Hrant’ın kıymetini bilemedik

Dosya Haberleri —

18 Ocak 2022 Salı - 20:00

Ümit Kıvanç

Ümit Kıvanç

  • Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilişinin bugün 15. yılı. Ümit Kıvanç “Hafıza Yetersiz” filmi ile Dink’in Türkiye ve dünya hayallerini kendi sesinden aktarıyor.
  • Ümit Kıvanç, “Film fikrini yıllar önce Hrant’ın çocukları Arat ve Delal ile konuşmuştuk. Malzemeyi toparlamamız zor olmadı. Fakat benim haftalar, aylar boyu Hrant’ın sesiyle bir başıma kalmayı göze almam seneler sürdü” diyor. 

MAHİR FIRAT FİDAN/AMED

Şarkılarla Geçtim Aranızdan, Uçurtmam Tellere Takıldı, 16 Ton, Ah Asuman! gibi filmlere imza atan yazar ve yönetmen Ümit Kıvanç bu defa “Hafıza Yetersiz-Hrant İçin Bir Film” ile çıktı izleyicinin karşısına. 

Hrant Dink’in sözünü renge, şekle ve sese büründürerek aktaran film, Dink’e ve sözüne yaşam alanı tanımayan sistemin nerelerde hata verdiğini gözler önüne seriyor. Dink’in konuşmalarının derlenip kurgulanmasından oluşan film; Hrant’ı hedef haline getiren tutkusuna, kendi sesinden dinleyeceğimiz Türkiye ve dünya hayaline ışık tutuyor. 

Hrant Dink’in katledilişinin 15. yılına denk getirilen filme dair Ümit Kıvanç ile konuştuk. 

“Hafıza Yetersiz-Hrant İçin Bir Film”, Hrant Dink’in daha önce yaptığı konuşmaların derlemesinden oluşuyor. Böyle bir film yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Bize filmin hikayesini anlatır mısınız?

Hrant derdini esas olarak sesiyle, şivesiyle, kendine has vurgularıyla, heyecanıyla, cüssesiyle, eli koluyla, kaşı gözüyle anlatan bir adamdı. Yazardan çok bir konuşmacıydı. Karşısındakini etkileme ve ikna etme kabiliyeti vardı. Enerjisi dayanılmazdı. Bu yüzden, onun yazılarının kitap olarak derlenmesiyle yetinmemek, onu o kanlı canlı -ve sesli- haliyle insanlara anlatabilmek çok daha uygun olacaktı. Bunu yıllar önce Arat ve Delal (Hrant’ın oğlu ve kızlarından biri) ile konuşmuştuk. Malzemeyi derleyip toparlamamız zor olmadı, çünkü bunlar daha önce başka vesilelerle arşivlenmişti. Fakat benim haftalar aylar boyu Hrant’ın sesiyle bir başıma kalmayı göze almam seneler sürdü. Salgın döneminin tecrit havası içerisinde buna kalkışabildim nihayet.

“Hafıza Yetersiz” akla ilk olarak “Türklük Sözleşmesi”ni getiriyor. Hrant Dink cinayeti bu sözleşmenin yarattığı bir mekanizmanın sonucu mu? Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, hakikaten “Türklük Sözleşmesi” bahsindeyiz yine. Birkaç cinayet için kullanılmış bir tabir vardı: “Milli Mutabakat Cinayeti” diye. Hrant’ın öldürülüşü de tam budur. Üstelik, suikasttan sonra olanlar, suikast öncesinin kanıtlarıdır. Kim kimi kollamaya çalışmış, hangi belge sahteciliklerini düzenlemiş, neyi soruşturmamış, kimi kovuşturmamışsa… Buradan hareketle, cinayetin nasıl hazırlandığını ve örgütlendiğini de anlayabiliyoruz. Zaten, cinayetten en çok iki yıl sonra ortaya çıkanla bugün bilinen arasında pek az fark var. Sadece Fethullahçıların tasfiyesinden sonra bu işi tamamen onların üzerine yıkma operasyonu başladığında bazı olgular, bilgiler eklendi, o kadar. Tabi onlar da, devlete hakim olmaya çalışmış, çalışan başka ne kadar klik varsa hepsi hep birlikte bu işin içindeler. AKP de muhtemelen suikast organizasyonunda değil ama sonradan cinayet şebekesinin karar vericilerinin ve yürütücülerinin korunup kollanmasında, daha sonra da manipülasyon ve olayı saptırmada tam teşkilat devreye girdi. Bütünüyle bakıldığında suikast bir “resmi” organizasyondu. Hatta o kadar ki, bazı devlet görevlileri meselenin ne olduğunu bile tam anlamadan, “Bu herhalde devlet işi, münasip olanı yapmamız lazım” diyerek hareket etmişler.

Hrant Dink cinayeti, Türkiye halklarının ortak acısı. Bununla beraber hala aydınlatılmamış ve gerçek faillerin yargılanıp, ceza almadığı bir dava dosyası var ortada. Peki bu açıdan filmin nasıl bir misyonu var? 

“Türkiye halklarının ortak acısı” mı gerçekten, şüpheliyim. Evet, beklenenin çok üstünde bir empati, ilgi ve üzüntü doğdu bu olayda. Ama hala “halklar”ın büyük bölümünün alışıldık “öteki” nefretiyle yaklaştığını düşünüyorum. Trabzon seyircisi içerisinde faşist bir grup tribüne beyaz berelerle gelmişti, hatırlarsanız. Kimseden tepki görmediler. Fener-Galatasaray muhabbeti yapılırken, “Ermeni olurum, Fenerli olmam” diyen Kürt’e de rastgeldim. Filmin soruşturma ve davanın hakkıyla yürütülmesine herhangi bir etkisi, katkısı olacağını sanmıyorum. Hrant’ın derdi neydi, film bunu aktarmaya çabalıyor. Soruşturmaydı, davaydı, bu konularda devletin elindeki bilgi elbette bizi zkinin kaç katıdır. İstense her a açığa çıkarılır, suikast kararını ve emrini verenlerden aşağıya, hepsi derdest edilir. Ama etmezler.

Hrant Dink bir konferansta yaptığı konuşmada “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözü var. Var, çünkü kökümüz burada. Alıp gitmek için değil, gelip dibine gömülmek için” diyor. Bu konuşmayı belgeselde de görüyoruz. Mezar taşları artık gelecek kuşaklara aktarılan bir hafıza ve bir yurt olmaya başlıyor… Bu açıdan baktığınızda Türkiye’de eksik olan hafızanın temel nedenlerini anlatabilir misiniz?

Suçluluk duygusu. İlaveten, biz yok sayarsak hakikatin yok olabileceğine dair çocukça, ama yetişkinler kapıldığında aptalca olan inanç. İlaveten büyük günahı kabullenirsek bunun bugün işimize gelmeyen bazı bedeller doğurabileceği endişesi. Ayrıca üzerine koca bir yakın tarih anlatısı oturtulmuş büyük yalanların ortaya çıkmasının yaratabileceği sonuçlardan duyulan peşin korku… Bizim burada en büyük korku, riyanın temellerinin sarsılacağı korkusudur. Çünkü bütün hayat, hiç beklenmedik tarafları bile, riya üzerine kurulu.

Malraux “Sanat ölüme direnen tek şeydir” diyor. Türkiye’de baskı, sansür, hak ihlali, ekonomik kriz ve daha birçok sorun artarak devam ediyor. Siz sinema açısından bir direniş halinin olduğunu düşünüyor musunuz?

Biraz var, biraz yok. Salgın koşulları tabi hakikati örtüyor. Gerçekte toplumun neresinde ne cereyan ediyor, tam göremiyoruz. Memleketin ırmağına, dağına, ormanına kastetmiş muazzam acımasız saldırı ve buna karşı köylülerin, kırsal alan ahalisinin direnişleri var her yerde. Ama bunlar belirli bir direniş hattı oluşturacak şekilde bütünleşmiyor, yan yana gelmiyor, ilişkilenmiyor. Sinemaya gelince… Öyle çok boyutlu bir direniş sinemasının varlığından söz edemeyiz. Ancak son senelerde çok sayıda irili ufaklı belgesel, deneysel film ve kısa filmler üretiliyor. İnternet, tabi, paylaşım için çok elverişli bir mecra oldu, bu da bağımsız filmler üretilmesini teşvik ediyor. Bunların çoğu, yerleşik düzene hizmet etmeyen, insanları düşünmeye, kurcalamaya sevk eden şeyler. Ancak bağımsız sinema uzun zamandır sinema salonlarında değil maalesef telefon ekranlarında yaşıyor.

Yeni projeleriniz var mı?

Haksız hukuksuz ömürlerinden seneler gasp edilen insanları sürekli adüşünmekten, kafamı rahatlatıp berrak ve verimli şekilde düşünemiyorum. Var tabi aklımda bazı yeni projeler. Ama “şu var” somutluğunda konuşabilmem için biraz zamana ihtiyacım var. Keşke arkadaşlarım ve değer verdiğim insanlar özgürlüklerine kavuşsa da ben de projeler düşünebilsem!

Nasıl izleyebilirsiniz?

“Hafıza Yetersiz-Hrant Dink İçin Bir Film” İstanbul’da izleyiciyle buluşmasının ardından YouTube, Vimeo ve Hrant Dink Vakfı’nın internet sitesinde çevrimiçi olarak gösterime girdi. Filmi aşağıdaki adresten izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=KXUucIFVdF0&t=55s

 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.