• İHD Eşbaşkanı Cihan Aydın ile yazar Ayşen Şahin, Türkiye'de ifade özgürlüğüne yönelik baskıların demokratikleşme tartışmalarının merkezinde yer aldığını söyledi. Aydın, barış sürecinin hukuk devleti ve temel haklarla birlikte ilerlemesi gerektiğini vurguladı.

ERDOĞAN ALAYUMAT/İSTANBUL

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Cihan Aydın ile yazar Ayşen Şahin, ifade özgürlüğü alanındaki daralmayı gazetemize değerlendirdi.

İfade özgürlüğü karnesi

Türkiye'de düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar son iki yılda insan hakları örgütlerinin raporlarına da artan bir ivmeyle yansıdı. İHD ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) hazırladığı hak ihlalleri raporları, eleştirel düşüncenin giderek daha fazla ceza soruşturmalarının konusu haline geldiğini, toplantı ve gösteri hakkına yönelik müdahalelerin yaygınlaştığını, geniş bir toplumsal kesimin gözaltı, tutuklama ve yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakıldığını ortaya koyuyor.

İHD'nin 2024 Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Raporu, Türkiye'nin temel hak ve özgürlükler bakımından “fiili OHAL” koşullarını sürdürdüğünü belirterek, sosyal medya paylaşımları ve sokak röportajlarında dile getirilen düşünceler nedeniyle açılan soruşturmaların, barışçıl gösterilere yönelik polis müdahalelerinin ve muhalif siyasetçilere yönelik yargısal işlemlerin sistematik bir nitelik kazandığını vurguluyor.

TİHV'nin “Verilerle 2025'te Türkiye'de İnsan Hakları İhlalleri" çalışması ise yalnızca 2025'in ilk 11 ayında "örgüt üyeliği", "örgüt propagandası" ve benzeri suçlamalarla en az 2 bin 100 kişinin gözaltına alındığını, yaklaşık 400 kişinin tutuklandığını ortaya koyuyor. Adalet Bakanlığının 2024 istatistiklerine göre ise “Cumhurbaşkanı'na hakaret” suçunun da yer aldığı TCK 299-301 kapsamındaki dosyalarda 21 bin 813 kişi hakkında soruşturma, 7 bin 264 kişi hakkında kamu davası açıldı.

Cihan Aydın

Giderek daralıyor

İHD Eşbaşkanı Cihan Aydın, raporlara yansıyan tablonun tesadüf olmadığını belirterek, "İfade özgürlüğü ve onun özel bir biçimi olan toplantı ve gösteri hakkı gittikçe daralıyor. Bu alana yönelik çok ciddi bir yargısal taciz var. Buna medya ve sosyal medya üzerindeki baskıları da ekleyebiliriz. Türkiye'de ifade özgürlüğüne ilişkin iyi şeylerden bahsetmek maalesef mümkün değil" dedi.

Yargı seçici davranıyor

İfade özgürlüğü üzerindeki baskının en belirgin göstergelerinden birinin mahkemelerin tutumu olduğunu dile getiren Aydın, “Yargı bu konuda çok seçici davranıyor. İktidarın hedefindeki kişi ve gruplara yönelik şiddet ve nefret söylemleri tolere edilirken, muhalefetin şiddet ve nefret içermeyen, sadece iktidarın politikalarını eleştiren fikirleri çok hızlı, keyfi ve sert bir şekilde bastırılıyor. Bu seçicilik muhalefeti baskı altına alırken, iktidarla aynı çizgide duran grupları da daha pervasız hale getiriyor” diye konuştu.

Hukuk devleti ilkeleri

Kürt sorunun çözümüne ilişkin yürütülen sürecin demokratikleşmeden ayrı düşünülemeyeceğini ifade eden Aydın, kalıcı bir toplumsal barışın ancak hukuk devleti ilkeleriyle mümkün olabileceğini söyledi. Demokratikleşme ile barışın birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan süreçler olduğunu belirten Aydın, mevcut iktidarın ise bu iki başlığı birlikte ele alan bir perspektife sahip olmadığını dile getirdi. Aydın, şunları ekledi: “Bugün ifade özgürlüğüne yönelik baskılar sürerken, ana muhalefete yönelik yargı tacizi devam ederken toplumun bu sürece endişeyle yaklaşması anlaşılır. Demokratikleşme ve barış eş zamanlı yürümeli. İfade özgürlüğünün ve protesto hakkının olmadığı bir rejim kendisini ancak daha fazla otoriterleşerek sürdürebilir. Bunun karşısındaki en önemli güç ise toplumsal muhalefetin ortak bir demokrasi mücadelesi kurabilmesidir.”

Ayşen Şahin

Topluma gözdağı

Türkiye'de ifade özgürlüğüne yönelik tartışmalar, son dönemde sanatçıları ve mizahçıları da kapsayacak şekilde genişledi. Stand-up gösterileri, sosyal medya paylaşımları ve sanatsal üretimler hakkında açılan soruşturmalar, eleştiri ile suç arasındaki sınırın giderek daha fazla tartışılmasına neden oldu. Yazar Ayşen Şahin, ifade özgürlüğüne yönelik baskının artık tekil soruşturma ve davaların ötesine geçtiğini, farklı düşüncelere tahammülsüzlüğün siyasal iklimin temel özelliklerinden biri haline geldiğini söyledi. Şahin, "İnsanlar siyasi liderleri eleştirebilir, beğenmeyebilir, buna itiraz edebilir. Bu ifade özgürlüğünün doğal bir parçasıdır. Bugün tam da buna tahammül edilmiyor. Eğer ortada iddia edildiği gibi bir diktatörlük yoksa düşüncesini açıklayan insanların yargılanmasına ve tutuklanmasına neden ihtiyaç duyuluyor? Yaşadığımız rejim, adını koymaya yanaşmasa da uygulamalarıyla kendisini ortaya koyuyor" dedi.

Otosansür büyüyor

Şahin, son yıllarda ifade özgürlüğünü sınırlamak için kullanılan ceza hükümlerinin giderek daha geniş yorumlandığını belirterek, siyasi eleştiri ile hakaret arasındaki hukuki sınırın bilinçli biçimde belirsizleştirildiğini söyledi. Şahin, şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanı'na hakaret başka bir şeydir, siyasi eleştiri başka bir şeydir ama bugün bu ayrım ortadan kaldırılıyor. Aynı şekilde 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' ya da 'dini değerlere hakaret' gibi maddeler de insanların başının üzerinde sallanan bir tehdit aracına dönüşüyor. Böyle olunca insanlar neyi söyleyebileceğini değil, hangi cümlenin hakkında soruşturma açılmasına neden olacağını hesap etmeye başlıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor; çünkü otosansür tam da bu iklimde büyüyor.”

Söz susturulamaz

Toplumu umutsuz ve sessiz bırakmanın otoriter yönetimlerin temel yöntemlerinden biri olduğunu anımsatan Şahin, buna rağmen düşüncenin ve sözün tamamen denetlenemeyeceğini belirtti. Şahin, şöyle konuştu: “Söz çok kelepçelenebilir bir şey değil. Fikir hiç değil. Ne kadar baskı kurulursa kurulsun insanlar konuşmaya, düşünmeye ve birbirine anlatmaya devam eder. Otoriter rejimler insanların nefes alabileceği bütün alanları daraltmak ister, çünkü ne kadar umutsuz ve karamsar bir toplum yaratırsanız onu yönetmek o kadar kolaylaşır ama düşünceyi tamamen ortadan kaldırmanız mümkün değildir. Bu yüzden yapılması gereken yılgınlığa kapılmak değil, sözü çoğaltmak ve ifade özgürlüğünü birlikte savunmaktır.”