Hindistan’da köylüler, neoliberal dönüşüme karşı

Dosya Haberleri —

16 Aralık 2020 Çarşamba - 23:00

  • Hindistan’ın 10 sendikasından ve 250’den fazla çiftçi kolektifinden oluşan bir birlik, 26 Kasım’da ülke çapında yüz binlerce işçi, öğrenci, işsiz ve çiftçinin katıldığı bir genel grev örgütledi. Eylemlerin odağında tarım sektörünü “reforme etmeleri” beklenen üç yeni yasa bulunuyor. Eylemdeki köylü ve işçiler, tarım sektörünün özelleştirilmesinin taban fiyat gibi güvencelerin kaldırılmasının da ilk adımı olacağından korkuyor.

AJU JOHN/MIHIR SHARMA/NIKITA JAIN
Çeviren: Osman Oğuz

Kasım, Yeni Delhi: Köylüler, protesto gösterilerinde, binlerce yük aracı ve römorklarıyla Hindistan’ın başkentini Haryana ve Pencab şehirlerine bağlayan otobanları trafiğe kapatıyor. Önemli otoyol girişlerine derin hendekler kazılmış ve barikatlar kurulmuş; polis, biber gazı ve panzerleri devreye koyuyor. Otoban blokajları, binlerce kilometrelik bir alana yayılıyor; çiftçiler, karşı çıktıkları yasalar geri çekilene kadar burada kalmaya kararlı. Singhu’nun Haryana’ya sınırında kurulan sokak barikatları, giderek büyük bir kampa veya tıbbi tesisleri, mutfağı, zahmetle kurulmuş su, süt ve çay dağıtım noktaları ve haftalarca yetecek erzak stoğuyla küçük bir şehre benzemeye başlıyor.
Haryana Delhi’yle uzun bir sınırı paylaşırken Pencab’ın köylerinin çoğu barikatın 4 ilâ 9 kilometre uzağında kalıyor. Çiftçilerin çoğu, birkaç günde bir akrabalarıyla görev değişimi yapıyor ve barikatı güçlendirmek için yeni erzaklarla geri dönüyorlar. Rajasthan ve Uttar Pradeş gibi başka kuzey eyaletlerinden köylüler de eylemlere katılıyor; Karnataka ve Tamil Nadu gibi güney eyaletlerinde ise dayanışma eylemleri var. Başkenti kuşatan köylülerin çoğu görece refah sahibi ve işlenecek büyük topraklara sahip olmasına rağmen eylemlerde konu edilen yeni yasaların etkilerini en sert hissedecek olanlar, çoğunluğu Dalitlerden (1) oluşan topraksız ve yoksul köylüler.

10 sendika, 250 birlik
Hindistan’ın 10 sendikasından ve 250’den fazla çiftçi kolektifinden oluşan bir birlik, 26 Kasım’da ülke çapında yüz binlerce işçi, öğrenci, işsiz ve çiftçinin katıldığı genel grevin çağrısını yaptı. Bu yılın başında, 8 Ocak’ta da Merkezi Sendikalar Platformu (CTU) grev hakkının da dahil olduğu bazı hakları kısıtlayan üç yeni iş yasasına karşı genel grev örgütlemişti. Şimdiyse tarım sektörünün deregülasyonunu (2) hedefleyen üç yeni yasa, 8 Aralık’taki genel grevin fitilini ateşledi. Günlük gazete “The Hindu”nun haberine göre grev çağrısı, “en az 25 siyasi parti ile toplumun büyük sendikalar, ticaret ve nakliyat birlikleri, meslek örgütleri ve Yüksek Mahkeme Barosu gibi kesimlerini kapsayan geniş bir yelpaze” tarafından desteklendi.

‘Mandiler’ piyasaya terk ediliyor
Eylemlerin odağında tarım sektörünü “reforme etmeleri” beklenen üç yeni yasa bulunuyor. Tarım gelirlerinin iki katına çıkarılması, Narendra Modi hükümetinin 2014’te göreve gelmesi sırasında verdiği en büyük sözlerden biriydi ama tarım gelirleri bunun tam tersine azaldı. Ülkede tarım konusundaki yasaların eyalet hükümetleri tarafından çıkarılması prensibini de çiğneyen yeni yasalar, merkezi hükümet tarafından tarım gelirlerini yükseltmenin yolu olarak pazarlandı. Bu yasalar, sözleşmeli ürün yetiştirmenin deregülasyonu, gıda ürünlerinin nakliyesi ve depolanması ile ilgili sınırlamaların kaldırılması ve Mandilerin (regüle edilen pazarların, ÇN) dışına yönelik tarım ürünleri ticaretine izin vermesiyle, pazara ve özel sektöre zirai değer üretiminde daha büyük roller kazandırıyor. Şimdiye kadar ülkenin neredeyse bütün eyaletlerinde çiftçiler, ürünlerini kayıtlı Mandilerde satabilmek için lisans alıyor ve komisyon ödüyordu.

Endüstri ülkeleri talep ediyordu
Bu sistem, zaten uzun süredir eleştiriliyordu: Ülkede yeterince Mandi yok ve olanlar da çiftçilere pahalıya geliyor ve yerel iktidar sahipleri bu Mandiler üzerindeki kontrolü ele geçirmiş durumda. Hükümet, tarım reformuyla aracı tüccarlar için komisyon sisteminin ortadan kalkacağını iddia ediyor. Reformu eleştirenler ise Mandilerin bu sisteme dayanamayacağını söylüyor ve şimdiki aracı tüccarların daha güçlü şirketler tarafından uzaklaştırılacağı argümanını dile getiriyor. Endüstri ülkeleri yıllardır Hindistan’da tarıma devlet desteğini sorguluyor. Tarım pazarlarının deregülasyonu, Hindistan ekonomisinin 1991’de liberalleştirilmesinden bu yana ülkedeki hükümetlerin ajandasında bulunuyor. Farklı merkezi hükümetler bugüne kadar eyalet hükümetlerini tarım pazarlarını açmaya teşvik etmeyi denedi.

‘Pazarlar sosyal alanlardır’
Londra Üniversitesinden Profesör Subir Sinha, “analyse & kritik” gazetesiyle yaptığı görüşmede “Pazarlar sosyal alanlardır” diyor: “Pazarlardaki insanlar arasında uzun süreli ilişkiler bulunuyor. Yeni yasalar, pazarlardaki mevcut sistemi, pazar ağının kontrolü büyük şirketlere ve uluslararası neoliberal gıda rejimine bağlayan yeni bir biçimiyle değiştirecek. Böylelikle aralarında zengin çiftçilerin de olduğu çiftçilerin denetim gücü, büyük ihtimalle yerel pazarlarda olduğundan çok daha düşük hale gelecek.”
Hindistan’daki köylülerin yüzde 85’i iki hektardan daha az toprağa sahip. Bunların çoğunun Mandilere erişimi de yok. Depo kapasitesi sorunu yaşıyorlar ve başka altyapı gereksinimlerine de sahip değiller, bu nedenle şimdi bile zaten ürünlerini teklif edilen ilk fiyata satmak zorunda kalıyorlar. Hindistan’ın marjinalleştirilen cemiyetlerinden gelen köylülerin ezici çoğunluğu, bu kategoriye dahil.

Taban fiyat kalkarsa...
Şimdi eylemde olan köylüler, özelleştirilmiş pazarların yaratılmasının taban fiyatın kaldırılmasının ilk adımı olacağından da korkuyor. Hindistan merkezi hükümeti, yılda iki kez çiftçilerin mahsullerinin satılacağı/satın alınacağı bir taban fiyat açıklıyor. Bu uygulamayla pazardaki güçlü dalgalanmalara rağmen çiftçilerin en azından asgari bir geliri garanti edebilmesi amaçlanıyor. Tohum saçma dönemi öncesinde taban fiyatın (Minimum Support Price, MSP) yayımlanması, köylülerin yatırım kararlarını etkiliyor ama bunun istikrar garantisi belki de bundan da önemli. MSP, ara stok yaratmasıyla ülkede gıda ürünü güvenliğine ve kamusal paylaşım sistemine katkı sağlıyor. Taban fiyatın korunması, eylemlerin en önemli taleplerinden biri. Hükümet MSP mekanizmasının korunacağını garanti etti ama kimse bu garantiye güvenmiyor.

Yasa metninde ‘olmayanlar’:
‘Topraklarımızı kaybedeceğiz’
Ahmedabad’daki Hindistan Yönetim Enstitüsünde kamu yönetimi profesörü olan Ankur Sarin, “analyse & kritik”e bu durumu, “Çiftçilerin kaygıları, yasa metinlerinde olanlardan daha fazla olmayanlarla ilgili” cümlesiyle açıklıyor ve yasa metinlerinde MSP’ye ilişkin bir ifade olmamasına dikkat çekiyor: “Çiftçiler bundan anlayacaklarını anladılar.”
Üç yeni tarım yasasının da ardında tarımdaki özel yatırımların verimliliği artıracağı ve bu sayede oluşan kazanımların çiftçilere aktarılacağı ön kabulü yer alıyor. Buna karşılık birçok yoksul köylü ise bize tarım reformunun sonuçları nedeniyle günün sonunda büyük ihtimalle topraklarını kaybedeceklerini söylüyor. Yasaları eleştirenler, büyük şirketlerin gelecekte tarım pratikleri ve yatırımları üzerinde etki kazanacağından ve büyük miktarda tarım ürününü istifleyeceğinden endişe ediyor; tedbirlerin tarımdaki devlet desteğinin büyük oranda geri çekilmesini getireceğine inanıyorlar.

Çalışma yasalarında da durum aynı
Hindistan Parlamentosu, bunun dışında ayrıca üç yeni çalışma yasasını karara bağladı. Tarımda olduğu gibi hükümetler, ülkenin çalışma yasalarını basitleştirmeleri ve değiştirmeleri için de uzun süredir baskı altında bulunuyordu. Bu konuda da ülkenin büyük ulusal partileri arasında eski düzenlemelerin Hindistanlı firmaların rekabet yeteneğini azalttığına dair bir uzlaşma hüküm sürüyordu. Ve bu konuda da değişiklikler, Modi hükümetinin “Yeterince bekledik” demesinden önce eyaletlerdeki yasalarla denendi. Geçmişteki hükümetlerin aksine Modi hükümeti, önce sendikalarla bir uzlaşmaya ulaşmayı denemiyordu bile.
Ülkede şimdiye kadar geçerli olan ve ücret, çalışma saatleri ve koşulları konusundaki asgari standartları, sosyal sigorta ve toplu sözleşme haklarını garanti eden yasalar, sadece ülkedeki çalışanların yüzde 10’undan daha azının bulunduğu kamu sektöründe geçerliydi. Ülkedeki sendikaların uzun yıllardır talep ettiği “bu yasaların milyonlarca düzensiz ve güvencesiz işçiyi kapsar hale getirilmesi”, merkezi hükümet tarafından görmezden gelindi.

Grev hakkı kısıtlanıyor
Hindistan’ın çalışma yasası, grevleri şimdi bile zorlaştırıyor; yeni yasalar ise grev hakkını daha da sınırlıyor. 1947 yılında çıkarılan bir yasaya göre temel kamu hizmetleri şirketlerindeki grevler, en az 14 gün öncesinden duyurulmadan gerçekleştirilemiyor. Bunun pratikte ortaya çıkardığı, aralarında madenciliğin ve çimento endüstrisinin de bulunduğu birçok endüstri dalında şirketlerin başarılı bir lobi çalışması yürütüp temel kamu hizmeti şirketi unvanını alması oldu. Yeni yasalarla birlikte grevlerin önce duyurulması zorunluluğu, bütün endüstri dalları için geçerli olacak; önce duyurusu yapılmayan grevler, “illegal grevler” olarak sınıflandırılacak. Böyle bir greve destek vermek ise yüksek para ya da hapis cezalarıyla karşılaşılmasına neden olabilir. Bir sendikanın kaydı da gelecekte böyle bir greve verilen destek nedeniyle kaldırılabilir. Yeni yasa bunun yanında “pazarlık yetkisine sahip sendika” konseptini getiriyor: Bir sendikanın pazarlık yetkisi kazanması için çalışanların en az yüzde 75’ini örgütlemiş olması zorunluluğu getiriliyor. Eğer sendika çalışanların yüzde 75’ini üye yapamamışsa -ki durum çoğunlukla böyle- hükümetler kendilerine sendikalar üzerinde sınırsız güç veren bir “Pazarlık Meclisi” kurma yetkisine sahip olacak.

Uluslararası dayanışma
Yeni çalışma ve tarım yasalarına karşı eylemler, uluslararası yankı da yarattı: Uluslararası dayanışma eylemleri, çoğunlukla Kanada, Büyük Britanya, ABD, Yeni Zelanda ve başka yerlerdeki Sih diasporası tarafından düzenlendi. San Francisco’da binlerce eylemci, Hindistan Elçiliğini kuşattı. Khalsa Aid gibi uluslararası ağlar tarafından barikatların desteklenmesi için önemli miktarda bağışlar toplandı. Berlin’de “İşçi Gücü” kolektifi ve “Hindistan İçin Berlin” 26 Kasım’da Alexanderplatz’da bir eylem düzenledi, yeni eylemler de Aralık için planlanmış durumda.

(1) Dalitler (Türkçe: dokunulmazlar), sistemin tümüyle dışında ve altında kabul edilen 200 milyon kadar Hintli insan grubu. Dalitlere, “dokunulmazlar” denilmesinin nedeni, tuvaletlerin (elle) temizlenmesi, ölenlerin gömülme işlemi, hayvanların bakımı gibi diğer kastlarda bulunan Hinduların iğrendiği ve aşağılayıcı bulduğu işlerin onlara yaptırılması. Dalit çocukları okulda eğitim alamaz ve Dalitler diğer kastlardan biriyle evlenemezler. (Kaynak: Wikipedia)
(2) Deregülasyon: Deregülasyon, kamu gücünün özel sektöre ve sermayeye devredilmesi yönünde yapılan yasal düzenlemelerdir.

* Nikita Jain, Yeni Delhi’de gazetecilik yapıyor ve sosyal politikayla ilgili metinler yazıyor. Berlin’de yaşayan Aju John, “Open Civic Learning”in kurucusu ve “Nagrik” podcastini yayınlıyor. Mihir Sharma, Bayreuth Üniversitesinde ders veriyor ve “Global Eşitsizliklerin Antropolojisi” konusunda çalışıyor. Yazı, ilk olarak “analyse & kritik” gazetesinin 15 Aralık 2020’de çıkan 666. sayısında Almanca olarak yayımlandı.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.