Güneş tayflarının gizemli dünyası

Forum Haberleri —

21 Temmuz 2021 Çarşamba - 23:00

  • Einstein, herkes için aynı işleyen tek zamanın var olmadığını, uzayın ve zamanın gözlemciye bağlı olarak değiştiğini kanıtladı. Buna göre Zaman, uzayın varlığıyla akan bir süreçtir. Mutlak Zaman, herhangi bir algılayıcı olmadan var olur ve evrende ilerler.

ELİF AKGÜL ATEŞ

“Doğru seçim, olaylara olgulara çok boyutlu bir perspektifle bakışı ve yorumlayışı gerekli kılar.” 

20. yüzyılda Fizik alanındaki keşifler, Özel ve Genel Görelilik, Quantum Kuramı, Quantum Elektrodinamiği ve Standart Modelin kolektif inşası gibi kuramlar bilim dünyasını sarsan gelişmeler oldu. Evrenin, ışığın, atomaltı dünyanın gizemliliği, gezegenlerin Kütleçekim Kuvveti’nin uzayı büküşü, kara delliklerin yaşam gerçekliği, gözlemleyebildiğimiz, deneyimleyebildiğimiz gerçekliğin tek başına mutlak bir şekilde var olmadığını, evrenin işleyiş yasalarının, felsefenin yeniden yorumlanmasını gerektiriyor, kanıtlıyordu. 

19. yy’da bilimsel alanda çığır açan, Makroskobik nesneleri inceleyen ve yeryüzü ile gökyüzündeki cisimlerin hareket ilkelerini birleştiren Newton Mekaniğine dayanan Materyalist Felsefe, atomaltı dünyada cereyan eden ve bilim insanlarını bile şaşkına çeviren işleyişi, olasılık ve belirsizlikle donanmış bir düzensizlikler düzeninin hakim olduğu bu bambaşka dünya karşısında çözümsüz kalıyordu. Einstein bile kendi geliştirdiği teorilerin, rastlantı ve olasılıkların hüküm sürdüğü böylesi bir evreni kanıtlamasını kabullenemiyordu. Bu yüzden o meşhur ‘Tanrı zar oynamaz’ sözünü söyleyecekti.
 
Özel Görelilik Teorisi

Einstein’in, 1905 yılında geliştirdiği Özel Görelilik Teorisine göre, Evrende Mutlak Hareket ya da Mutlak Hareketsizlik diye bir şey yoktur. Hangi referans sisteminden bakılırsa bakılsın, doğa yasaları aynıdır. Işık hızı hariç, evrende gezegenler, galaksiler birbirlerine göre sürekli devinim halinde, bir referans sistemine göre hareket eder. Newton’nun birinci Hareket Yasası’na göre, eğer bir cisme etkiyen dengelenmiş kuvvet sıfırsa, cisim duruyorsa durmaya, sabit hızla gidiyorsa sonsuza kadar hareket eder. Buna göre Mutlak Uzay’da, dış etkenlerden bağımsız, her nesnenin ya mutlak bir durgunluğa sahip olması gerekir, veya mutlak bir hızda hareket etmesi gerekir. Oysa Görelilik Teorisine göre, evrende mutlak diye bir şey yoktur. Her şey birbiriyle etkileşim içinde, sürekli değişim dönüşüm içinde devinir. 

Einstein, herkes için aynı işleyen tek zamanın var olmadığını, uzayın ve zamanın gözlemciye bağlı olarak değiştiğini kanıtladı. Buna göre zaman, uzayın varlığıyla akan bir süreçtir. Mutlak Zaman, herhangi bir algılayıcı olmadan var olur ve evrende ilerler. Zamanın oluşabilmesi için bir uzaya gereksinim olduğunu, aynı şekilde bir uzayın oluşabilmesi için de belli bir zamana ihtiyaç olduğunun tespitiyle, uzay zaman bağlantısını matematiksel olarak kanıtladı. Dolayısıyla Zaman görelidir.

Dünya üzerinde insanların yaşamış olduğu durumlara göre, zaman algısı değişiklik gösterdiği için, eş zamanlılık, gözlemciler arasında farklılık gösterebilir. Bir gözlemci için aynı anda gerçekleşen bir olay, başka bir gözlemci için aynı zaman diliminde gerçekleşmeyebilir. Örneğin günlük yaşamımızda aynı zaman diliminde gerçekleşen olaylar, kimine göre çok uzun sürerken, kimine göre çok çabuk geçtiği hissedilmektedir. 

Einstein, Newton’un üç boyutlu uzayına, dördüncü bir boyut olarak zamanı ekleyerek, uzay-zaman biçiminde kavramsallaştırdı. Böylece evrende insan beyninin algılayamadığı dördüncü bir boyutun olduğunu teorik olarak kanıtladı. Buna göre insan beyni ve görsel zekası üç boyutlu sistemleri algılamaya göre şekillendiği için, evrende bir sistemin eni, boyu ve derinliğini içeren üç boyutu algılamakla sınırlıdır. Canlıların yaşadığı evrende, 3+1 boyut bulunuyor. 

Özel Görelilik Teorisinin bilim dünyasını sarsan bir başka gelişmesi ise, ışığın hem dalgacık, hem de parçacık yapıya sahip olduğuydu. Einstein, evrende sadece ışık hızının görelilik yasasına uymadığını, doğrusal ve değişmeyen hareketin durumu ne olursa olsun, tüm gözlemcilerin ışığın hızını her zaman aynı büyüklükte ölçeceğini kanıtladı. Dolaysıyla ışığın hızını, ‘Evren'in hız limiti’ olarak belirledi. Işık hızı haricinde hiçbir hız gerçek değildir ve ölçülen tüm hızlar farklı referans noktalarındaki gözlemcilere göre ölçülen hızlardır. 

20. yüzyıl bilim dünyasında yaşanan bu devasa gelişmeler, Darwin’in Evrim Teorisini pekiştiren Big Beng’in (Büyük Patlama) gerçekliğinin kanıtlanması, idealist felsefenin yaradılış teorisiyle çelişiyordu. Çünkü bu durum, yaşamın tanrısal müdahale olmaksızın, doğa yasaları temelinde başlayabileceğini gösteriyordu. İdealist felsefe, evrenin ilk hareketinin tanrısal bir dokunuşunun sonucu olarak gösterirken, materyalist felsefe bilimsel bir bakış açısıyla, maddenin iç enerjisinin dışa vurumuyla, Big Beng olayının gerçekliğini savunuyordu. 

Nedenler ve sonuçlar…

Büyük Patlama tezinin kanıtlanması, Bilimsel Materyalist Felsefenin öngördüğü, evrenin, dünyanın ilk oluşumu, yeryüzünde ilk canlı organizmaların vücut bulması ve evrimsel gelişim, değişim ve dönüşüm sürecini teorik ve pratik olarak kanıtlıyordu. 

Rölativite Teorisi ve Quantum mekaniğinin gelişimi, çok geçmeden dönemin tüm felsefi akımlarını çıkmaza sürükledi. Felsefecilerin, Newton’un, önceden belirlenmiş kesin neden ve sonuç temellerine (determinizm) dayanan bakış açısı büyük sarsıntı geçirdi. Newton mekaniğine göre Evren’de bir düzen vardır. Nedenler ve sonuçlar bu düzende işler. Bu düzen çözüldüğünde, nedenler ve sonuçların bilgisini elde etmek mümkün olacaktır. Oysa Quantum teorisine göre, bir olay önceden tasarlandığında kesin sonuç elde etmek mümkün değildir, herşey belirsizdir ve olasılıklara bağlıdır. 

Diyalektik yasaya göre, doğada her sürecin içinde çelişkiler ve karşıtlar mücadelesi vardır. Zıtların birbirini çekme ve itmelerinin yarattığı hareket ve enerji, evrenin varoluş kaynağıdır. Herşey sürekli hareket halinde, değişim dönüşüm içinde, birbiriyle etkileşim içindedir. Bu mücadelenin hüküm sürdüğü bir evrende tüm süreçler birbirini etkiler, değiştirir, gelişmesine ya da yok olmasına neden olur. Kuşkusuz bu noktada İzafiyet ve Quantum felsefesiyle örtüşüyordu. Ancak diyalektik Materyalizm, maddeyi duyumsanan ve algılanan nesnel gerçeklik olarak tanımlarken, Evrensel düzeyde, atomaltı dünyada madde parçacıklarının o olağanüstü devinimine açıklık getiremiyordu. Sezgiselliğin hakim olduğu atomaltı dünyada deyim yerindeyse, maddenin ruhunun olup olmadığı yorumları bile yapılırken, kaba materyalist yaklaşımla bu durumu açıklamak mümkün değildi. 

Quantum mekaniğinin etkileri, dönemin hakim sosyal, ekonomik ve politik yaklaşımlarında kaçınılmaz olarak paradigma dönüşümlerine yol açtı. İlk olarak fizikçi ve bilim felsefecisi Thomas Kuhn tarafından kullanıllan paradigmayı, dünyayı algılamak için gerekli olan zihinsel düşünce tarzı olarak ifade etmek mümkündür. Paradigmatik dönüşüm, karşılaşılan sorunları çözmede zihinsel değişimle birlikte, yeni yöntemler ve kurallar geliştirmektir. Bunu yapabilenler sorunlara çözüm üretebilir, varlığını koruyabilir. Aksi durumda gerekli zamanda bunu yapamayanlar bizzat sorunlar tarafından aşılmış olurlar. Bunun en iyi gözlemlendiği alan ise hiç kuşkusuz bilim alanıdır. 

Ortaya çıkan bu yeni durum karşısında, sosyal bilimler felsefesinde de derin tartışmalar yaşandı. Pozitivist bilim paradigması, 18 ve 19. yüzyıl boyunca fen bilimlerine ve sosyal bilimlere hâkim olmuştur. Pozitivist bilim insanları, tabiatı ve toplumu determinist bir yaklaşımla ele almış, elde ettikleri sonuçları değişmez evrensel değerler olarak ilan etmişlerdir. Böylece her şeyi açıklayabilecek kuramlara ya da tek bir doğruya ulaşmaya yönelmiştir. Ancak bu anlayış 20. yüzyılın başlarından itibaren kuantum fiziğinin “görelilik kuramı” ve “belirsizlik ilkesi” sonucu tartışmalı hale gelmiştir.

Organik ve paralel bağ…

Biyolojik-psikolojik-sosyolojik ve kültürel özelliklere sahip manevi boyutu olan insanı, tek bir bilim dalının bakış açısıyla anlamak ve açıklamaya çalışmak yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda insanın düşünce ve davranışları da durağan olmayıp, sürekli değişkenlik arz etmektedir. Bu durumda insanı anlamak için bütüncül bir bakış açısı gerekli ve zorunludur. Ancak herhangi bir olguya ilişkin bütüncül anlayış da ancak çoklu bakış açılarıyla mümkün olabilir. 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tıpkı Görelilik Teorisinde olduğu gibi, insanların evrende algılayamadığı başka bir boyutun olduğu gerçekliğinden hareketle, yaşamı çok boyutlu bir eksende yeniden yorumlanması gerektiği düşüncesi üzerinde durdu. Bu bağlamda olayların sadece ak ya da kara olarak tanımlanamayacağını, ışık tayfları gibi, çok renkli bir yelpazeyi kapsadığını, toplumsal olayların geniş perspektifle algılanması gerektiği şeklinde formüle ederek, bu durumu şöyle ifadelendirmekte:

“Evrende herşey, tüm maddeler birbirleriyle etkileşim halindedirler. Hiçbir şey yalnız başına tüm çevre ve hatta tüm doğal yapı düşünülmeden kendi özellikleriyle doğru bir biçimde izah edilemez. Bu açıdan birey toplumdan, erkek kadından, toplum doğadan, doğa ise evrenin bütünlüğünden yalıtılarak ele alınamaz. Bir bütün olarak birbiriyle iletişim ve bütünlük içeren bir evren gerçekliğinde yaşıyoruz. Evrendeki her şey bir özgünlüğe sahip olmakla birlikte, organik ve paralel bir bağ biçiminde birbirine de bağlıdır. Bireyin bir özelliği bireyin tüm özelliklerinden ayrı düşünülemez. Fakat bir özellik bütünlüğü izah etmede büyük yetersizlikler içerir. Birey toplum, toplum doğa, doğa evren bütünlükleri parçayı belirlemede rol oynarlar.”

Çoklu bakış açısı geliştikçe tekçilik, tek boyutlu bakış açıları ve dayatmacı yaklaşımlar sorgulanmış, geçirsiz hale gelmiş oldu. Bu durum karşılığını yeni örgütlenme modellerinde göstermiştir. Çünkü, tek merkezden yönetilen, toplumu yukarıdan aşağıya kumanda eden, katı hiyerarşik örgüt modelleri insan doğasının çeşitliğine aykırıdır. Bu aykırılığın en uç örneği ise tekçi ulus devletlerdir.

Fizik alanındaki yeni gelişmelere paralel olarak, 1970’lerden itibaren gelişmeye başlayan toplumsal hareketler de, sosyal bilimleri sorgulamaya başladı. Quantum mekaniğinin, indirgemeci ve belirlenimci bakış açısına darbe vurması, sosyal bilimlerde bu bakış açısına karşı olan duruşu kuvvetlendiren önemli unsurlardan biri oldu. Böylelikle yeni bağımsızlık hareketleri, ırkçılık karşıtı hareketler, ekoloji hareketleri, yerel özerklik ve kadın hareketleri bu sorgulamaların sonucunda gelişme ve güçlenme imkanı buldu. Oysa daha önce tüm bu hareketler işçi sınıfı mücadelesini bölen unsurlar olarak görülüyor, gelişmelerine ket vuruluyordu.

Öcalan ve yeni bir felsefik yorum

Reel sosyalizmin çözülmesi ve gelenekselleşmiş örgütlenme modellerinde yaşanan kaotik çıkmaz ortamında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürt Özgürlük İdeolojisini Quantum bilimi, İzafiyet Teorisi, Diyalektik Yasa senteziyle şekillendirerek, bu Kaotik Evren’e yeni bir felsefik yorumlama getirdi. Göreliliğin insan ve toplumsal yaşamla bağlantısını, Quantum düzeyde olasılık ve belirsizliklerin yarattığı kaos süreçlerini yorumlayarak, Özgürlük Felsefesi’ni, Üçüncü Yol Teorisine paralel yeni bir bakış açısı geliştirdi. Evrende hiç bir şey mutlak olmadığına göre, evrenin bir parçası olan insan doğası da mutlak ve değişmez olamazdı. Tüm varlıklar değişim, dönüşüm içinde evrim süreci yaşarlar. Tarih boyunca uluslara, sınıflara, kadınlara ve farklı kültürlere uyguladığı baskı, sömürü, zor ve şiddet üzerinden varlıklarını sürdüren despot sistemleri, bilimsel temelde çok boyutlu irdeleyerek, alternatif Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü toplum modeli ve onun yaşam bulduğu Demokratik Konfederal Sistem modelini geliştirdi. 

Sayın Öcalan’ın formüle ettiği ve Rojava’da uygulama süreci yaşayan örgütsel sistem, yeni toplumsal paradigmaya geçiştir. Bu paradigma kısaca çoklukta, çeşitlilikte bütünlük olarak izah edilebilir. Çokluğu oluşturan her bir öznenin hakikati korunarak, bütünleşmesi sağlanıyor. 

Bu toplumsal hakikat halklar, diller, sosyal, kültürel, coğrafik, ekonomik, psikolojik, dini, ahlaki gibi pek çok kimliksel farklılaştırıcı ögeden oluşur. Nasıl ki Özel Görelilik Teorisinde, ışık hiç bir referans sistemine bağlı hareket etmiyor ve göreli değilse, toplumsal bütünlüğü oluşturan değerler ve öznelerin hakikati de göreli olmayıp, evrenseldir. Bu değerler, tıpkı içinde evrenin tüm renk yelpazesini taşıyan Işık huzmesinin görelilik kurallarını aşarak, evrensel bir sabit olması gerçekliği gibi, farklı kültürlerin kendi rengiyle yaşam bulduğu alternatif bir toplumsal gerçekliktir. 

İşte bu gerçeklik üzerinden yükselen Kürt Özgürlük Mücadelesi, Rojava’da Demokratik-Ekolojik-Kadın Özgürlükçü Konfederal Sistemde vücut bulmaktadır. 

 

KAYNAKÇA:

- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Eserleri
- Profesör Dr. Fahri Domaniç -Kuantum Fiziği
- Berkeley Physik- Quantum Mecahnik
- https://evrimagaci.org/ozel-gorelilik-kuraminin-felsefi-temelleri-7293
- https://www.youtube.com/watch?v=FLF-WulNUeM
- https://www.weltderphysik.de/thema/albert-einstein-und-die-relativitaetstheorie/energie-masse-aequivalenz/
- https://www.spektrum.de/lexikon/philosophie/relativitaetstheorie/1769

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.