Gıda krizinin anlatılmayan hikayesi

Dosya Haberleri —

Gıda krizi / foto: AFP

Gıda krizi / foto: AFP

  • Halihazırda gıda, 2014-2016 dönemine kıyasla yüzde 42 daha pahalı. Et, şeker, tahıl ve süt ürünleri gibi temel gıda maddeleri 1961'den bu yana en yüksek seviyede. Buğday fiyatları dünya genelinde yüzde 50'nin üzerinde artış gösterdi ve bir yıl öncesine kıyasla buğday yüzde 80 daha pahalı.
  • 2020’de 800 milyondan fazla insan açlık çekti. Gıda güvensizliğinin üçte ikisi Sahra Altı Afrika, Hindistan ve Çin’de yaşandı. 2021’de 193 milyon insanın akut gıda krizinde olduğunu, binlercesinin açlık ve ölümle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.
  • Gıda krizinin karmaşıklığı, insani fonlarla başlayıp bitmeyen müdahaleler gerektiriyor. Açlığı ve kötü beslenmeyi körükleyen bir gıda sisteminin kusurları gerici politikalarla giderilemez; gıda egemenliği fikri etrafında örgütlenmiş ve aynı zamanda  dönüştürücü iç ve dış politikalara ihtiyaç var. 

JENNİFER KWAO / Çeviri: Serap GÜNEŞ-Mestan DİLBİLMEZ

1 Ağustos'ta 26 bin 527 ton mısır taşıyan bir gemi Odessa’dan Lübnan'a doğru yola çıktı. Bu tarih, Putin'in Ukrayna'yı işgal ederek Ukrayna limanlarından yapılan tüm hayati gıda maddesi ihracatını kuşatma altına almasından beş ay sonrasına tekabül ediyor. Putin'in savaşı, Küresel Güney'deki milyonlarca insanın her ay bağımlı olduğu tahıl, ayçiçeği ve gübre ihracatını doğrudan durdurdu. Geçtiğimiz aylarda BM ve Türkiye, kötüleşen gıda krizinin ortasında tarımsal ihracatın taşınması için güvenli koridorlar oluşturmak üzere çalışmalar yürütmüş ve bu çabalar İstanbul'da bir anlaşmayla sonuçlanmıştı. Ancak bu anlaşmanın mürekkebi kurumadan Rusya Odessa limanına füze yağdırdı.

Dünyanın en büyük buğday, arpa, ayçiçeği, mısır ve gübre ihracatçısı olan Ukrayna'nın Rusya tarafından işgali dünyayı bir gıda krizine sürükledi. Rusya'nın stratejisi, Ukrayna ekonomisi için kilit öneme sahip endüstrilerin bombalanması ve Ukrayna'nın ana ihracat rotası olan Karadeniz'in mayınlanması oldu. Bu kampanya, işleyen bir ihracat sektörü için kritik öneme sahip olan liman ve yol gibi altyapıların tahrip edilmesinin yanı sıra, yağlı tohum işleme ve ihracat lisanslarının verilmesinin askıya alınmasına yol açtı. Şubat ayından bu yana Karadeniz üzerinden yapılan ticaret durma noktasına gelerek Ukrayna'nın tahıl ihracatında keskin bir düşüşe neden oldu ve tonlarca ürünü küresel tarım ticaretinde dolaşımdan çıkardı. Ukrayna'nın bu malları (komşu ülkeler üzerinden ya da karayolu ve demiryoluyla) yeniden yönlendirme çabalarına rağmen, eskiden ticaretini yaptığı aylık 4,5 milyon ton tahıl ihracatının sadece üçte birini gerçekleştirebiliyor ve 20 milyon ton tahıl limanlarında sıkışıp kalıyor.

Enerjinin etkisi

Savaşın enerji alanındaki yansımaları da dünya genelinde gıda tedarik zincirlerini altüst etti. Afrika ülkeleri Avrupa'dakilere kıyasla Rus fosil yakıtlarına daha az bağımlı olsa da, enerji piyasalarındaki yükselen fiyatlar, genellikle gıda fiyatları için de bir ölçüt görevi gören yerel fiyatları belirliyor. Fiyat spekülasyonları bir yana, gıda endüstrileri her yerde büyük ölçüde fosil yakıtlara bağlıdır. Petrol, gıdanın ekilmesi, hasat edilmesi ve işlenmesinde kilit rol oynamasının yanı sıra, endüstriyel tarımın gıda üretmek için kullandığı gübrelerin de temel bileşenidir. Bu bağımlılık, artan enerji maliyetlerinin her yerde gıda tedarik zincirlerini vurmasına neden oluyor.

İhracat yasağı

Ukrayna'daki savaş, altında eşitsiz bir gıda sisteminin yattığı ve giderek kötüleşen gıda krizinde bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Gıda tedarik zincirindeki bu fiyat artışları piyasalarda dalgalanma etkisi yaratarak temel ihtiyaç maddelerini tüketicilerin ulaşamayacağı noktalara taşıyor. Halihazırda gıda, 2014-2016 dönemine kıyasla yüzde 42 daha pahalı. Et, şeker, tahıl ve süt ürünleri gibi temel gıda maddeleri 1961'den bu yana en yüksek seviyede. Buğday fiyatları dünya genelinde yüzde 50'nin üzerinde artış gösterdi ve bir yıl öncesine kıyasla buğday yüzde 80 daha pahalı. Savaşın ardından küresel piyasadaki mısır fiyatlarında daha az keskin bir artış olsa da benzer bir eğilim gözlenmekte: Şubat ayındaki fiyatlara göre yüzde 25 ila 30 daha yüksek.

Fiyat artışları ve gıda üretimi ve tedarikindeki aksaklıkların yanı sıra, ulusal hükümetler de arzı aktif olarak kısmış durumda. Rusya Mart ayından bu yana şeker, kolza ve ayçiçeği tohumu ihracatını yasakladı. Açtığı bu gayrimeşru savaşın ilk dört ayında buğday, meslin, çavdar, arpa, mısır ve şeker ihracatını yasakladı. Buna karşılık Ukrayna mısır, çavdar, yumurta, kümes hayvanları, ayçiçek yağı ve büyükbaş hayvan eti ihracatını iki ay boyunca (Mart'tan Mayıs'a kadar) yasakladı ve o zamandan beri kısıtlamaları kaldırdı.

Daha fazla kıtlık yaşanacağı korkusuyla Hindistan, Cezayir ve Türkiye gibi ülkeler gıda ihracatına kendileri yasaklar getirdiler. Küresel tahıl ticaretinde küçük bir paya sahip olsa da bu hareket, büyük tahıl ithalatı için başka alternatiflere bakmak isteyen ülkelerin Küresel Güney'deki ortaklara yönelemeyeceği anlamına geliyor. AB'de şu ana kadar bu ticaret kısıtlamalarına başvuran tek ülke Macaristan oldu; Mart ayından Mayıs ayına kadar tahıl ve ayçiçeği tohumu ihracatını yasakladı.

En çok kim etkileniyor?

Ukrayna'daki savaş dünya genelinde gıda güvenliğine uzun bir gölge düşürdü ancak herkes aynı şekilde etkilenmedi. Küresel Güney'deki ülkeler bu durumdan en çok etkilenen ülkeler olmakla kalmayıp, aynı zamanda en savunmasız durumda olan nüfusları da açlık riskiyle karşı karşıya. Bu eşitsiz etki, küresel gıda piyasalarında ve gıda güvenliğinde temel bir eşitsizlik sorununa işaret ediyor.

Küresel Kuzey'de haneler genellikle gelirlerinin yüzde 17'sini gıdaya harcarken, Küresel Güney'deki muadilleri yüzde 40'ını harcamaktadır. Dolayısıyla, Küresel Kuzey'deki tüketiciler mevcut fiyat artışlarını gıda harcamalarında küçük bir değişiklik olarak hissedebilir ya da şişirilmiş gelirleri nedeniyle hiç hissetmeyebilirken, Küresel Güney'dekiler geçim ve diğer yaşam harcamaları arasında imkansız bir seçimle karşı karşıya kalıyor. Örneğin Nijerya'da makarna ve ekmek yüzde 50'ye varan oranlarda daha pahalı hale gelmiştir.

Bu durumdan en çok etkilenenler, Ukrayna ve Rusya'nın gıda ithalatına büyük ölçüde bağımlı olan ülkeler oldu. Mısır, Endonezya, Pakistan, Bangladeş ve Lübnan Ukrayna tahıllarının en çok tercih edildiği ülkeler idi. Dünyanın en büyük buğday ithalatçılarının Afrika kıtasında olması dikkat çekici: Mısır'ı Cezayir ve Nijerya takip ediyor. Afrika'daki çoğu ülke böyle. Doğu Afrika'da tahıl tüketiminin üçte biri, 84'ü Ukrayna ve Rusya'dan ithal edilen buğdaydan sağlanıyor. Benin'de buğday ithalatının neredeyse yüzde 100'ü Rusya'dan geliyor.

Kapitalizmin piyasa mantığı bize bunu ilerleme ve adil erişim olarak satacak olsa da, gerçek şu ki milyonlarca insanın gıdaya erişimi, yıkıcı sonuçları gözlerimizin önünde cereyan eden dış şokların insafına kalmış durumda.

Gıda ithalatına ve yardımlara bağımlı olan, iklim değişikliği, çatışmalar ve ekonomik durgunlukla mücadele eden ülkelerde durum daha da kötü. "Açlık bölgeleri" olarak adlandırılan Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Afganistan, Somali, Etiyopya ve Yemen, gıda krizinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor.

Endişe verici bir şekilde, 125 milyon insanı besleyen Dünya Gıda Programı, tahılının yüzde 50'sini Ukrayna'dan satın alıyor. Dolayısıyla savaş, en hassas durumdaki nüfusun ihtiyaçlarının karşılanmasında kilit bir kriz mekanizmasını etkisiz hale getiriyor.

Milyonlar aç kaldı

Avrupa’da bazıları için gıda krizi ani, beklenmedik bir olay gibi görünse de, gıda güvensizliği 2019 itibariyle zaten artış eğilimi gösteriyordu. 2020’de 800 milyondan fazla insan açlık çekti. Gıda güvensizliğinin üçte ikisi Sahra Altı Afrika, Hindistan ve Çin’de yaşandı. Küresel Gıda Krizleri Raporu, 2021’de 193 milyon insanın akut gıda krizinde olduğunu, binlercesinin açlık ve ölümle karşı karşıya olduğunu ve milyonlarcasının da acil durum düzeyinde bir krizle karşı karşıya olduğunu tahmin ediyor. Göreceli bir barış döneminde neden milyonlarca insan aç kaldı?

Savaş, eşitsiz bir gıda sisteminin ürettiği giderek kötüleşen gıda krizi için kırılma noktası oldu. Bu nedenle, ortaya çıkan gıda krizinin itici güçleri nedir diye sormak daha doğru olacaktır.

Son yıllarda gıda sistemlerine yönelik en belirgin şok, Covid-19 pandemisi ve ardından gelen iktisadi darboğaz oldu. Tüm dünya salgın tedbirleri nedeniyle kapanmış ve milyonlarca insan evine sığınmış durumdayken, gıdaya erişim daha önce aklımıza hiç gelmeyecek nedenlerle güvencesiz hale geldi. Son analizler, pandemi kısıtlamaları işleme, nakliye ve ticareti yavaşlatarak gıdanın erişilebilirliğini etkilese de, gıda güvenliğine daha fazla zarar veren darbenin pandemi sırasında yaşanan gelir kaybı ve artan gıda fiyatları olduğunu gösteriyor.

20 ülkede gıda yasağı

Küresel Güney’deki tüketiciler, geçim ve diğer yaşam harcamaları arasında imkansız bir seçimle karşı karşıya kaldı. Bir yandan da, uluslararası pazarlarda gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanma, temel gıda maddelerini düşük gelirli ülkelerdeki tüketicilerin erişemeyeceği bir seviyeye çekti. 2020’den 2021’e kadar, uluslararası pazarlarda gıda fiyatlarında yaşanan artış, düşük gelirli ülkelerde tüketici fiyat artışlarının yüzde 40’ını oluşturuyor. 

Gıda ürünleri üzerindeki aşırı spekülasyon, fiyatları üretim ve arz bağlamından kopardı. Gıda piyasalarının bu şekilde finansallaşması, kriz döneminde rekor kârlar elde eden ve önümüzdeki iki yıl içinde bunu yapmaya devam edecek olan bir avuç tahıl taciri ve yatırımcıya fayda sağlıyor. 

Bugün 20 ülkede gıda ihracatına çeşitli yasaklar var. Satın alma gücü kaybı, iktisadi gerileme ve yüksek gıda fiyatları bir araya gelerek 2020 yılına kadar 811 milyon insanı gıda güvensizliğine soktu. BM’ye göre bu, önceki yıllara göre 100 milyon daha fazla ve pandeminin ilk yılında dünya çapında her 10 kişiden biri yeterli gıda almadan yatağa gitti. Salgının ağırlaştırdığı bu etkenlerin yanı sıra, Gıda Krizlerine İlişkin Küresel Rapor, genel gıda güvensizliği durumunun ana koşulları olarak çatışma/güvensizlik ve aşırı hava olaylarını belirtiyor.

2020’de dünyanın neredeyse tüm bölgelerinde 20’den fazla ülkede istikrarsızlık ya da şiddetli çatışmalar yaşandı ve 139 milyon insan kriz seviyelerinde açlık çekti.

7 milyon insan açlıktan ölebilir

Bu şoklar farklı ülkelerde yoğunluk açısından farklılık gösterse de küresel tablo, gıda güvensizliğinin kriz seviyelerinde olmasında baskın itici gücün çatışma/güvensizlik olduğunu göstermektedir. Bazı “açlık noktalarında” bu şoklar, yiyeceğe erişimi kısıtlayacak şekilde kesişmektedir. Örneğin Güney Sudan’da aşırı hava olayları, çatışmalar ve iktisadi durgunluk 2 milyon insanı acil gıda krizine sokmuştur ve 7 milyonunu da felaket seviyelerinde gıda krizine (açlık ve ölüme) itecektir. Benzer tahminler, gıda krizinin yine bu etmenlerin kesişmesiyle şiddetlendiği Somali için de yapılmaktadır.

Halihazırdaki gıda krizine kısa ve uzun vadeli bir bakış açısıyla bakıldığında, Küresel Güney’deki milyonlarca kişinin gıda güvenliğinin, birkaç önemli uluslararası oyuncunun insafına kaldığı ve pandemiler, iklim değişikliği, savaş, jeopolitik sebepler ve iktisadi durgunluk da dahil olmak üzere insan kaynaklı şoklar karşısında savunmasızlaştığı ortadadır. Savaştan önceki dönemi hatırlamamız, savaş bugün sona erse bile gıda krizinin devam edeceğini anlamamıza da yardımcı olur.

Düşman, sistemin tasarımı

Gıda sistemlerinin nasıl tasarlandığına ve dünya piyasalarıyla nasıl bütünleştirildiğine bakmadan, gıda krizinin Ukrayna’daki savaştan ya da yukarıda bahsedilen itici güçlerden ziyade yapısal sebepleri olduğunu anlayamayız; bu kriz, uzun süredir devam eden bir küreselleşme, metalaşma ve finansallaşma sürecinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim, gıda sistemlerine yönelik şoklara rağmen, gıda üretimi küresel olarak artıyor. Avrupa, 2021’de Afrika’dan beş kat daha fazla tahıl üretti. Çin ve Hindistan, en büyük buğday üreticileri ve uzun süredir devam eden bir gıda güvenliği stratejisi sayesinde depolamış yüksek düzeyde tahıla sahipler. Ama bu stoklar, israf, hayvan beslemek ya da yakıt üretmek için önemli miktarların ayrılması, kâra dayalı piyasa kararları ve politik kararlar gibi çeşitli nedenlerle onlara en çok gereksinenlere ulaşmıyor. En önemlisi, Avrupa’nın 2018’den 2019’a kadar ürettiği buğdayın yüzde 62’si hayvan beslemeye gitti.

Son derece sanayileşmiş, uzmanlaşmış ve ihracata dayalı bir gıda sisteminde, Küresel Güney’deki ülkeler yüksek üretim çıktılarına sahip olabilseler de, bunlar nüfuslarını beslemek için gerekli olan gıda kategorileri olmayabiliyor. Vietnam, Peru, Fildişi Sahili ve Kenya, kahve, kuşkonmaz, kakao ve çiçek gibi yüksek düzeyde çiftlik ürünleri üretiyor. Ukrayna’dan gelen arz kesintilerinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Mısır, ağırlıklı olarak küresel pazarda satılmak üzere Nil boyunca sınırlı olan verimli topraklarında yüksek değerli meyveler üretiyor. Küresel Güney’deki milyonlarca kişinin gıda güvenliği, birkaç önemli uluslararası oyuncunun elinde ve insan yapımı şokların insafına kalmış durumda.

Gıda krizini çözmek

AB’nin Kriz Yönetiminden Sorumlu Komisyon Üyesi Janez Lenarcic, gıda krizi yardımı için bir AB fon paketi açıklarken, “Milyonlarca insan zaten kuraklıktan etkileniyor ve hayat kurtaran yardıma gereksiniyor. Dahası, Ukrayna ve Rusya’dan ithalata olan bağımlılık zaten gıda bulunabilirliğini ve satın alınabilirliğini olumsuz yönde etkiliyor. Şimdi harekete geçme zamanı. Uluslararası toplum, insani yardım ve kalkınma ortakları, ulusal yetkililer ve topluluklar, olabildiği kadar çok hayat kurtarmalı ve acil durumu ele almak ve gelecekte dayanıklılık oluşturmak için sürekli bir çaba içinde birlikte çalışmalıdır” şeklinde konuştu.

Bu duyuruya eklenen yetersiz finansmana rağmen, içinde birkaç olumlu şey var. Birincisi, AB, ortak ülkelerin kriz yanıtını ve direncini güçlendirmeye kararlı olduğunu gösteriyor. Bu, gıda krizi için kendisinden başka herkesi suçlayan Rus propagandası karşısında önemli bir nokta. İkincisi, aynı zamanda AB’nin, krize Ukrayna’daki savaşın ötesinde baktığını gösteriyor.

Bununla birlikte, gıda krizinin karmaşıklığı, insani fonlarla başlayıp bitmeyen müdahaleler gerektiriyor. Açlığı ve kötü beslenmeyi körükleyen bir gıda sisteminin kusurları gerici politikalarla giderilemez; gıda egemenliği fikri etrafında örgütlenmiş ve aynı zamanda AB’nin döngüdeki rolünü de ele alan dönüştürücü iç ve dış politikalara ihtiyaç var. Bu, Küresel Güney’deki gıda üretiminin gübreden kesilmesini, yenileyici gıda üretim uygulamalarını ve temel gıda maddelerinin mümkün olduğunca tüketiciye yakın üretimini teşvik etmeyi, gıda fazlasını Dünya Gıda Programına yeniden yönlendirmeyi, tarımda iklim uyumuna yatırım yapmayı ve iktisadi durgunluk ortasında kredileri temerrüde düşmesi muhtemel ülkeler için borçları iptal etmeyi içeriyor.

Bu politikalar, AB’nin ticaret antlaşmaları, kalkınma yardımı ve iç tarım politikasından oluşan güçlü araç kutusunda yer almaktadır. Bunları kullanmak ona kalmış. AB’nin Uluslararası Ortaklıklardan Sorumlu Komisyon’unun üyesi Jutta Urpilainen’in gıda krizi sonrasında yaptığı açıklamalar, liderlerinin bu zorluğu ve ellerindeki araçları anladığını gösteriyor. Ancak krizin ölçeğini karşılayacak bir önlem alınıp alınmayacağını zaman gösterecek. Rusya, nüfuzunu güvence altına almak için Küresel Güney’de propagandasını ve “buğday diplomasisi”ni devreye sokarken, AB kayıtsız kalmayı göze alamaz.

Kaynak: https://braveneweurope.com/jennifer-kwao-the-untold-story-of-the-food-crisis

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.