını kendisi için bir kazanım olarak görüyor, ancak Türkiye’deki basın özgürlüğü için hiçbir şey ifade etmediğini belirtiyor. Davayı kazanmış olmasını “gelişigüzel bir hareket” olarak değerlendiriyor ve ekliyor: “Davayı kazanmış olmamdan bir sonuç çıkaramayız. Baskı fazlasıyla sürüyor. Belki tutuklu gazeteci sayısı azalmış olabilir, ancak hala devam eden binlerce dava, yurt dışına kaçmak zorunda kalan birçok gazeteci ve yurtdışı yasağı olan bir sürü muhabir var. Yurtdışına kaçanlar Türkiye’de kalsaydı tutuklu olacaklardı. Ayrıca baskının artmasıyla birlikte gazeteciler daha fazla otosansür uyguluyor. Bundan 15 yıl öncesiyle kıyasladığımızda bütün medyanın Erdoğan’ın elinde olduğunu da görebiliriz. Durum gerçekten daha kötü.”

Geerdink davayı kazandı ancak ülkeye giriş yasağı hala sürüyor. Bu nedenle tazminat için yapılan başvurunun yanı sıra Türkiye’ye girebilmek için de işlemler başlatılacak. Peki yasak kalkarsa geri döner mi Amed’e? “Amed’i çok özlüyorum ama yasak kalksa bile orada çalışma koşullarım olur mu, bilmiyorum” diyor.

 

‘Avrupa’nın umurunda değil’

Davayı kazanmasında Hollanda devletinin veya kurumlarının etkisi olmamış. Bunu da şöyle anlatıyor: “Hollanda pek bir şey yapmadı. Gözaltına alındığım süreçte tesadüfen Türkiye’de olan Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders görüşmeler yapmıştı. Ülkedeyken gerçekleşen mahkemeler ve sınırdışı edilme sürecinde de destek aldım, ancak beraat kararında bir etkileri yok. Ki Hollanda bir şey de yapamaz zaten. Ne diyebilirler ki? ‘İnsan hakları ve basın özgürlüğüne dikkat edin’ diyebilirler. Türkiye de, ‘Biz öyle düşünmüyoruz’’ yanıtını verir. Sonra Hollanda, ‘E hadi o zaman ticaret konuşalım mı?’ der ve biter. İşler bu şekilde yürüyor.”

Türkiye’de saldırılar ve baskının artığını ancak Avrupa’nın tek derdinin mültecilerin ülkelerine girmemesi olduğunu vurguluyor Geerdink. “Bunlar tam alçak! Aynen böyle yazabilirsin” diye ekliyor, kendinden emin bir şekilde.

 

Türk devletinin artan saldırıları

Türk devletinin artan saldırılarına değinmişken, onun süreci nasıl değerlendirdiğine dair soruya özetle şu şekilde yanıt veriyor: “Türkiye’nin yarın ne durumda olacağını tahmin etmek çok zor ancak 2023 hayaline göre hareket ettiği net. Erdoğan’ın Kürtlere yönelik artan saldırısının bir nedeni de iç politikadır. Elbette esasen Kürt hareketini yok etmeyi amaçlıyor ve belki de sınırlarını genişletmek istiyor, ki bence Irak ve Suriye buna izin vermeyecektir. Her hamlesiyle tabanını da etkilemeye çalışıyor. PKK içinde önderlik konumunda olan birini katletmeyi hedefliyor, ki böylece ‘Bakın PKK’yi bitirdik’ diyerek etki yaratabilsin. Bunu büyük bir kazanım gibi göstererek, propaganda olarak kullanmak istiyor.”

Haber yazmak için Barış Heyeti’yle birlikte Hewlêr’e giden ve heyetle birlikte de sınırdışı edilen Geerdink, Twitter hesabından “AKP Irak Kürdistanı’nı ele geçirmiş” paylaşımında bulunmuştu. Bu konuyu konuşmaya başlayınca, “Türkiye’nin emirlerine uyulduğu çok açık. Halk savaş istemiyor ama Erdoğan, Barzani yönetimine istediğini yaptırıyor” diyor. PKK’ye karşı çok tehlikeli ve çarpıtıcı propagandaların yapıldığını da ekliyor Geerdink. PKK’nin Türk devletiyle bağı varmış gibi bile göstermeye çalışılan abes çarpıtmaları da anlatıyor ve bu tarz uç ilişkilendirmeler yaparak tabanda PKK’ye karşı tepkilerin oluşmasını sağlamaya çalıştıklarını belirtiyor.

 

  • Beraat etmemde Hollanda’nın bir etkisi yok. Ki Hollanda bir şey de yapamaz zaten. Ne diyebilirler ki? ‘İnsan hakları ve basın özgürlüğüne dikkat edin’ diyebilirler. Türkiye de, ‘Biz öyle düşünmüyoruz’’ yanıtını verir. Sonra Hollanda, ‘E hadi o zaman ticaret konuşalım mı?’ der ve biter. İşler bu şekilde yürüyor.

 

Sur’a bakamıyorum

Yıllarca Amed’de yaşamış olan biri olarak Sur’da hapishaneye benzeyen yeni konutlardan konu açılınca yüzü asılıyor. “Dehşet verici! O görüntülere bakamıyorum. Onların amacı, mirasları yok etmek. Amed, tarihi ve kültürüyle zengin bir yer. Bunu yok etmek istiyorlar. Berbat olan sadece görüntüler değil yani. Geçmişe dair her şeyi ortadan kaldırmak istemeleri korkunç. Baktığımda kötü oluyorum.”

Ardından Amed 5 Nolu Zindanı’nın ‘kültür merkezine’ dönüştürülmesinden bahsediyor Geerdink: “Orayı da aynı niyetle kültür merkezine çeviriyorlar. Farklı amaç olsaydı, çözüm sürecinde adım atılırdı. Şimdiden öngörebiliriz olacakları: Kültür merkezi, Türk bayrakları ve posterleriyle süslenecek ve oraya Kürt çocukları davet edilecek.”

 

Êzîdî soykırımını tanıyorlar ama… 

Sohbetin seyri değişiyor ve Hollanda’da yaşayan gazeteci olarak Hollanda Parlamentosu’nun Êzîdî soykırımını tanımasına dair düşüncelerini paylaşıyor Geerdink. Alınan bu karar, onu pek heyecanlandırmıyor: “Hollanda’nın soykırımı tanıması pek bir şey ifade etmiyor. Êzîdîler 7 yıldır zulümden geçtiler ama Hollanda kılını kıpırdatmadı. Şu an sembolik bir karar almaları ne anlam ifade ediyor ki? Hukuksal olarak bir sonucu ve etkisi yok. Önergeyi sunan milletvekilinin niyetini sorgulamıyorum ama parlamento olarak hukuksal sonuçları olmayan bir kararı onaylamak kolay. ‘Şengal’i haritada gösterin’ diye sorsanız yerini bile bilmezler. Şengal’de durum hala içler acısı. Birçok güç orada Êzîdî halkını parçalamaya çalışıyor. Ayrıca oradaki kamp koşulları da malum. Hollanda şimdiye kadar soykırımı tanımadan da bir şeyler yapabilirdi ama yapmadı. Bu karardan sonra ne yapacak, esas önemli olan bu. Elbette Êzîdîler için acılarının tanınması güzel, ancak beklentiler karşılanacak mı, bundan pek emin değilim.”

Hollanda’da Êzîdî soykırımının tanınmasıyla Hollanda vatandaşı olan DAİŞ’li bir kadının ülkeye getirilme süreci aynı dönemde denk geldi. Ülke gündeminde tartışmalar yaratan bu durum hakkında Geerdink, düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor: “Hollanda’da DAİŞ’lilerin getirilmesine tepki gösteren Êzîdîler var ama Avrupa vatandaşı olan DAİŞ’li kadınların buralara getirilmesi gerekiyor. Bu ülkenin vatandaşları olanlar buralarda yargılanmalı. Elbette öncelik mağdur olanların, yani Êzîdî kadınların. Onlar buraya getirilip destek görmeli. Soykırıma uğradıkları kabul edilmişse onlar için harekete geçilmeli.’’

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.