Helikopterin havada kalan tekeri

Ferda ÇETİN yazdı —

5 Mayıs 2021 Çarşamba - 22:44

  • Hulusi Akar, dağlara, yamaçlara inmenin çok zor olduğunu, helikopterlerin yere teker koyamadığını anlatırken, bu zorlukları kendiliğinden oluşan, doğanın çıkardığı engellermiş gibi anlatıyor. Olayın aslı şu ki Türk ordusunun operasyonlar için eğitilmiş özel elemanları, ellerindeki her türlü modern silah ve donanıma rağmen, Kürdistan gerillaları karşısında bir yenilgi yaşıyor. 

Türk Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türk ordusunun Güney Kürdistan topraklarındaki işgaline ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamanın bir yönü başarısızlık ve yenilgi itirafı, diğer yönü Türk devletinin ihtiyaç duyduğu “meşruiyet” ile ilgiliydi.

“Dağlar, yamaçlar, inmesi binmesi çok zor. Helikopterler yere teker koyamıyor. Ele geçirilen uzaktan kumandalı Doçka var. Zagros dediğimiz dürbünlü keskin nişancı silahları, Bixi, Kanas, RPG roketatar, M-16, Kalaşnikoflar var. Çeşitli ve ileri teknoloji muhabere sistemleri var. Bunlara bu malzemeleri kimler verdi? Maalesef dost bildiğimiz bazı ülkeler PKK’ya füze verdi.”

Açıklama, dünyanın 8, NATO’nun 2. büyük ordusunun değil de, saldırıya ve haksızlığa maruz kalmış, teknik malzemesi ve silahları yetersiz bir devletin açıklamasına benziyor.

Ellerindeki uçak, helikopter, İHA, SİHA, roket, tank ve topları yetersiz gören Türk Milli Savunma Bakanı’nın dökümünü verdiği, “ele geçirilen malzemeler” ferdi silahlar. Dolayısıyla bu silahlar, insan iradesi, cesareti ve fedakarlığı ile birleşince sonuç alınabilen silahlar.

Hulusi Akar, dağlara, yamaçlara inmenin çok zor olduğunu, helikopterlerin yere teker koyamadığını anlatırken, bu zorlukları kendiliğinden oluşan, doğanın çıkardığı engellermiş gibi anlatıyor. Olayın aslı şu ki Türk ordusunun operasyonlar için eğitilmiş özel elemanları, ellerindeki her türlü modern silah ve donanıma rağmen, Kürdistan gerillaları karşısında bir yenilgi yaşıyor. Dağlara, yamaçlara inmeyi engelleyenler; helikopterlerin Kürdistan topraklarına teker koymasına fırsat vermeyenler Kürdistan Halk Savunma Güçleri’dir, PKK gerillalarıdır. Doğanın, koşulların ortaya çıkardığı herhangi bir talihsizlik veya terslik söz konusu değildir.

Hulusi Akar ve destekçilerinin çözemediği sır şu: inmesi, binmesi zor tepeler ve helikopterlerin teker değdiremediği toprakların, Kürdistan gerillası ile ana-çocuk ilişkisi var. Hulusi ve askerlerinin bu topraklardaki varlık nedeni ise tamamen kötülük, gasp, tecavüz, talan ve işgal ilişkisidir.

Bu yalın gerçeği Hulusi Akar da, Rojava ve Güney Kürdistan topraklarını karadan ve havadan Türk ordusuna açan BM, ABD ve Avrupa Birliği de gayet iyi biliyor. O nedenle, Birleşmiş Milletler Antlaşması’na, uluslararası hukuka ve devletlerin egemenlik hakkına aykırı bu işgalin, askeri başarıdan daha öncelikli ihtiyacı “meşruiyet”tir.

Türk devleti ve onu destekleyen güçlerin kendi başlarına bu işgali meşrulaştırma imkanları zayıf ve kısıtlıdır. İşgal ve soykırım için “içeriden” ve Kürtlerin desteğine de ihtiyaç duyuluyor.

Türk Savunma Bakanı Akar, bu meşruiyetin sorgulanmaya başlandığı anın, kendileri bakımından bitiş günü olacağını gayet iyi biliyor ve şöyle diyor, “Türkiye’nin, Kürtlerle hiçbir sorunu yoktur. Bu operasyonların amacı PKK terör örgütüyle mücadeledir” diyor.

Bu açıklama, 28 Nisan 2021 günü, Katar televizyonu Al Jazeera’ya açıklama yapan Mesrur Barzani’nin açıklaması ile kelimesi kelimesine aynı açıklamadır. Mesrur Barzani de; “Türk devletinin Kürt halkıyla sorunu yoktur. PKK burada olmamalı. Asıl sorulması gereken soru şudur: PKK neden burada?” demişti.

Kürt hükümetinin başbakanı sıfatı taşıyan kişi, gizleme ve saklama ihtiyacı duymadan, Türk devletinin Güney Kürdistan topraklarını işgal etmesini normal, makul, olağan buluyor. PKK gerillalarının Kürdistan’dan çıkarılmasını istiyor. Daha evvel Mesud ve Neçirvan Barzani de aynı açıklamayı yapmıştı.

“İçeriden” Kürtler eliyle yapılan bu açıklamaların 40 milyon Kürt’ün nazarında hiçbir meşruiyetinin olamayacağı açıktır. “Güney Kürdistan’da Türk askerlerine evet, Kürt gerillalarına hayır” siyaseti yürütenler, artık Kürt halkının ve Ortadoğu’daki güç odaklarının tepkisini de göze almış, siyasi ötanazi tercihi yapmıştır.

KDP yönetimi, siyasi intihar kararını, ABD ve Avrupa’nın oluşturduğu “terör listeleri” ve yasaklara güvenerek almıştır. Siyasal olarak bitişin, PKK’nin tasfiyesi üzerinden ve uzun yıllar sürecek bir iktidar ile yeniden tesis edilebileceğine inanılmaktadır.

Türk devletini Rojava, Güney Kürdistan ve Şengal üzerine saldırtan uluslararası konsorsiyum ise Türk hükümetine, PKK’nin tasfiyesi için her türlü yol ve yöntemi kullanmasına onay ve destek vermeye devam ediyor. KDP yönetimi de bu tasfiye planının asli ortağıdır.

ABD’nin, Kürt Özgürlük mücadelesinin öncülerinden Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan'ın bulundukları yeri bildirenlere 12 milyon dolar ödül vadetmesi de, Türkiye’nin işgali ve KDP-TC ortaklığına meşruiyet sağlama amaçlıdır. Türk devleti ve onunla işbirliği yapan KDP’ye, “terörizmle mücadele eden güçler” görüntüsü ve payesi verilmeye çalışılıyor.

Bu nedenle uluslararası güçlerin, Kürt soykırımını tamamlamak için Türk devletine verdiği desteğin en önemli boyutu, işgal, katliam ve soykırıma kılıf edilen “terör listesi”, “PKK yasağı” ve “Türkiye’nin güvenlik hassasiyeti” yalanıdır.

Dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlerin en temel ve asli görevi, Kürt Özgürlük mücadelesini, PKK’yi, Kürdistan gerillalarını terörizm ile itham edenlerin bu desteğini sona erdirmek olmalıdır.

Son on yılda dünya halkları ile devlet dışı organizasyon, kurum ve kuruluşlar, Türk devletinin zihniyetini ve pratiğini açık bir biçimde görmüş ve hakikati anlama sürecine girmiştir.

Kürt kurumları, Kürt siyaseti ve her Kürt bireyi, bulunduğu her yerde Kürdistan Özgürlük mücadelesini, öncülerini, PKK’yi ve Kürdistan gerillalarının meşruiyetini açık bir biçimde savunduğu oranda “terörizm” ve “Türkiye’nin güvenlik hassasiyeti” yalanı etkisiz hale gelecektir.

Türk devleti ve mevcut Erdoğan diktatörlüğü El Kaide, El Nusra, DAİŞ, ÖSO gibi her türlü suça bulaşmış; katliam, gasp, talan ve tecavüz eylemleri ile tanınan bu örgütlerin organizatörü ve suç ortağıdır. Bu ortaklık, Türkiye’yi destekleyen güçlerce de zaman zaman itiraf edilmekte; Türkiye’nin Kürtlere karşı işlediği savaş suçları, BM raportörleri tarafından raporlaştırılarak açıklanmaktadır.

Günümüzde, Türk devletinden daha büyük ve daha tehlikeli başka bir terörist oluşum olmadığına göre, bu oluşuma karşı, insanlık adına mücadele edenlerin savunulması da bir ahlak, vicdan ve insanlık görevidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.