• Kürdistan’da gerilla, yazılmamış tarihin yaratıcısı, yapıcısı ve kurucusudur. Gerilla güncelerinin her biri bir başka edebiyat abidesi gibidir. İçi umut, sevda, tutku, kavga dolu… Kararlılık ve fedailikle dolu bir dünyadır gerillanın edebiyat büyüsü.”

 

KEMAL KARER

Gerilla ve edebiyat denince aklıma hep Bazil Nikitin’in “Kürtler ve Kürdistan mı?!.. Kim bunlar? Nerede bu ülke?” soruları gelir. Çünkü halkımız ve halklarımız insanlığın bu yaşam pınarına o kadar yabancılaşmış ki, ona ad koymak, onu tanımlamak bile öyle bir çırpıda akla gelmez. Hatta o büyülü dünyanın içinde olanlar ve bizzat hem yaratıcısı hem de paylaşanı olanlar bile onu anlamlandırmaktan uzak dururlar. Öyle dokunmak da kolay değildir. Dokunsan sanki büyü çözülecek, yaşamın sırrına erişilecek ve arayış sonlanacakmış gibi içsel bir dürtüyle herkes uzak durur. 

Onun için şimdiye kadar kimse cesaret edip de bu büyülü dünyaya dokunamamıştır. İlk kez şehit Sait Üçlü arkadaş birkaç kez dokunmaya çalışmış ama O bile bu büyülü dünyanın hışmına uğrar gibi son sözlerinde “bir devrimciye hastalıktan şehit düşmek yakışmıyor” diyebilmiş, ama ardından o büyülü dünya onu da kendisine çekerek alıp gitmiştir. Bu büyülü dünya aynı zamanda hem çekme hem de itme gücüne sahip muazzam bir enerji kaynağıdır. Kabul ettiklerini kendisine çekiyor, reddettiklerini ise fırlatıp atıyor.         

Genel anlamda askeri literatürde gerilla için “kurallı kuralsızlık” tanımı yapılır. Yani düzenli ordulara göre kuralsız ama kendi iç yapısında da çok kurallı bir yapıdır gerilla. Düzenli ordu tamamen emir komutaya göre hareket ederken, gerilla daha çok öz iradeye ve öz güce göre kendisini var eder. Biri ezbere ve robotlaşmaya giderken gerilla yaşamı kolektivizme, özveriye, fedakarlığa ve adanmışlığa göre şekillenir. Bu nedenle de gerilla yaşamı muazzam bir disiplin ortamıdır. Büyünün gücü de bu disiplinden gelir. Adeta içine girmeden büyünün tılsımını çözmek mümkün değildir. Tıpkı herhangi bir kitapçının önünden geçerken vitrinde duran “Kürtler” kitabına anlam veremeyenler gibi uzaktan bakınca gerilla yaşamına da anlam vermek gerçekten çok zordur.

Çünkü Kürdistan’da gerilla yazılmamış tarihin yaratıcısı, yapıcısı ve kurucusudur. Her şeyi kendine hastır. Hiçbir şeyi daha önceden tecrübe edilmiş, yaşanmış yaşam hikayesine göre değildir. Kaldı ki, hiçbir halk Kürt halkı kadar uzun bir zamana yayılmış savaş gerçeğini yaşamamıştır. Kürt halkı, dolayısıyla onun gerillası da neredeyse yarım asra dayanmış bir direniş geleneğine sahip. Savaşın bu kadar uzamış olması da aslında başlı başına bir edebiyat konusudur. Yani savaşın her aşaması, her hamlesi kendisiyle birlikte efsaneler yaratmış bir savaştır. Mazlum Doğan’dan Dörtlere, Dörtlerden 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucuna; efsanevi komutan Agît yoldaşa, Bêrîvanlara, Sema ve Zilanlara; Güneşimizi Karartamazsınız kahramanlarına kadar uzanan zinciri anlamak ve anlatmak öyle kolay değildir. Hatta ve hatta Sema yoldaşın; “Kendimde bütün beşeri zaafların ayartıcı gücünü son bir kez gördüm ve yendim” dediği gibi kendinde büyük değişim ve dönüşümü yaşamamış olanların gerillanın büyülü dünyasına girmesinin de şansı yoktur.

Nitekim yine Sema Yüce yoldaşın “Özgür yaşam, özgür kadın tutkum bana bunu emrediyor. Başkan Apo’ya bağlılık andımın, bu tutkunun ateşinde kül olmak ve bu küllerden yeniden kendini yaratmak olduğunu şimdi daha iyi kavrıyorum” dediği gibi yeni yaşamın sırrı gerillada kendini kendi küllerinden yeniden yaratmakla mümkün hale geliyor. Onun için, bu tarihi yaratımlar olmadan gerillanın edebiyat dünyasına girmek bile zordur.

Bu nedenle hali hazırda gerillanın edebiyat dünyasını elimize geçen günlüklerde ve anılarda okumaktan başka seçeneğimiz kalmıyor. İşte yukarıda da Sema yoldaştan örnek verdiğimiz gibi gerilla günlüklerinde yurtseverliği, amaca olan bağlılığı, onu aşk düzeyinde yaşamayı yine onlardan öğrenmek durumundayız. Çünkü en değme edebiyatçı bile ancak ve ancak kendisinden hareketle öykü ve roman konusu yaratabilir. Hiçbir yazarın kendisine çarpmayan imgeyi yakalaması mümkün değildir.

Dolayısıyla gerilla anıları ve günlükleri kısa kısa da olsa imgelemenin ve kahramanlaşmanın en üst zirvelerini bize sunmaktadır. Zilan yoldaş olmadan “anlamlı bir eylemin ve anlamlı bir yaşamın sahibi olmak istiyorum” cümlesini kim kurabilirdi ki? Çünkü eylemsiz ve edinimsiz bir cümle değil.

Ve Bêrîtan yoldaş olmasaydı, hangi edebiyatçının kaleminden “kan gölü içinden yüzerek gelen güneş tam bir doğa harikası. ‘Al şafaklarımızda batan güneşi, bir an için bile olsa birlikte seyre durma’ özlemim özlemini depreştiriyor. Kanlı bıçaklı olduğum, yedi kollu bir ahtapot gibi yüreğimi saran ayrılığın sancısının namına; ülkeme duyduğum sevdamla, kavgama duyduğum sevdamla, kurşuna, kara barut kokusuna olan sevdamla beynim ve yüreğim dimdik ayaktayım ve güçlüyüm” dediği bu cümleleri damıtılabilirdi ki?

Gerilla güncelerinin her biri bir başka edebiyat abidesi gibidir. Kimi zaman yavan, sadece günlük yaşamın hengamesini not ederken kimi zaman da imgenin zirvelerini işlerken beşeri olan her şeyi görmek mümkündür gerilla edebiyat dünyasında. Öyle bir dünyadır ki o, içi umut dolu, sevda dolu, tutku dolu, kavga dolu, tepeden tırnağa inanca kesilmiş adanmışlık, kararlılık ve fedailikle dolu bir dünyadır gerillanın edebiyat büyüsü.