Hanau saldırısı sonrası

Elif SONZAMANCI yazdı —

21 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • Almanya’da ırkçılık artıyor… Bu cümle artık daha da sık duyduğumuz, neredeyse artık sıradanlaşan bir cümle halini aldı. Nitekim her geçen gün yeni argümanlarla içerik olarak da zenginleşiyor.

Özellikle yabancıların günlük çilesi haline gelen uygulamalar yaşam koşulları zorlaştıkça daha da hissedilir hale geliyor.

Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi 2019'da bin 176 kişinin ırkçı ayrımcılığa uğradığı gerekçesiyle müracaat ederek danışmanlık hizmeti talep ettiğini duyurdu. Başvuranlardan her üç kişiden birinin ise etnik kökene yönelik ya da ırkçı fikirlerden kaynaklanan ayrımcılık nedeniyle başvurduğu belirtiliyor. Kaldı ki, bu rakamlar buzdağının sadece görünen yüzü. Rakamların çok daha yüksek olduğunu hepimiz tahmin edebiliyoruz.

Bu mağduriyetleri yaşayan kaç kişi gidip şikayette bulunuyor ya da danışmanlık hizmeti istiyor?

Bu rakamlar günlük yaşam içerisinde vuku bulan durumlara yönelik istatistikleri içeriyor.

Bir de istatistiklerin yükselmesine neden olan, ırkçılığı besleyen olaylar var.

Bunun en önemli örneklerinden biri Hanau katliamı. Ardından çok sayıda soru işareti bırakan, soruşturmaya yönelik muammalar bulunan katliamın ardından 6 ay geçti.

9 göçmen kökenli gencin katledildiği Hanau katliamı ırkçılığın Almanya’da geldiği noktayı gösteren önemli bir dönemeç. Fail Tobias Rathjen 12 dakikada 9 kişiyi katletti, annesi ile birlikte yaşadığı evde ölü olarak bulundu. 

Katliamın ardından katliamcının profilleri paylaşıldı. Fakat bu katliama da sanki münferit bir olay gibi yaklaşıldı, medya ağırlıklı olarak böyle yansıttı.

Nitekim Merkel tartışmalar devam ederken, “Bu olayın adını koymak önemli. Bu bir aşırı sağcı eylemdir. Lafı dolandırmaya gerek yok" demişti.

Fakat soruşturmaya baktığımızda lafın oldukça dolambaçlı bir hal aldığını bir kez daha görüyoruz.

Özellikle aşırı sağ menşeli saldırılara yönelik soruşturma ve davalarda, ki en yakın örneklerinden biri NSU davası ve sonucu, durumu yargılamaktan çok, tekil şahıslara yönelildiğine şahit oluyoruz. 

Hanau saldırısının ardından 6 ay geçmesine rağmen hala sürüncemede kalan bir dava süreci var. Saldırıya yönelik süreci takip eden 19 Şubat İnisiyatifi’nin Hanau’da gerçekleştirilecek anma günü bildirisindeki şu ibare oldukça önemli: 

“… öldürme amaçlı ırkçılık, antisemitizm ve aşırı sağcılık güç kazanmaya devam ediyor. Bu durum, polisler, askerler ve devlet kurumları tarafından görmezden geliniyor ve hatta destekleniyor.”

Bir ülkede şiddet artıyorsa, devlet politikaları ile destekleniyordur, ırkçılık artıyorsa keza. 

Bildiride ırkçılığın desteklendiği belirtiliyor. 

Evet destekleniyor. Bunu aşırı sağın yükselişinden gözlemliyoruz, aşırı sağ hareketlerin her fırsatı kullanarak kalabalıklaştıkları eylemlerden gözlemliyoruz, aşırı sağ menşeli davaların akıbetinden gözlemliyoruz. 

Davaların adını koyarken gösterilen çekingenlikten gözlemliyoruz. Dava sonuçlarının muammalaşmasından gözlemliyoruz. “Aşırı sağ hareketlere yönelik mücadele ediyoruz” denilirken, aşırı sağ hareketlerin muhalifleri çekinmeden açıkça tehdit etmesinden gözlemliyoruz. Nitekim Almanya'da 2018 yılından bu yana ırkçı içerikli 99 tehdit mektubunun yollandığı açıklandı. Mektupların çoğu ırkçı NSU 2.0 imzasıyla gönderilen mektuplar.

Hanau saldırısının ardından 6 ay geçti. Saldırısını kınamak amacıyla 19 Ağustos’ta birçok insan sokaklardaydı. Bugün de Hanau’da bir miting ile insanlar ırkçılığa karşı tepki gösterecek.

Irkçılığa karşı ırkçılık karşıtı eylemlerin yükselmesi, kamuoyu oluşturmak açısından önemli. Bu tepkiler yükseldikçe, davaların seyri de değişebilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.