• Zanyar Omrani’nin Sûryar belgeseli, 2018’de Fransa’yı sarsan Sarı Yelekliler hareketini alışılmışın dışında bir portreyle anlatıyor. Sürgündeki Rojhilatlı Keyumars’ın tanıklığı üzerinden hareketin kapsayamadığı kesimleri görünür kılıyor. Belgesel artık YouTube ve Vimeo’da çevrimiçi.

REWŞAN DENİZ

Sarı Yelekliler hareketi bu ay Fransa’da öğrencilerin öncülüğünde gelişen protestolarla birlikte yeniden sokağa çıkmaya başladı. 2018’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa ve yaşam maliyetlerinin yükselmesine karşı başlayan hareket, bugün de ekonomik eşitsizliklere ve toplumsal adaletsizliklere karşı sesini yükseltiyor. Zanyar Omrani’nin geçen yıl yayımlanan ve Sarı Yelekliler hareketini odağına alan Sûryar belgeseli artık YouTube ve Vimeo üzerinden çevrimiçi olarak yayında.

Zanyar Omrani’nin Sûryar belgeseli Fransa’da Sarı Yelekliler adıyla bilinen ve 2018’de banliyölerden başlayarak ülke geneline yayılan toplumsal harekete odaklanıyor. Fransa’da sürgünde yaşayan Rojhilatlı Keyumars’ın tanıklığına yer veren belgesel, Sarı Yelekliler’in alışılmışın dışında bir portresini çiziyor. Zira Keyumars, artan benzin fiyatları nedeniyle sokağa çıkmak zorunda kalanların aksine bu fiyatları protesto etmesine neden olacak bir arabaya bile sahip değil. Bu çelişki, ekonomik baskılardan etkilenen herkesin toplumsal hareketlerde aynı ölçüde temsil edilmediğini de ortaya koyuyor. Sûryar, böylece hem Sarı Yelekliler hareketinin dışında bıraktığı insanları hem de Fransa’nın mevcut toplumsal düzeni tarafından kıyıya itilen kesimleri anlatıyor.

Zanyar Omrani

Sarı Yelekliler’in görünmeyen yüzü

2018’in son aylarında kitleselleşen Sarı Yelekliler hareketi, başlangıçta akaryakıt fiyatlarına ve yaşam maliyetlerine yönelik bir tepki olarak ortaya çıksa da kısa sürede daha kapsamlı bir toplumsal hoşnutsuzluğun ifadesine dönüştü. Ekonomik güvencesizlik, satın alma gücündeki düşüş, siyasal karar alma süreçlerinden dışlanma ve toplumsal eşitsizlikler, hareketin temel dinamikleri arasında yer aldı. Hareketin toplumsal bileşimi üzerine tartışmalar ise özellikle Arap ve Afrikalı göçmen ailelerin ikinci ve üçüncü kuşaklarından gelen Fransızların protestolarda neden daha az görünür olduğu sorusunu gündeme getirdi. Sûryar, bu eksik temsile ve hareketin kapsayamadığı deneyimlere odaklanarak Sarı Yelekliler’in sınırlarını da görünür kılıyor.

Genellikle aynı çerçevede ele alınmayan hikayeleri yan yana getiren Sûryar, bugün Fransa’yı sarsan krizlerin birbirinden bağımsız olaylar olmadığını ortaya koyuyor. Sarı Yelekliler’den Siyah Yelekliler’e, oturma izni olmayan göçmenlerin mücadelesinden kendini ateşe veren öğrencilere, işçi bahçelerini koruma mücadelesinden polis şiddetine ve büyük kentsel projelere uzanan bu hikayeler aynı toplumsal tablonun farklı parçalarını oluşturuyor. Her biri kökleri onlarca yıllık ekonomi politikalarına, kentsel dönüşüm süreçlerine, özelleştirmelere, iktidarın merkezileşmesine ve derinleşen eşitsizliklere uzanan aynı ağacın dalları gibi birbirine bağlanıyor.

Mücadele sokakta şekilleniyor

Fransa özellikle 1983’te François Mitterrand yönetiminin ekonomik politika değişiminin ardından neoliberal ekonomi politikalarına yöneldi. Sonraki yıllarda farklı hükümetler altında sürdürülen bu yönelim, piyasa mantığının toplumsal yaşam üzerindeki etkisini artırırken çalışma hayatındaki güvencesizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizlik tartışmalarını da derinleştirdi. Fransa’yı bu açıdan ayırt eden unsurlardan biri, toplumsal dönüşümlere karşı gelişen sınıf mücadelesinin sokakta aldığı biçim. Ekonomik ve siyasal kararlar yukarıdan alınırken halk sınıfları ve ücretli çalışan kesimler bu kararların sonuçlarıyla gündelik yaşamlarında yüzleşiyor. Sûryar, farklı toplumsal hareketlerin kesiştiği bu gerilimin görsel bir kroniğini sunuyor.

Modernleşmenin gölgesinde kalanlar

Belgeselin anlattığı toplumsal kriz, yalnızca ücretler ve akaryakıt fiyatlarıyla sınırlı değil. La Défense’ın gökdelenleri yükselirken, Grand Paris Express gibi büyük ulaşım projeleri milyarlarca euroluk yatırımlarla ilerlerken ve Paris küresel bir cazibe merkezi olarak yeniden şekillenirken kentin çeperlerinde farklı bir gerçeklik yaşanıyor. Oturma izni almak için yıllardır mücadele eden aileler, çalıştıkları halde yoksulluk içinde yaşayan işçiler, kira ödemekte zorlanan öğrenciler, satın alma güçleri azalan emekliler ve kamu hizmetlerine erişimde güçlük çeken kesimler, bu dönüşümün dışında kalıyor. Böylece ekonomik büyüme ve modernleşme söylemi ile bu süreçlerin toplumsal maliyetlerini üstlenen insanların gündelik yaşamları arasındaki çelişki belirginleşiyor.

Kent kimin?

Sûryar, bu çelişkiyi kentsel dönüşüm ve kent hakkı üzerinden de ele alıyor. Fransız filozof Henri Lefebvre’in geliştirdiği kent hakkı kavramı, kent sakinlerinin yalnızca kentte yaşama değil kentin nasıl şekilleneceğine ilişkin kararlara katılma hakkını da içeriyor. Aubervilliers’deki işçi bahçelerinin imar projeleri nedeniyle küçültülmesi, düşük gelirli ailelerin kent merkezlerinden uzaklaşmak zorunda kalması ve mahallelerin soylulaştırma baskısıyla dönüşmesi, bu hakkın kimler için geçerli olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Çatışma yalnızca arazi kullanımıyla ilgili değil kentin kime ait olduğu, kalkınmanın kimlerin yararına gerçekleştiği ve demokratik karar alma süreçlerinde kimin söz sahibi olduğu ile ilgili.

Belgeselin temel özelliklerinden biri de toplumsal çatışmaları basitleştirmeyi reddetmesi. Film, bütün polisleri canavar ya da bütün göstericileri kusursuz kahramanlar olarak sunmuyor; her kentsel projeyi de doğası gereği yıkıcı kabul etmiyor. Bunun yerine, kent ve ekonomi hakkında alınan kararların, sonuçlarından en ağır biçimde etkilenecek insanların katılımı olmadan belirlenmesinin yarattığı sorunlara odaklanıyor. Böylece izleyiciyi sokaktaki olaylardan bu olayları şekillendiren toplumsal ve siyasal yapılara yönlendiriyor.

Kentin çeperindekilerinin hayatları

Aylar boyunca devam eden Sarı Yelekliler gösterileri, kamusal alanların, gişelerin ve sanayi bölgelerindeki dönel kavşakların işgaliyle Fransa’nın gündelik yaşamını etkiledi. Covid-19 salgını hareketin görünürlüğünü azaltırken toplumsal hoşnutsuzluk ortadan kalkmadı. Emeklilik reformuna karşı düzenlenen kitlesel protestolar da halkın ekonomik ve siyasal karar alma süreçlerine yönelik itirazlarının sürdüğünü gösterdi. Yürütme organının, güçlü toplumsal muhalefete rağmen yasaları ilerletebilmesini sağlayan anayasal mekanizmalar ise temsil krizi ve demokratik katılım tartışmalarını daha da belirginleştirdi.

Sûryar, bu yönüyle yalnızca Sarı Yelekliler hareketini değil, farklı toplumsal mücadelelerin ortak zeminini de anlatıyor. Kentin çeperlerinden işe gidebilmek için yüksek akaryakıt fiyatlarını karşılamak zorunda kalan ücretli çalışandan, güvencesiz koşullarda çalışan göçmene, kamu hizmetlerindeki baskılarla mücadele eden çalışanlardan yaşam koşullarını protesto eden öğrencilere kadar pek çok insan, aynı toplumsal düzenin farklı sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor.

Kriz içindeki cumhuriyet

Birbirinden farklı görünen bu hikayeleri yan yana getiren Zanyar Omrani’nin geçen yıl yayımlanan Sûryar belgeseli, Fransa’daki toplumsal eşitsizliklerin, dışlanmanın ve siyasal temsil krizinin birbirine bağlı boyutlarını ortaya koyuyor. Sarı Yelekliler hareketinin ötesine geçen film, kriz içindeki bir cumhuriyetin portresini çiziyor.

Sûryar belgeselini aşağıdaki bağlantılardan izleyebilirsiniz:

YouTube: https://youtu.be/RvKRYBJCR_E

Vimeo: https://vimeo.com/1212881494