• Almanya’da sağın yükselişinin durdurulması gerektiğine işaret eden Federal Alman Parlamentosu (Bundestag) milletvekili Dr. Gregor Gysi, "AfD'yi eleştirmek yetmez; onun görüşlerini çürütmek gerekir. İnsanlara AfD'nin asgari ücrete yapılacak her türlü artışa kesinlikle karşı çıktığını anlatmalıyız" ifadelerini kullandı.
  • Kalıcı barış için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a "umut hakkı"nın uygulanması gerektiğini vurgulayan Gregor Gysi, "AİHM'in 'umut hakkı' kararını son derece önemli buluyorum. Bu karar özellikle Öcalan davası kapsamında verildiği için Türkiye açısından da bağlayıcı bir anlam taşıyor" dedi.
  • Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmek için defalarca başvuruda bulunan ancak Türk makamlarından daha cevap alamadığını belirten Gregor Gysi, "Abdullah Öcalan'ı ziyaret etmeyi başarabilmeyi umut ediyorum. Ve bir gün onun özgürlüğüne kavuşmasını da içtenlikle diliyorum" diye vurguladı.

 

MUHAMMED KAYA/ANF

Almanya Sol Parti (Die Linke), 19-21 Haziran 2026 tarihleri arasında Potsdam'daki Metropolis-Halle'de Federal Kongresi'ni gerçekleştirdi. Kongrede Ines Schwerdtner yeniden eşbaşkanlığa seçilirken, Jan van Aken'in yerine Luigi Pantisano seçildi. Yaklaşık 600 delegenin katıldığı üç günlük kongrede, partinin yeni yol haritası ve ideolojik duruşuna ilişkin program kabul edildi. Federal Alman Parlamentosu'nda Die Linke milletvekili ve Linke Fraktion'un önceki başkanlarından biri olan Dr. Gregor Gysi, partisinin kongresini, "Sol'un yükselişi" ve gençlerin sola yönelimi konularını değerlendirdi. Ayrıca Kürt meselesinin çözümünde Almanya ve Avrupa Birliği'nin (AB) rolü ile "umut hakkı"nın uygulanması gibi konulara dair soruları da yanıtladı.

Gysi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" sonrası İmralı’yı ziyaret etmek için defalarca başvuruda bulunduğunu, ancak Türk resmi makamlardan yanıt alamadığını belirtti. Gysi, ayrıca "umut hakkı"nın uygulanması için AB ve Almanya’nın inisiyatif alması gerektiğini söyledi.

Geçtiğimiz hafta sonu Potsdam'da bir kongreniz vardı. Kongrede birçok yeni konu tartışıldı. Aynı zamanda sizin partinize çok sayıda yeni genç üye katılıyor. Bu yeni kuşak partiyi ve kongrede ele alınan konuları nasıl değiştiriyor?

Elbette değiştik. Son Federal Meclis seçimlerinde elde ettiğimiz yükseliş ve çok sayıda genç üyeyi partimize kazandırmış olmamız bizi değiştirdi. Artık Batı Almanya'da Doğu Almanya'dakinden daha fazla üyemiz var; geçmişte durum tam tersiydi. Aynı şekilde artık yaşlı üyelerden çok genç üyemiz var; bu da eskiden tam tersiydi. Doğal olarak genç insanlar siyasal yaklaşımlarında daha radikal olabiliyorlar. Ancak onlar da zamanla yaşlanacaklar. Başka bir ifadeyle, genç üyeler partinin geleceğini güvence altına alıyorlar ve asıl önemli olan da budur.

Sol Parti yeniden destek kazanırken, aşırı sağ güçler de etkisini artırıyor. Sizce sağın yükselişini kalıcı biçimde durdurmak için ne yapılması gerekiyor?

AfD'yi sadece eleştirmek yetmez; onun görüşlerini çürütmek gerekir. Sürekli yalnızca mülteciler ve Avrupa Birliği’nin konularını tartışmamalıyız. İnsanlara AfD'nin asgari ücrete yapılacak her türlü artışa kesinlikle karşı çıktığını anlatmalıyız. Ayrıca AfD'nin servet vergisini azaltmak istediğini, miras vergisini de kaldırmayı savunduğunu anlatmalıyız. AfD, aslında zenginlerin çıkarlarını savunan bir politika izliyor. Buna rağmen çok sayıda yoksul insan da AfD'ye oy veriyor. Çünkü bu ekonomik politikalar neredeyse hiç tartışılmıyor. AfD sürekli sadece mülteciler ve Avrupa Birliği ile ilişkilendiriliyor. Bazı insanlar belirli mülteci gruplarından ve küreselleşmeden korkuyor. Bu nedenle başka konuları da gündeme taşımamız ve böylece adım adım AfD'ye verilen desteği azaltmamız gerektiğini düşünüyorum.

Almanya'da son kamuoyu yoklamalarına göre Sol Parti'nin oy oranı yüzde 10'un üzerine çıkmış durumda. Aynı zamanda Avrupa'nın birçok ülkesinde sosyal demokrat partiler destek kaybederken, sol partiler yeniden güç kazanıyor. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Sosyalizmin çöküşünden sonra sol hareket büyük ölçüde etkisini yitirmiş. Bu nedenle bugün yaşadığımız sağa yöneliş de tesadüf değildir.

Sol Parti sürekli insan haklarının ve azınlık haklarının önemini vurguluyor. Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda Almanya'nın ve Avrupa Birliği'nin (AB) nasıl bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorsunuz?

Öncelikle Türkiye, hem Asya'nın hem de Avrupa'nın bir parçasıdır. Dolayısıyla bu konu Avrupa Birliği'ni de ilgilendirir. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararları vardır ve bu kararların uygulanması gerekir. Ancak Türkiye'de bu kararlar yalnızca kısmen uygulanmaktadır. Avrupa Birliği bünyesinde, AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetleyen ilgili organlar bulunmaktadır. Avrupa Birliği bu konuda çok daha fazla inisiyatif göstermelidir. Alman hükümeti de aynı şekilde. İkinci olarak şunu unutmamak gerekir: Kürtlerin kendilerine ait bir ulus-devleti yoktur. Bu nedenle onları doğrudan koruyabilecek bir devlet de bulunmamaktadır. Yahudiler, İsrail Devleti'nin kurulmasından sonra çok daha etkili bir korumaya kavuşmuştur. Bir dönem Türkiye'nin mevcut cumhurbaşkanı döneminde umut doğmuştu, ancak bu umutlar daha sonra boşa çıktı. Ben, Kürtlerin Suriye'de, Irak'ta ve Türkiye'de kendi kimlikleriyle, özgür ve tam eşit haklara sahip bireyler olarak yaşayabilmeleri için çok daha fazla uluslararası girişimde bulunulması gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki bugün hâlâ bu hedeften uzağız.

Ama Avrupa'da, özellikle de Almanya'da PKK yasağı nedeniyle birçok Kürt kriminalize ediliyor…

Evet, PKK silahlı mücadele yürüttü. Almanya'nın PKK'yi yasaklaması ve terör örgütü olarak tanıması sürecinde Türkiye hükümetinin ciddi baskısı vardı. Ancak her şeye rağmen ben Abdullah Öcalan ile Suriye'de görüştüm, kendisiyle uzun uzun konuştum. Elbette eleştirilebilecek yönleri vardır. Ancak nihayetinde onun temel amacı Kürt halkının özgürlüğüydü. Silahlı mücadeleyi desteklediği için ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Fakat bugün yeniden bir umut doğmuş durumda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "umut hakkı" ilkesini ortaya koydu. Bu ilkeye göre ömür boyu hapis cezası alan bir kişinin hangi tarihte tahliye ihtimalinin değerlendirileceğinin hukuken belirlenmesi gerekir. Türkiye'de ise bu konuda hâlâ yasal bir düzenleme bulunmuyor. Ben de Türkiye'nin Almanya Büyükelçisi aracılığıyla defalarca Abdullah Öcalan'ı ziyaret etmek için girişimde bulundum. Ancak şimdiye kadar buna izin verilmedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Abdullah Öcalan kararında "umut hakkı" kavramını hukuk ve siyaset literatürüne kazandırdı. Siz bu kavramı hukuki, siyasi ve insani açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daha önce de söylediğim gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu kararını son derece önemli buluyorum. Çünkü bu karar aslında bütün Avrupa için geçerlidir. Bizde de ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen kişiler var. Bu nedenle güvenlik tedbiri kapsamında cezaevinde tutulmaya devam eden kişiler açısından da "umut hakkı"nın nasıl uygulanacağını düşünmemiz gerekiyor. Bu karar özellikle Abdullah Öcalan davası kapsamında verildiği için Türkiye açısından da bağlayıcı bir anlam taşıyor. Türkiye hükümeti ve parlamentosu artık bu konuda bir düzenleme yapmak zorundadır. Çünkü şunu da unutmamak gerekir: Abdullah Öcalan, PKK'nin silah bırakması ve barışın sağlanması yönünde çağrıda bulundu. Bunun da hükümetin alacağı kararlarda bir karşılığının olması gerekir. Eğer gerçekten kalıcı bir barış hedefleniyorsa, bu süreçte onun rolü önemlidir. Ve bunu özgür olduğu takdirde çok daha etkili biçimde yerine getirebilir.

Kürdistan ve Kürt meselesi konusunda Avrupa'nın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? AİHM, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ve Avrupa Parlamentosu gibi kurumların, Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulamaması karşısındaki tutumunu yeterince kararlı buluyor musunuz?

Hayır, kesinlikle yeterince kararlı bulmuyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok doğru ve önemli bir karar verdi. Ancak Avrupa kurumları, bu kararların uygulanması konusunda fazla çekingen davranıyorlar. Türkiye'ye yönelik taleplerini çok daha net ve kararlı biçimde dile getirmeleri gerekir. Avrupa Parlamentosu'ndaki milletvekillerimizin ve diğer parlamenterlerin bu konuda baskıyı artırmalarını umut ediyorum.

Bakanlar Komitesi'nin kararına göre Türkiye'nin haziran ayı sonuna kadar bir eylem planı sunması gerekiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

30 Haziran'da ne olacağını gerçekten merak ediyorum. Eğer o tarihte de hiçbir gelişme olmazsa, bu durumda Avrupa kurumlarının artık aktif biçimde harekete geçmesi gerekir. Çünkü bu süreyi veren de onlardı.

Son olarak iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Hepinize en içten dileklerimi iletiyorum. Her şeyden önce sağlıklı olmanızı diliyorum. Abdullah Öcalan'ı ziyaret etmeyi başarabilmeyi umut ediyorum. Ve bir gün onun özgürlüğüne kavuşmasını da içtenlikle diliyorum.