• Vicdani ret kararını açıklayan 22 yaşındaki Berhat Arslan, bu kararı almasında, arkadaşının askerde şüpheli şekilde yaşamını yitirmesinin etkili olduğunu söyledi. Arslan, kararını aynı zamanda şiddete karşı bir tutum olarak tanımlıyor: “Silahlı uzlaşmayı reddediyorum. Silahların değil insanların konuşması gerekiyor.”
  • Vicdani retçi avukat Göktan Yıldırım ise vicdani ret hakkının yalnızca savaş ve askerlik tartışmalarıyla sınırlı olmadığını belirtti ve ekledi:  “Vicdani ret, barış süreçlerinde de toplumsal barışı inşa etmek için önemli. Eğer barış talep ediyorsak, vicdani ret üzerinden konuşmaya daha fazla alan açmamız gerekir.”

 

ERDOĞAN ALAYUMAT

Vicdani ret, dünyanın birçok ülkesinde düşünce ve vicdan özgürlüğünün bir uzantısı olarak kabul edilirken, Türkiye bu hakkı hâlâ tanımayan az sayıdaki ülkeden biri. Askerlik yapmayı reddedenler; hukuki yaptırımların yanı sıra çalışma yaşamından sağlık hizmetlerine, seyahat özgürlüğünden gündelik yaşama kadar birçok alanda hak ihlalleriyle karşı karşıya kalıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yıllar önce “sivil ölüm” olarak tanımladığı bu durum, vicdani retçilerin yaşamında somut karşılıklar bulmaya devam ediyor. Vicdani retçi Berhat Arslan ve kendisi de vicdani retçi olan avukatı Göktan Yıldırım ile Türkiye’de karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini konuştuk.

Arkadaşımın ölümü etkiledi

Vicdani ret çoğu zaman hukuki bir kavram olarak tartışılsa da ret kararlarının arkasında çoğunlukla kişisel hikayeler bulunuyor. Kısa süre önce vicdani ret kararını açıklayan 22 yaşındaki Berhat Arslan, bu kararında yakın arkadaşının askerlik sırasında şüpheli şekilde yaşamını yitirmesinin etkili olduğunu söylüyor: “2021’de kapı komşum ve yakın arkadaşım Nurullah Yaşar'ın askerlik sırasında yaşamını yitirdiği haberini aldım. Olayın intihar olduğu iddia edildi. Ancak bu ölüm beni uzun süre düşündürdü. Bir insanın askerde neler yaşayabileceğini, hangi koşulların onu böyle bir noktaya sürükleyebileceğini sorguladım. Vicdani ret kararımın arkasında da bu sorgulamanın önemli bir payı var.”

Vicdani ret kararını ani bir şekilde almadığını belirten Berhat,“Yaklaşık bir buçuk senedir düşünüyorum. Nasıl yapabilirim, ne yapabilirim diye düşündüm. Sonunda sesimi duyurmak için İnsan Hakları Derneği (İHD) ile iletişime geçtim” diyor. Türkiye gibi militarist toplum yapısına sahip bir ülkede vicdani ret kararı aile içinde de tartışmalara yol açabiliyor. Ancak Arslan, ailesinin kararına saygı duyduğunu söylüyor: “Ailem, ‘bu senin kararın. Sonuçta biz gitmeyeceğiz askere, sen gideceksin. Kendi özgür iradene göre hareket et’ dedi.”

Vicdani ret neden tanınmıyor?

Türkiye’de vicdani ret hakkının tanınmamasının arkasında yalnızca hukuki değil, tarihsel ve siyasal nedenler de bulunuyor. Cumhuriyet tarihi boyunca askerlik, vatandaşlığın temel unsurlarından biri olarak görüldü. “Her Türk asker doğar” ifadesi, devletin vatandaşlık tanımını şekillendiren temel yaklaşımlardan biri haline geldi. Askerlik yapmak uzun yıllar boyunca hem yurttaşlık görevinin hem de erkekliğin önemli göstergelerinden biri olarak kabul edildi. Bu nedenle vicdani ret, devlet tarafından çoğu zaman vatandaşlık anlayışına yönelik bir itiraz olarak algılandı. Vicdani retçi avukat Göktan Yıldırım'a göre Türkiye'nin bu hakkı tanımamasının arkasında ideolojik nedenler de bulunuyor. Yıldırım, “Türkiye aslında bu hakkı tanıması gerektiğini biliyor. Ancak siyasi iktidarlar savaş söylemlerinden beslendikleri, askerliği Türklük inşası ve politik erkekliğin inşası için ideolojik bir araç olarak gördükleri için bu alanı daraltmak istemiyorlar” diyor.

Özellikle Kürt sorunu nedeniyle onlarca yıl süren çatışmalı süreç ve güvenlik merkezli devlet politikaları, askerlik hizmetine yönelik eleştirilerin ve ret taleplerinin çoğu zaman güvenlik perspektifiyle değerlendirilmesine yol açtı. Avrupa kurumları ve insan hakları örgütlerinin yıllardır yaptığı çağrılara rağmen Türkiye'de vicdani ret hakkını tanıyan kapsamlı bir yasal düzenleme hayata geçirilmedi.

Firar suçlaması

Avrupa Konseyi (AK) üyesi ülkeler arasında vicdani ret hakkını tanımayan ülkelerin sayısı oldukça sınırlı. Yıldırım, AK üyesi ülkeler arasında yalnızca Türkiye ve Azerbaycan'ın vicdani ret hakkını hâlâ tanımadığını söylüyor. Türkiye'de vicdani ret açıklamak tek başına suç değil. Ancak kişi askerlik yapmayı reddettiği andan itibaren çeşitli hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliyor. Askerlik şubesine gitmeyenler "yoklama kaçağı", sevk edildiği halde birliğine katılmayanlar ise "bakaya" statüsüne düşebiliyor. Bazı durumlarda emre itaatsizlik ya da firar suçlamaları da gündeme gelebiliyor. Vicdani retçilerin en çok eleştirdiği nokta ise yaptırımların tek seferlik olmaması. Kişi yargılanıyor, para cezası ya da başka yaptırımlarla karşılaşıyor, ardından yeniden askere çağrılıyor. Ret kararını sürdürdüğünde ise yeni soruşturmalar ve yeni cezalar başlıyor. Böylece aynı tercih nedeniyle yıllarca sürebilen bir cezalandırma döngüsü ortaya çıkıyor. İnsan hakları savunucuları bu durumu “sonsuz yargılama” ya da “bitmeyen cezalandırma sistemi” olarak tanımlıyor. Yıldırım ise şu değerlendirmede bulunuyor: “Bir kişi askere gitmediği için onlarca kez GBT kontrolüne girip hakkında ayrı ayrı davalar açılabiliyor. Bu durum bir fiilden dolayı iki kez cezalandırılamama ilkesinin açık ihlalidir."

Berhat Arslan ise vicdani ret kararını açıklamadan önce karşılaşabileceği hukuki sonuçları araştırdığını belirterek şunları söylüyor: "Araştırdım. Bazen hukuki süreçleri oluyor. Para cezası da olabiliyor. Cezaevine girme riski de var. Hepsini araştırdım. Hepsini göze aldım."

AİHM’in ‘sivil ölüm’ tespiti

Türkiye'de vicdani ret tartışmalarının en önemli dönüm noktalarından biri, vicdani retçi Osman Murat Ülke hakkında AİHM’in verdiği karar oldu. Mahkeme, Türkiye'de vicdani retçilerin maruz kaldığı uygulamaları değerlendirirken “sivil ölüm” kavramını kullandı. Mahkemeye göre vicdani retçi kişi, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmediği sürece sürekli olarak yakalanma, gözaltına alınma, yargılanma ve cezalandırılma tehdidi altında yaşıyor. Bu durum kişinin normal bir yurttaş olarak hayatını sürdürmesini imkansız hale getiriyor. Mahkeme, bu koşulların insan onuruyla bağdaşmadığına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlal edildiğine hükmetti. Ancak aradan geçen yıllara rağmen Türkiye'de vicdani ret hakkını tanıyan bir düzenleme yapılmadı.

Yoksulluğa mahkum ediliyorlar

Yıldırım'a göre AİHM'in tanımladığı bu durum, vicdani retçilerin gündelik yaşamlarında da somut karşılıklar buluyor. Vicdani retçiler, seyahat özgürlüğünün kısıtlanması, sigortalı çalışma hakkına erişimde yaşanan engeller ile sağlık ve çalışma haklarından yararlanmada karşılaştıkları sorunlar nedeniyle adeta bir sosyal ölüme ve yoksulluğa mahkum ediliyor.

Vicdani retçilerin yaşadığı en önemli sorunlardan biri çalışma hayatında ortaya çıkıyor. Türkiye'de birçok kamu kurumu ve özel sektör işvereni, işe alım süreçlerinde askerlik durumunu sorguluyor. Erkek çalışanlardan askerlik hizmetini tamamladıklarına ya da askerlikle ilişiklerinin bulunmadığına dair belge talep ediliyor. Vicdani retçiler ise bu belgeleri sunamadıkları için çoğu zaman işe kabul edilmiyor ya da güvencesiz çalışma koşullarına yönelmek zorunda kalıyor. Sigortalı ve düzenli bir işe erişememek, ekonomik güvencesizliği derinleştiriyor. Bazı vicdani retçiler yaşamlarını sürdürebilmek için kayıt dışı çalışmak zorunda kaldıklarını, bunun da onları sosyal güvenlik sisteminin dışına ittiğini ifade ediyor.

Yıldırım, bu durumun ayrımcılık olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Sigortalı çalışma hakkının kısıtlanması, sağlık ve çalışma haklarına erişimde sorunlar vicdani retçilerin karşı karşıya kaldığı temel problemler arasında.”

Berhat Arslan ise geleceğini bu koşulları dikkate alarak planlamaya çalıştığını şu sözlerle ifade ediyor: “Yaşamımı artık kararıma göre ayarlamak zorundayım. Kendime bir yol çizeceğim, işimi kuracağım. Başka bir insana bağlı olarak çalışmayacağım.”

Resmi işlemleri zorlaştırıyor

Vicdani retçiler açısından sağlık hakkı da dolaylı biçimde etkilenebiliyor. Özellikle geçmiş yıllarda askerlik durumuna ilişkin kayıtlar nedeniyle çeşitli bürokratik işlemlerde sorunlar yaşandığı, sosyal güvenlik ve kamu hizmetlerine erişimde engellerle karşılaşıldığı yönünde çok sayıda tanıklık bulunuyor. Her ne kadar son yıllarda bazı uygulamalarda değişiklikler yapılmış olsa da vicdani retçiler, askerlik statülerinin birçok resmi işlem sırasında yeniden karşılarına çıktığını belirtiyor. Bu durum sağlık hizmetlerine erişimde olduğu kadar kamu kurumlarıyla kurulan ilişkide de sürekli bir baskı ve belirsizlik yaratıyor. Yıldırım, vicdani retçilerin sosyal güvenlik ve kamusal hizmetlere erişim konusunda da çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldığını belirterek şunları söylüyor: “Vicdani retçiler, sağlık ve çalışma haklarına erişimde ciddi sorunlar yaşayabiliyor.”

Tablo ağır

Vicdani retçiler toplumla da mücadele etmek zorunda kalabiliyor. Türkiye'de askerlik hizmeti uzun yıllardır erkekliğin ve vatandaşlığın önemli göstergelerinden biri olarak kabul edildiği için askerliği reddeden kişiler zaman zaman toplumsal baskı ve dışlanmayla karşılaşıyor. Aile içinde yaşanan gerilimler, çevrenin suçlayıcı yaklaşımı ve sürekli hukuki baskı hali birçok vicdani retçide ciddi psikolojik yükler yaratabiliyor. İşsizlik, ekonomik güvencesizlik ve gelecek kaygısı da bu tabloyu ağırlaştırıyor. İnsan hakları savunucuları vicdani retçilerin maruz kaldığı baskının aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir hak ihlali olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgularken, Yıldırım bu durumu şöyle açıklıyor: “Zorunlu askerliği reddeden onlarca insan, askerlikten soğutma davaları ve yargısal tacizlerden çekindikleri için bu haklarını açıklamadan yaşamaya çalışıyor.”

Geniş bir skala var

Türkiye'deki vicdani ret hareketi yalnızca antimilitarist çevrelerden oluşmuyor. Özellikle Kürt sorununun yarattığı çatışmalı ortam içerisinde bazı Kürt gençleri, kendi halkına karşı savaşmak istemediklerini belirterek vicdani ret açıklamalarında bulundu. Bu nedenle vicdani ret tartışması zaman zaman Kürt meselesiyle de kesişti. Öte yandan vicdani ret açıklamaları yalnızca Kürtlerden gelmedi. Antimilitaristler, anarşistler, insan hakları savunucuları ve çeşitli dini inanç gruplarına mensup kişiler de askerlik hizmetine karşı etik ya da inanç temelli gerekçelerle vicdani ret beyanında bulundu. Yıldırım, vicdani ret hakkının farklı toplumsal ve inançsal gruplar tarafından kullanıldığını belirterek şöyle konuşuyor: “Kürdistan'da savaşın acılarını yaşayan gençlerin bu hakkı kullanma motivasyonu oldukça güçlü. Ancak bunun yanı sıra Müslüman retçiler ve Yehova Şahitleri gibi farklı motivasyonlara sahip gruplar da var.”

Daha fazla konuşmalıyız

Türkiye'de vicdani ret tartışması çoğu zaman askerlik yapıp yapmama tercihi üzerinden yürütülüyor. Ancak vicdani retçiler ve insan hakları savunucularına göre mesele bundan daha geniş bir çerçeveye sahip. Çalışma hakkından sağlık hakkına, seyahat özgürlüğünden adil yargılanma hakkına kadar birçok alan, vicdani ret hakkının tanınmaması nedeniyle doğrudan etkileniyor. Berhat Arslan için de vicdani ret yalnızca askerlik yapmayı reddetmek anlamına gelmiyor. Arslan, kararını aynı zamanda şiddete karşı bir tutum olarak tanımlıyor: “Silahlı uzlaşmayı reddediyorum. Silahların değil insanların konuşması gerekiyor.”

Yıldırım ise vicdani ret hakkının yalnızca savaş ve askerlik tartışmalarıyla sınırlı olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Vicdani ret, barış süreçlerinde de toplumsal barışı inşa etmek ve güçlendirmek için hayati bir öneme sahiptir. Eğer barış talep ediyorsak, vicdani ret üzerinden konuşmaya daha fazla alan açmamız gerekir.”