• Gezi Direnişi'nin 13’ncü yıl dönümü anmasına katılanlar konuştuk. DİSK Yapı Yol Sen Genel Başkanı Özgür Karabulut, "Demokrasi, barış ve adalet için birlikte mücadele etmekten başka bir yol yok" diye konuştu.
  • Polis ablukası altında görüştüğümüz Derya Yıldırım, "Bugün dönüp baktığımızda, o dönemde ortaya çıkan dayanışma ve ortak mücadele kültürüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum" dedi.
  • Sanatçı Deniz Akaslan, "Kürt halkının mücadelesinde Gezi’nin ruhunu görmek mümkündür. Gezi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir deneyim değil; bugün devam eden mücadelelerin içinde de yaşamaktadır" diye vurguladı.

 

ERDOĞAN ALAYUMAT

Gezi Parkı direnişinin üzerinden 13 yıl geçti. 2013 yılının Mayıs sonunda İstanbul’daki Gezi Parkı’nda birkaç ağacın kesilmesine karşı başlayan nöbet, kısa süre içinde Türkiye tarihinin en geniş katılımlı toplumsal itiraz hareketlerinden birine dönüştü. Milyonlarca insan yalnızca bir parkı savunmak için değil; yaşam tarzına müdahale olarak gördükleri uygulamalara, artan otoriterleşmeye, polis şiddetine, kentlerin rant projeleri uğruna dönüştürülmesine ve demokratik kanalların daralmasına karşı sokaklara çıktı.

Gezi’nin ortaya çıkardığı tablo, farklı siyasi görüşlerden, inançlardan ve toplumsal kesimlerden insanların ortak bir demokrasi talebinde buluşabilmesiydi. Parkın korunması ilk çıkış noktası olsa da eylemler kısa sürede ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, kent hakkı, adalet ve demokratik katılım taleplerinin yükseldiği bir zemine dönüştü.

Kışla da geri adım

Gezi eylemlerine katılan milyonlarca insanın tek bir talebi yoktu. Ancak öne çıkan ortak başlıklar ise şunlardı: “Gezi Parkı'nın korunması ve kent politikalarında halkın söz sahibi olması, polis şiddetinin sona ermesi, toplantı ve gösteri hakkının güvence altına alınması, düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi, demokratik katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi, hükümetin yaşam tarzlarına müdahale eden politikalarına son verilmesi ve daha özgür ve çoğulcu bir siyasal düzen kurulması.”

Gezi ablukada

13 yıl sonra geriye dönüp bakıldığında Gezi Parkı'nın yerine planlanan Topçu Kışlası projesi direniş sınucu iptal edildi. Ancak Gezi Parkı bugün de tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. Park fiziksel olarak varlığını sürdürse de yıllar içinde kamusal niteliğinin zayıflatıldığı, yoğun güvenlik önlemleri ve kısıtlamalar nedeniyle toplumsal hafızadaki işlevinden uzaklaştırılarak tamamen insansızlaştırıldı. Bir dönem forumların, dayanışmanın ve kitlesel buluşmaların mekânı olan alan, bugün sık sık polis bariyerleriyle çevrilen ve kamusal kullanım kapasitesi sınırlandırılan bir yer haline geldi.

AKP’nin Gezi takıntısı

Gezi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir protesto hareketi değil; Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve katılım tartışmalarının en önemli dönüm noktalarından biri olarak görülmeye devam ediyor. Destekleyenler açısından Gezi, farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelerek ortak bir demokrasi talebi etrafında buluşabildiği bir deneyim olarak hafızalarda yer ediyor.

Bazı demokratik çevreler tarafından da Türkiye siyasetinde derin kırılmalar yaratan bir süreç olarak değerlendiriliyor. Ancak aradan geçen 13 yıla rağmen Gezi üzerine tartışmaların sürmesi, o dönemde ortaya çıkan taleplerin önemli bir bölümünün hâlâ güncelliğini koruduğunu gösteriyor. Bugün Gezi’nin 13. yılında sorulan temel soru hâlâ aynı: 2013 yılında milyonlarca insanın dile getirdiği demokrasi, özgürlük, adalet ve katılım talepleri ne kadar karşılık buldu?

Otoriter bir rejim inşa edildi

Yeni Özgür Politika Gazetesi olarak bu sorunun yanıtını Gezi Direnişi'nin 13’ncü yıl dönümüne katılan kadınlara, sendikacılara ve sanatçılara sorduk. İlk olarak görüştüğümüz Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Yapı Yol Sen Genel Başkanı Özgür Karabulut, Türkiye'de demokratik haklar ve özgürlükler açısından ciddi bir gerileme yaşandığını söyledi. Karabulut, "Bugün yaşanan tablo, demokratik hakların giderek ortadan kaldırıldığı, AKP’nin adım adım otoriter bir yönetim inşa etmeye çalıştığı bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu durum hem toplumun hem halkların demokrasi talepleriyle hem de bölgenin demokratikleşme ihtiyacıyla açık bir çelişki içerisinde. Yaşananlar, iktidarın giderek daha fazla zor politikalarına yöneldiğinin göstergesidir" dedi.

Mücadeleden başka yol yok

Bu tablo karşısında farklı toplumsal kesimlerin ortak bir mücadele hattında buluşması gerektiğini belirten Karabulut, "AKP artık bu topluma baskıdan, zorbalıktan ve kötülükten başka bir şey sunmuyor. Buna karşı duran tüm kesimlerin ise birleşmesi ve ortak mücadele yürütmesi gerekiyor. Emek mücadelesiyle halkların özgürlük mücadelesi yan yana gelmeli, ortak bir zeminde buluşmalıdır. Çünkü bugün AKP’nin temel hedeflerinden biri, kendi dışındaki bütün toplumsal dinamikleri birbirinden koparmak ve onları birbirine düşman hale getirmektir. Bu oyuna gelmemek gerekiyor. Demokrasi, barış ve adalet için birlikte mücadele etmekten başka bir yol yok" ifadelerini kullandı.

‘Umudu büyütmeye devam ediyoruz’

Gezi Direnişi'nin bu birlikteliğin en güçlü örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Karabulut, "Gezi bunun en önemli örneklerinden biriydi. Bundan 13 yıl önce bu sokaklarda büyük bir umut inşa edilmişti. Ortak yaşamın, dayanışmanın ve birlikte mücadelenin güçlü bir örneği ortaya çıkmıştı. Gezi’ye bir anlamda bir 'komün' demek mümkündü. Bugün ise Taksim neredeyse tamamen abluka altında. Meydanın etrafında yoğun güvenlik önlemleri var ve insanların bir araya gelmesi engellenmeye çalışılıyor" diye konuştu. Tüm engellere rağmen mücadele edenlerin umudu büyütmeye devam edeceğini ifade eden Karabulut, "Buna rağmen bir avuç insan bütün engelleri aşarak buraya gelmeyi başardı. Aynı şekilde, bu topraklarda umudu, adaleti ve demokrasiyi yeniden kuracak olanlar da yine mücadeleden vazgeçmeyen insanlar olacak. Geleceği birlikte kuracak olan şey, ortak mücadele ve dayanışma olacaktır" dedi.

Demokratik normlarda geriye gidiş

Uluslararası demokrasi ve özgürlük endekslerinde Türkiye'nin sıralaması son yıllarda önemli ölçüde geriledi. Toplantı ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler arttı. 1 Mayıs, kadın yürüyüşleri, LGBTİ+ etkinlikleri ve çeşitli protestolar sık sık yasaklarla veya polis müdahaleleriyle karşılaştı. Özellikle Taksim Meydanı ve Gezi Parkı çevresi, 2013 yılından bu yanan en ufak bir etkinliğin yapılmasına bile izin verilmiyor.

Polis ablukası altında görüştüğümüz Derya Yıldırım ise Gezi deneyiminin sonraki toplumsal hareketler üzerindeki etkisini değerlendirdi. Yıldırım, Gezi’nin en önemli yönlerinden birinin farklı kesimlerin bir araya gelebilme kapasitesi olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Gezi’nin bu toplum açısından en önemli anlamlarından biri, birbirinden çok farklı kesimlerin ortak bir amaç etrafında bir araya gelebilmiş olmasıydı. Farklı siyasi görüşlerden, farklı yaşam tarzlarından ve farklı toplumsal kesimlerden insanlar, o günlerde aynı meydanlarda buluşarak iktidarın politikalarına karşı birlikte direnebildi. Bence Gezi’yi Gezi yapan en önemli özelliklerden biri de buydu. İnsanların farklılıklarını bir kenara bırakmadan, onları koruyarak ortak bir mücadele zemini yaratabilmeleri çok değerliydi.”

Gazi sadece bir protesto değildi

Gezi’nin yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda güçlü bir demokratik deneyim olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Gezi aynı zamanda güçlü bir demokratik deneyimdi. Meydanlarda, parklarda ve forumlarda insanlar yalnızca itirazlarını dile getirmedi; aynı zamanda birlikte düşünmeyi, tartışmayı ve ortak kararlar almayı da deneyimledi. Farklı görüşlerin yan yana gelebildiği, insanların birbirini dinlediği ve fikirlerini özgürce ifade edebildiği bir ortam oluşmuştu. Belki herkes her konuda aynı düşünmüyordu ama ortak bir hedef doğrultusunda birlikte hareket etmenin yollarını arıyordu. Bu açıdan bakıldığında Gezi, yalnızca bir direniş değil, aynı zamanda demokratik bir birlikte yaşam deneyimiydi" ifadelerini kullandı.

Bugün Gezi’nin mirasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu belirten Yıldırım, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: "Bugün dönüp baktığımızda, o dönemde ortaya çıkan dayanışma ve ortak mücadele kültürüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Toplumun farklı kesimlerinin yeniden bir araya gelebildiği, birbirini dinleyebildiği ve ortak sorunlara birlikte çözüm üretebildiği alanların çoğalması gerekiyor. Gezi’nin bıraktığı en önemli miraslardan biri de buydu. Farklılıklarımıza rağmen yan yana durabilmek, ortak bir gelecek için birlikte söz kurabilmek ve demokratik bir zeminde mücadele edebilmek. Bugün yeniden ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak bu birliktelik ve dayanışma ruhudur.”

Cezaevindeki isimler

Gezi Parkı eylemlerinin ardından başlayan yargı süreçleri de 13 yılın en tartışmalı başlıklarından biri oldu. Gezi Davası kapsamında iş insanı Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılırken, avukat ve milletvekili Can Atalay, şehir plancısı Tayfun Kahraman, film yapımcısı Çiğdem Mater, şehir plancısı Mücella Yapıcı, yapımcı Mine Özerden, akademisyen Yiğit Ali Ekmekçi ve hak savunucusu Hakan Altınay hakkında da hapis cezaları verildi. Gezi’ye katılan milyonlarca insanın demokratik protesto hakkını kullandığını savunan kesimler, bu davaları Türkiye’de sivil toplum ve demokratik haklar üzerindeki baskının sembollerinden biri olarak görüyor.

Gezinin etkisi hala devam ediyor

Sanatçı Deniz Akaslan, Gezi Direnişi'nin yalnızca 2013 yılında yaşanmış bir toplumsal hareket olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Akaslan, "Gezi’yi anarken, onu yalnızca 2013 yılıyla sınırlı bir deneyim olarak değerlendirmemek gerekiyor. Gezi’den bugüne uzanan süreçte 2015’teki Metal Fırtına’yı, işçi grevlerini ve direnişlerini, Kürt halkının özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesini birlikte düşünmek gerekiyor. Aslında bütün bunlar, işçi sınıfının ve ezilen halkların ortak mücadelesinin farklı biçimlerde ortaya çıkışlarıdır. Bu mücadeleleri görünür kılmak ve öne çıkarmak son derece önemli" dedi.

Gezi'nin etkilerinin bugün de farklı toplumsal mücadelelerde yaşamaya devam ettiğini belirten Akaslan, "Gezi Direnişi’ni yalnızca geçmişte yaşanmış ve geride kalmış bir olay ya da nostaljik bir hatıra olarak görmemek gerekiyor. Çünkü bugün iktidarın baskıcı ve otoriter politikalarına karşı ekmeğini büyütmek için direnen işçilerde, yaşamları için mücadele eden kadınlarda, demokrasi ve eşitlik talebiyle mücadele eden Kürt halkında Gezi’nin ruhunu görmek mümkündür. Gezi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir deneyim değil; bugün devam eden mücadelelerin içinde de yaşamaktadır" ifadelerini kullandı.

‘Gezi geçmişte kalan bir hatıra değil’

Gezi'nin mirasının ancak ortak mücadeleyle büyütülebileceğini vurgulayan Akaslan, "Bu mirası büyütebilmenin yolu ise bütün bu mücadele hatlarını, işçi sınıfının öncülüğünde birleşik bir mücadele hattında buluşturmaktan geçiyor. Bugün karşı karşıya kaldığımız baskılar yalnızca önümüze konulan polis barikatlarıyla sınırlı değil. Ana muhalefet partisine yönelik saldırılar da dahil olmak üzere yaşanan tüm gelişmeler, Gezi’nin neden hâlâ önemli olduğunu ve iktidarın bu deneyimden neden rahatsızlık duyduğunu anlamamıza yardımcı oluyor" diye konuştu.

Akaslan, Gezi'nin yalnızca geçmişe ait bir hatıra olarak değil, bugünün mücadelelerine ışık tutan bir deneyim olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. "Bu nedenle tüm siyasi partilerin, emek ve meslek örgütlerinin, kültür-sanat çevrelerinin, aydınların ve bilim insanlarının ortak bir mücadele hattı oluşturmak için daha fazla çaba göstermesi gerekiyor. Gezi’yi yalnızca anmak ya da nostaljik bir hatıra olarak hatırlamak yerine, onun ortaya koyduğu dayanışmayı, ortak mücadele kültürünü ve demokratik değerleri bugün nasıl yeniden inşa edebileceğimizi tartışmamız gerektiğini düşünüyorum" dedi.