Günlük devrim ihtiyacı -7-

Metin YEĞİN yazdı —

25 Ağustos 2021 Çarşamba - 23:00

  • Kapitalizm bir yandan aileyi yüceltmekten hiç vazgeçmedi ama onun en önemli tarafı dayanışmayı ortadan kaldırmayı başardı. Dayanışma, bu ilişkinin dışına çıktığında geriye sadece baba otoritesi kaldı.

Kolektif ya da dayanışmacı topluluklarda, çok normal olan şeye ihtiyacımız var artık. Mesela birlikte yemek yemenin törensel havası çoktan dağılmış durumda. Hatta bu bazen resmi bir zorunluluk yerine geçen, çekilmez bir hal almış durumda. Bunu söylemekle katlanılabilir bir akşam yemeğini savunmuyorum tam aksine birbirimize katlanmak zorunda kalmanın garipliğini vurgulamaya çalışıyorum.

Yine bir yerli araştırmasında olan bir anekdota dönersek, şefi çok üzgün gören araştırmacı, derdinin ne olduğunu sorduğunda, yerli şefi kendi başına yemek yiyen birisini gösteriyordu. ‘Ona çok üzülüyorum. Hasta galiba, tek başına yemek yiyor’ diyordu.

Kapitalizm bir yandan aileyi yüceltmekten hiç vazgeçmedi ama onun en önemli tarafı dayanışmayı ortadan kaldırmayı başardı. Dayanışma, bu ilişkinin dışına çıktığında geriye sadece baba otoritesi kaldı.

Aile en fazla garip ve çıkarcı bir sevginin dışında hiçbir şey oldu. Hatta neredeyse resmi bir zorunluluğa dönüşmüş oldu. Bu yüzden bu törensel yemekler yani ailenin bir araya geldiği zamanlar gittikçe azaldı ve çok önemli günlerde, eski deyimle festival günlerinde, özel zamanlara dönüştü.

Müslümanlarda bayram günleri, Hristiyanlarda Noel ve paskalya günleri ya da Yahudilerde Şabat yemeği -sanki- böyle yemekler haline dönüşüp, kısmen de olsa yerini korudu. Ancak bu, yine esas içeriğinden yani karşılıklı dertleşme ve dayanışma anlarından sıyrılıp, açık ya da saklı miras kavgalarının er meydanına dönüştü.

Bütün bu günlük-sıradan işleyişler, sanki köşede bucakta imiş gibi temel incelemelerin dışına düşse de aslında tam aksine, yaşamın çok büyük bir alanını kaplıyordu. Bu yüzden devrim, büyük iktidarlardan, kral ve başkan koltuklarını başını geçirmekten çok, bu günlük davranışlarda-ayrıntılarda gizli. 

Zapatista komünlerinde mısır ekmeği, kara fasulye ve kahve dışında aylarca bir şey yiyemiyorduk. Aralarda dışardan biri ablukayı aşıp gelebildiğinde, bazen yanında 2 portakal, bir kilo pirinç ya da bir avuç şeker olabiliyordu.

Bir gün sadece tek bir şeker geriye kalmıştı. Arkadaş kime vereceği esprisi yaptıktan sonra, bu tek şekeri o sırada yanımızda komündeki bir maya çocuğuna verdi. Çocuk şekeri alıp koşarak uzaklaştı. Biraz sonra çocuğun annesi ve babasıyla birlikte komün koordinatörü geldi. Şekeri neden verdiğimizi sordular. ‘Biz çocuklarımızın olmasını dilenci istemiyoruz’ dediler. Onların belki şekeri yok ama Zapatista onuru var…

Biz de şekeri tutukladık ve yenmemeye mahkûm ettik… (sürecek) 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.